Rise of Empires: Ottoman

Yönetmen: Emre Şahin Yapım Yılı: 2020

Sinema ve tarih ilişkisi üzerine ilk okumalarımı lisans yıllarında yaptım. “Sinema-tarih” dersimiz bir filmin nasıl analiz edilmesi gerektiğini, filmde anlatılmak istenenin nasıl tespit edileceğini öğretmeyi amaçlıyordu. İlk defa o zaman bir film benim ödevim olmuştu. O yıllardan beri kendimi beyazperdenin büyüsüne kaptırmış durumdayım.  Öyle ki yüksek lisans tezim de bizzat sinemada yaratılan bir tarihsel dönem algısı oldu. Koca bir çağın sinemaya nasıl aktarıldığını yüz beş film üzerinden anlatmaya çalıştım. Sonra durmadım tabii, bu konu üzerine makaleler yazmaya başladım, çalışmalarımla sempozyumlara katıldım. Ancak şimdiye kadar dönem dizilerinden hep uzak durmaya çalıştım, bunu da başardığımı düşünüyorum. Bugün, etkisi yoğun olarak hissedilen bir dizi üzerine yazmak istedim. Bir Netflix yapımı. Baştan söyleyeyim reklam için para almadım. Hatta diziyi övmeyi de düşünmüyorum; çünkü neresinden tutarsanız tutun elinizde kalıyor. Belirtmek istediğim bir başka husus ise film analiz etmenin, dizi analiz etmekten çok daha kolay olduğudur. Her şeyden önce gözden geçirmeniz gereken kare sayısı daha fazla ve bu nedenle dizi hakkında yazılacak her yazı eksik kalmaya mahkumdur. En başından benim yazımın da eksik kalacağının farkındayım. Zaten bir çift gözün dikkatinden kaçmayanları okuyacaksınız.

Dizi oldukça iyi bir bütçeyle ve popüler oyuncular da dizi kadrosuna dâhil edilerek çekilmiş. İzlemeden önce dersimi çalıştım ve senaryoyu yazan Kelly McPerson ile yönetmen Emre Şahin adını araştırdım. Bu iki ismi araştırırken dizinin danışmanlığını Celal Şengör ve Emrah Safa Gürkan‘ın üstlendiğini gördüm. Kendi hocalarımdan biliyorum ki danışmanlıklarını arzu eden ama onları dinlemeyen senarist ve yönetmenlerin varlığı nedeniyle işin iç yüzünü bilmeden danışmanlar hakkında yorum yapmak istemiyorum. Fakat kendime Celal Şengör’ün tarih formasyonu olmadığını, bir jeolog olduğunu ve güzel ülkemizde hatta güzelim dünyamızda Sultan Mehmed devri hakkında çalışan hoca mı kalmadı da bir jeoloğu danışman olarak kabul ettiler sorusunu sormadan geçemedim. Tarih için, “Tarihten önce tarihçiyi bileceksin” denir; aynı şeyi beyazperde için düşünecek olursak filmi çeken yönetmen ve senaryoyu yazan senaristi bilmek filmi okumayı kolaylaştırır. Gelelim senarist Kelly McPerson’a, kendisi ABD’li televizyon yapımcısıdır ve 2008 yılından itibaren bu dizinin de yapımcılığını üstlenen ve ortaklarından birinin de Emre Şahin olduğu Karga Seven Pictures ile birlikte çalışmaya başlamıştır. Emre Şahin ise ABD’de yaşayan Türk yönetmenlerdendir. Dizi hakkında verdiği röportajda yüzeysel bir iş değil; daha derine inen, katmanlı bir iş yapmaya çalıştık diyor. Yine aynı röportajda iki seneye yakın Fatih üzerine araştırma yaptığını dile getiriyor ve bu çalışma için Türkiye’de bir çok isimle konuştuğunu bu isimlerin sadece bir kısmının kameraya yansıdığını söylüyor[1].

Diziyi bölüm bölüm, sekanslar şeklinde analiz etmek yazıyı gereksiz şekilde uzatacağından ben okuduğum kroniklerden hareket ederek bariz hatalara dikkat çekeceğim. Öncellikle Sultan II. Murad ile Sultan II. Mehmed’in arasında var olan gergin ilişki tek başına Çandarlı Halil’in politikası olarak gösterilmiştir. Sultan Murad’ın, oğlu Mehmed’e karşı tutumunun temelinde çok sevdiği şehzadesi Alaeddin’in zehirlenerek öldürülmesi yatmaktadır. Dizinin danışmanlarından Roger Crowley (Yazar) Sultan Murad’ın oğlu Alaeddin’in adını Ali olarak vermiş ve kendisinin gizemli bir şekilde boğdurulduğunu söylemiştir oysaki Alaeddin zehirlenerek öldürülmüştür. Ayrıca aynı danışman Mehmed henüz şehzade iken 16 yaşında olduğu söylenen Ahmed’in öldürüldüğünü, anlatmış ancak kroniklerde şehzade Ahmet’i de tahta çıktıktan sonra Sultan II. Mehmed’in öldürttüğü yazmaktadır. Bunlar bilgi yanlışı olarak ilk anda gözüme çarpan hatalardır.

Sultan Mehmed’in şehzadelik dönemiyle ilgili çekilen sahnelerden birinde Çandarlı’nın “lala” olarak gösterilmesi ve Mehmed’i kırbaçlatması akıl alır gibi değildir. Ayrıca Sultan Mehmed’in ilmi kişiliğine katkısı olanlardan tek kelime ile dâhi bahsedilmemektedir. Özellikle verilen altı bölüm boyunca hocası Akşemseddin’den bahsedilmemiştir. Fazlasıyla ön plana çıkartılan ve fetihte kritik rol oynadığı imajı yaratılan Mara Hatun olmuştur. Halbuki kaynaklar isminden bu hususta dile dâhi getirmemektedir.

Sultan Mehmed’in ilk saltanat dönemi oldukça kısa sürmüş ve Batı’da hazırlık içinde olan Haçlı ordusunun yarattığı tehlike ve özellikle Çandarlı Halil Paşa’nın girişimleri ile Sultan Murad, tahtı oğlundan devralmış ve Varna Savaşı’nı komuta etmiştir. Mehmed için travmatik bir durum olduğunu kronikler de kabul etmektedir ancak dizi bu durumu Mehmed için bir hezimet gibi göstermiştir. Çandarlı Halil Paşa ile Sultan II. Mehmed arasındaki gerginlik dizide güzel işlenen konulardan biridir. Yalnızca idam edilme şekli kronikler baz alındığında hatalıdır. Ayrıca bir sahne var ki fecaat demek yerinde olacaktır. Sultan Mehmed’in üzerine Yeniçeri Ağası’nın yürüdüğü ve onu Çandarlı Halil Paşa’nın el işareti ile durdurduğu sahne… Bu sahneyi ne anlamak ne de açıklamak mümkün olmasa gerek. Çocuk yaşta da olsa Sultan’ın üzerine yürüyecek bir Yeniçeri Ağası ilk adımında ölümle burun buruna gelir.

Dizide, Sultan Mehmed ikinci kez tahta çıktığında kendisine sürekli Büyük İskender’i örnek aldığı vurgulanır durur ve Sultan’ın her iki lafından biri onun gibi büyük bir hükümdar olma arzusunu dile getirme olur. Bu sahneler, Sultan Mehmed’in şahsi arzuları ile Konstantinopolis’i kuşşatığı algısı yaratmaktadır. Oysaki tarihsel bağlamından koparılarak anlatılan bu büyük hareket Mehmed’in kişisel arzusundan öte Devlet-i Aliye için hayat memat meselesi idi. Balkanlardaki toprakları ile Anadolu’daki toprakları arasında kuruluşundan beri kendisini tehdit eden ve her fırsatta devleti ortadan kaldıracak hamleler atan Bizans İmparatorluğu vardı. Bu İmparatorluk var olduğu sürece Osmanlı güvenlik sorununu derinden hissedecekti. Genç Sultan bu duruma bir son vermek adına Boğazkesen’in inşasını başlatarak bu amaç doğrultusunda büyük bir adım atmış oldu. Hisar’ın inşası hakkında dizide detaya girilmediği için ben de detaylı bilgi vermekten yana değilim. Dizi doğrultusunda ilerlemeyi sağlıklı buluyorum. Kuşatmada oldukça önemli yer tutan Şahi toplarının dökümü hususunda kaynaklar bilgi verirken döküm ustasının kimliği hakkında ağız birliği etmemektedir. Kimileri Macar asıllı Urban ustadan bahsederken, kimileri de kimliğinin net olmadığı vurgusu yapmaktadır. Ancak topun döküm öncesi çizim aşamasında Sultan Mehmed’in de önemli katkıları olduğundan söz ederler. Dizi, haliyle bir noktada bir doğru üzerinden ilerlemiş ve bu muazzam topların önemine vurgu yapmıştır. Bu olayı, bazı kesimler aktarırken Bir Hristiyan devleti yine Hristiyanların katkıları ile yıkan bir Müslüman devlet olarak değerlendirmektedir. Maalesef Sultan Mehmed karakteri dizide çoğu zaman öyle vasıfsız gösterilmiş ki akla bu düşüncenin gelmemesi mümkün olsa gerek.

Kuşatmanın başladığı 6 Nisan tarihi ile iki ordunun karşı karşıya geldiği önemli anlar ekrana yansıtılmış ve bu sırada sık sık danışmanlara söz verilerek gerek kuşatmada kullanılan silahlar, gerek askerler, gerekse de saldırı ve savunma taktikleri yorumlatılmıştır. Özellikle XI. Konstantin’in, saldırı altında bir imparatorluğun hükümdarı olarak ruh hali ve genç Sultan Mehmed’in kuşatmanın uzamasıyla içine düştüğü sıkıntıları ve gelgitleri ekrana başarılı bir şekilde yansıtılmış. İzlerken XI. Konstantin’in içine düştüğü karamsarlığı ve Mehmed’in kararlılığını hissedebildim. Bu noktada oyuncuların başarısından da söz etmek gerekiyor. Teknik imkânların da etkisiyle savaş sahneleri ve şehir görüntüsü oldukça tatmin edici. Sekanslar arasında uyum dizinin tamamında yakalanmış. Filmde ön plana çıkarılan bir diğer karakter Cenevizli Kumandan Giovanni Giustiniani Longo olmuştur. Neredeyse altı bölüm boyunca Giustiniani’nin Osmanlı askerlerini nasıl hakladığını izliyorsunuz. Âdeta tek başına bir ordu gibi hareket etmektedir. Kendisinin yaşadığı gönül macerası da diziye serpiştirilmiş bir aşk hikâyesi tadındaydı. Dizi böylece yan hikâyelerle genişletilmeye çalışılmıştır. Sanki seyirciye sürekli savaş sahneleri göstermeyelim denmiş gibi Giustiniani’nin görüp etkisinde kaldığı George Sphrantzes’in kızı Therma ile sevişme sahneleri ekrana getirilmiştir.

Savaş sahnelerinin en zayıf noktalarında biri de figürasyonun zayıflığıdır. Ekrana getirilen saldırı sahneleri sırasında asker sayısının az olması sırıtmaktadır. Ayrıca kronikler Ortodoks rahip Gennadios’tan bahsederken ve üstelik Sultan Mehmed kendisini fetihten sonra Patrik ilan edecek kadar önem atfederken dizide isminin dâhi geçmemesi anlaşılır olmayan durumlardan biridir. Sultan Mehmed’in gemileri karadan yürüttüğü sahne de oldukça sıradan anlatılmış âdeta bir oldu bitti ile işlenmiştir. Ana adında bir Bizanslı köle kadının Sultan Mehmed ile aralarında geçen diyalog inandırıcı olmaktan uzaktır. Sultan ile girdiği tartışma ve hitap şekli sorunludur. Ayrıca dizinin orijinal dilinin İngilizce olması ve dizide tek bir sahnede Türkçe konuşan tek karakterin Ana olması da gülünçtür. Seyirciyi en başta dönemin ruhundan uzaklaştıran gerek Sultan Mehmed’in gerekse de XI. Konstantin’in ağzından dökülen İngilizce kelimelerdir. Buna sebep olarak yapım şirketinin Türkiye menşeili olmaması gösterilmektedir ancak dizinin işlediği konu ve anlatılan dönem baz alınırsa bu durumun dokuyu bozduğu su götürmez bir gerçek olarak ortadadır.

Fethin gerçekleşmesiyle birlikte Sultan Mehmed’in şehre girdiği sahne dizinin tüm ihtişamını lekelemektedir. Bizans halkı âdeta kendisini surların önünde sakince karşılamış gibi gösterilmiştir. Kaynaklar öğleden sonraya kadar Sultan Mehmed’in surlardan içeriye girmediğini ve girdikten sonra doğruca Ayasofya’ya gittiğini yazmaktadır. Özellikle Tursun Bey bu süreci oldukça ayrıntılı anlatırken sanki hiçbir kaynaktan bilgi edinilmemişçesine farklı bir anlatı oluşturulmuştur.

Tarihsel, dönemsel dizi/filmlerin önemini idrak etmek gerekiyor. Yeni nesil artık okumaktan imtina ediyor ve görsel malzeme ile öğrenme yolunu seçiyor. Bu yeni jenerasyon için yeni bir tarih yazılmakta ve bu konuda ne yazık ki senaristlerin, yönetmenlerin insafına kalmış durumdayız. Fatih portresi iç ve dış siyasete bağlı olarak her dönem tekrar tekrar ele alınmaktadır. Bu yeni dönem de mevcut iktidarın kontrolünde yeni bir tarih inşa edilmekte ve bu doğrultuda üzerinde en çok yazıp çizilen Sultan II. Mehmed Han dönemi olmaktadır. Bunu ulusal kanallarda her nasılsa uzun soluklu olmayı başaramayan Fatih dizilerini göz önüne alarak iddia etmekteyim.

Emel AKBAŞ

[1] https://www.filmloverss.com/emre-sahin-ile-rise-of-empires-ottoman-uzerine/ Erişim tarihi: 31.01.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir