Parazit: En İyi Plan, Plansızlıktır. Böylece Hayal Kırıklığına Uğramazsın

Film, yoksul bir aile olan Kim’lerin tam da işe çok ihtiyaçları olduğu bir zamanda bir vesile ile hayallerinin sınırlarını zorlayacak zenginliğe sahip Park ailesinin evinde çalışmaya başlamalarını ve ardından gelişen olayları konu alıyor. Sistemin dışına atılmış bir ailenin sistemin içinde konforlu yaşam sunan bir ailenin içine girip açtıkları delikte yaşamaya çalışırken deforme olan bu alanda önü alınamaz bir girdaba sürüklenişini anlatmaktadır. Filmin ilk sahnesi araba tekerlekleri ve yoldan geçenlerin ayaklarının görüleceği kadar dar, tavan askısında kurumaya bırakılmış sıra sıra çorapların olduğu bir bodrum katı. Burası Kim ailesinin şehrin yoksul mahallelerinden birinde yer alan köhne evidir. Burası, dört kişilik bir ailenin yaşayamayacağı kadar dar ve böceklerin istilasına uğrayacak kadar pistir. Tuvaletin tavana yakın, evin sokağa bakan penceresinin ise göz hizasından yukarıda oluşu ait oldukları ekonomik sınıfın göstergesidir adeta. Filmde, üst sınıfı temsil eden Park ailesinin evi ise gerek bulunduğu muhit gerekse evin muazzam tasarımı ve dışarıyla ilişkilerini kuran pencerelerinden görünen ve adeta bir tabloyu andıran bahçe manzarası ile sahip olunan zenginliği simgelemektedir. Yönetmen bu iki sahnedeki farklı sosyal tabakaya ait insanların yaşam alanlarını keskinleştirmek için semtler arasında keskin geçişler yapıyor. Daha temiz, daha parlak iken aniden daha karanlık, daha dağınık ve daha kirli…

​Bong Joon-ho, iki farklı sınıfı keskin yaşamsal pratiklerle ayırmaktadır. Yoksulluk genel anlamıyla Kim ailesinin ekonomik ve sosyal durumunu tanımlayacak şekilde geniş bir resim olarak veriliyor. Örneğin bugün herkesin kolaylıkla ulaşabildiği internet onların hayatlarındaki önemli bir yoksunluk. Yiyecek alacak parayı pizza kutusu katlayarak kazanan Kim ailesi, pizza kutularını daha hızlı katlayabilmek için “how to” videosu izlemektedir. Bu noktada filmde çokça denk geleceğimiz bilinmeyen bilgiyi internetten edinme gereksinimine vurgu yapılıyor. Yoksul olmak, onlar için cahil olmak anlamına gelmiyor. Bilinmeyen bilgi yoktur, öğrenilmeyen bilgi vardır bilinciyle hareket ediyorlar. İşverenlerine paraya ne kadar ihtiyaçları olsa da boyun eğmiyorlar. Yoksul olmak kabullenmeyi gerektirmiyor Kim ailesi için.

Bu ailenin kaderini değiştiren ilk hamle, evin oğlu Ki-woo’nun arkadaşı sayesinde gerçekleşir. Üst sınıfı temsil eden Park ailesinin kızına ders veren Min, yurt dışı eğitimine giderken dersleri Ki-woo’ya aktarmak istemektedir. Min, ayrıca Kim ailesinin evine gelirken elinde uğur getireceğine inanılan bir taş getirir. Kurdukları hayallerin büyüklüğü onların inancını güçlendirecek uğurlu olduklarını düşündükleri objelere sarılmalarına neden olmaktadır. Yine burada da kaderlerini yönlendiren pek çok eşikte bu taşın bir rolü olur. Ama bu taşın aileye uğur mu, uğursuzluk mu getirdiği filmin sonuna kadar gizemini korur.

​Yaşadığı dünyanın, içinde yarattığı huzursuzluğu filmlerinde farklı perspektiflerden izleyiciye sunan Güney Koreli yönetmen Bong Joon-ho’nun Altın Palmiye kazanan son filmi Parasite, gelir eşitsizliğinin toplumsal yapıda oluşturduğu uçurumu mizahi anlarla süslü, keskin bir trajediyle -belki iddialı ama- kusursuza yakın bir şekilde sunmaktadır. Yönetmen bir röportajında, çevresini saran gerçekliğe derinden dalmak amacıyla bu filmi yapmaya karar verdiğini söylemektedir. Zaten kendi hayatlarımızda da bu meseleye kafa yorduğumuzu belirten yönetmen, son yıllarda bunun sinemadaki yansımalarının altını da çizer.

Film, isminin hakkını verir, içeriye girme fırsatı bulduğu anda kendine yer edip, orada yaşamını sürdürmeye ve bu sayede aklının içinde bir süre daha taşımaya mecbur bırakıyor izleyicisini. Sunduğu hikâye, anlatış tarzı, kullandığı ögelerle içinde bulunduğumuz dünyanın, bizi çarkları içinde yutan sistemin somut bir göstergesi halini alır. Bütünlüğünü, akışkanlığını kesmeden değişen duygusuyla film iki ana bölüme ayrılmaktadır: İlk bir saat içinde her şey normal seyrinde ilerlerken hatta yer yer güldürürken bir noktada yaşanan kırılmayla kalp atışları kademeli olarak yükselmeye, gerilim artmaya başlamaktadır. 

Anlama, kendinden olmayanı, kendin gibi olmayacak olanı kabul etmeyi sağlar. Burada birbirini anlamayacak kadar farklılaşmış iki ayrı kesimden iki ayrı aile ve hatta iki ayrı dünya vardır. Biri diğerinin ötekisidir. Kendini tanımlarken sıklıkla başvurduğudur. Mi’nin Kim ailesine getirdiği taşı gören baba Ki-taek önce minnet duyuyor ve bunun sanatla ilişkili olduğunu sanıyor ve soyut bir eser olduğuna kanaat getiriyor. Bunu daha sonra Park ailesinin evine ilk derse gittiğinde Ki-woo’nun duvarda yer alan bir resme yaptığı yorumu evin annesinin “sanattan anlıyorsun” tavrında görüyoruz; çünkü sanattan anlamak yalnızca zengin sınıfa bahşedilmiş bir yetenek olduğu için sınıflarından olmayan birinin anlaması alkışlanacak bir durum olarak vurgulanıyor. Ancak Kim ailesinin Park ailesine en önemli hamlelerinden biri de yine sanatla oluyor. Ki-woo’nun kardeşi Ki-Jung’un eve girişi Park ailesinin haşarı çocuğunu uysal bir hâle getirmek için sanat terapisti kimliğiyle oluyor -ki aslında öyle bir kimliği yok ama bu noktada kendine ait yöntemleri devreye giriyor.- Kim ailesinin en yetenekli ve akıllı bireyi kızları Ki-Jung’tur. Bütün planı kendisi tertipler ve ailenin diğer üyelerine biçtiği rolleri oynatmaya başlar. Ki- Jung’un photoshopta sahte belgeyi kusursuz yapabilmesi, soğukkanlılığı ve pratik zekâsı bunu sağlayan özelliklerindendir.

Başlarda günlük yiyecek sağlamak konusunda bile sıkıntı yaşayan Kim ailesinin eve yerleşmeye başladıktan sonra giderek karınlarını doyurmaya başladığını görüyoruz. Gelir arttıkça evdeki biralı kutlamalar, şoförlerin yemek yedikleri yerde kendilerine “ziyafet” çekmelerine kadar varır. Asıl ziyafet, Park ailesinin evinde kaldıkları akşam verilir. Hatta o kadar bilinçsiz bir tüketim söz konusu olur ki Ki-Jung köpeklerin mamalarından birinin tadına bile bakar. ​

Park ailesi ise sık sık meyve tüketen, erik suyu içen ve paketli ürünler tüketen sade beslenme tarzına sahiptir. Hatta evin annesi kamptan dönerken yaklaşık 8 dakika içinde “ram-dom” adındaki yemeğin hazırlanmasını ister. Bu yemek hakkında Bong Joon-ho: “Biri siyah fasulye diğeri ise baharatlı deniz ürünü aromasına sahip iki çeşit eriştenin karışımı ile hazırlanıyor. Ve bu sadece çalışan sınıfın değil orta sınıfın da popüler bir yiyeceği. Zenginler genellikle pahalı organik yiyecekler yer, bu yemeği tercih etmezler ama çocuklar için hâlâ popüler; çünkü zengin çocukları da çocuktur sonuçta. Hâlâ aynı lezzet zevkine sahipler. Ama anne zengin olduğunun altını çizmek için bu hazır ve hızlı yemeğin üzerine sığır filetosu ekletir. Gerçekten kimse böyle yemez, bu benim yaratımım.”

Filmin çözülmeye başlaması, Park ailesinin küçük çocuklarının doğum günü için kampa gittikleri gece yaşanır. Kim ailesi bu evdeki çalışanları çeşitli oyunlarla işinden ederken sadece kendilerini düşünmektedir. -hakkını yememek gereken baba Kim yerine geçtiği şoförün durumunu merak ediyor- Bu eve girdikleri günden itibaren kendilerinde ilerde böyle bir evde hatta bu evde yaşama hayali meydana geliyor. Ancak bu hayaller bir zil sesiyle bozulur. Evin eski hizmetçisinin eve gelişi bu ailenin tüm gerçeğini gün yüzüne çıkartmaktadır. Bu ziyaret filme üçüncü bir ailenin de hikâyesini dâhil ediyor. Park ailesine evin eski sahibi ve mimarından miras kalan hizmetçinin, evinin alt katında eskiden Kuzey Kore’den gelecek saldırılardan korunmak için mimar tarafından yaptırılmış sığınakta yaşayan kocasının varlığı ortaya çıkıyor. Bu duruma Kim ailesinin annesi asla taviz vermiyorken tüm ailenin patır patır merdivenlerden çaresiz karı kocanın önlerine düşmesi güçlü kartının da el değiştirmesine neden olur. Aynı sınıftan iki ailenin birbirlerine karşı acımasızlıkları da en az üst sınıfla olan çatışmaları kadar sert olur. Birbirlerine söyledikleri “Kardeşim” sözcüğünü kabul etmemeleri, birbirlerine acımamaları bir nevi infazlarını gerçekleştirmek için tek tuşa basmakla tehdit etmelerine kadar varır. Bakıldığında bu aynı sınıfa mensup iki ailenin niyetleri bulundukları alanı ele geçirmek değil, insani koşullarda hayatta kalmak ve bunun için aralarında başlayan mücadele hikâyenin gerilimini de ateşliyor.

​Bu sırada Park ve Kim ailesinin arasındaki samimiyetin kırılması koku yüzünden olur. Park ailesinin babası yüzünü ekşiterek, aileye, sınıfa ait kokuyu aşağılayıcı bir üslupla tanımlar: Nefes alınamayacak derecede olduğu, bozuk turp gibi koktuğu hatta ileri giderek metroya binen insanların kokusu gibi olduğunu söyler. Tüm bunlardan önce kokuyu Park ailesinin küçük oğulları ortaya çıkartır. Ablasının öğretmeninin, kendi terapistinin, hizmetçinin ve şoförün aynı koktuğunu söyler, bu ortaklığa annesi ve babası kulak asmaz. Ama koku önlenemez bir varlığa sahiptir saklanamaz, maskelense de yine ortaya çıkar. İyi niyetli olmayan koku yorumu bir aileyi, bir sınıfı hakarete uğratır. Hakarete uğramak, onurunun kırılması karşı tarafa duyulan saygı ve sevgiyi de değiştirir. Öteki daima kötü kokar. Bu nedenle de Kim ailesi nasıl kokarsa koksun Park ailesi için kötü bir kokuyu üzerlerinde taşımaktadır.

Bong Joon-ho

Yağmur filmde başat bir rol oynamaktadır. Kim ailesinin ve Park ailesinin dışarıyla olan ilişkisini belirleyen pencere, yağmurun da bu iki aile ile arasındaki ilişkiyi belirlemesinde etkili oluyor. Kim ailesi dışarıyı Park ailesinin evinin salonundan masalsı güzelliğiyle izlerken bir anda yağmur sebebiyle Park ailesinin eve dönmesi ve ardından Kim ailesinin evden kaçarken sokaktaki koşuşturmaları ve evlerindeki durum konforlu bir alanda izlerken huzur veren hava durumunun bir anda hayatlarını nasıl alt üst ettiğini de gösteriyor. Bir yandan huzurlu, sıcak bir alanda hatta “kaliteli” bir çadırda bile sorun yaratmayan yağmur, şehrin varoşlarında yüzlerce insanın hayatının kabusa dönmesine neden olup onlarca insanı evsiz bırakabiliyor. Bir kesim için huzuru simgelerken diğer kesim için felaket anlamına gelebiliyor.

Emel AKBAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir