The Two Popes: Bir Günah Çıkarma Öyküsü

Sir Anthony Hopkins‘in yer aldığı bir Netflix projesi olan film, Katolik Kilisesi içindeki iki farklı grubu ve geleneği temsil eden kişilerin çatışmaları üzerinden ilerlemektedir. Film, ilk defa 2019 yılı Eylül ayında gösterildi. The Two Popes‘in Netflix’in ağır topları The Irishman ve Marriage Story filmlerinin arasında kaybolmuş şahane bir film olduğunu söyleyebilirim. Altın Küre’de dört dalda adaylık hakkı kazanmış olan film, başroldeki iki yaşlı kurdun adaylıklarının dışında senaryo ve en iyi film dalında da yarışa girmişti.

Başrollerini Game of Thrones‘ta da Papa rolünü üstlenen Jonathan Pryce ve Anthony Hopkins‘in paylaştığı film, gerçek hayattan uyarlanmıştır.  Aralarında rekabet bulunan ve değişimi savunan Arjantinli Papa Francis ile dogmatik kurallara bağlı Alman Papa Benedict arasındaki dostluk anlatılmıştır.

Düşük bir beklentiyle harika sonuçlar alabileceğiniz bir filmden bahsedeceğim. Film, baştan aşağıya Papa Francis gibi mütevazı, sakin ve tadında ilerliyor. Hikâye iki gerçek karakterden beslenerek inşa edilmiştir. Bunlardan biri Hopkins’in canlandırdığı Papa Benedict, diğeri de Pryce’nin hayat verdiği Papa Francis. hepimizin bildiği üzere son Papa Francis, sosyal eşitsizlik üzerinden hareket eden, futbol tutkusuyla tanınan, mütevazı kişiliğiyle öne çıkmış ve aldığı radikal kararlarla hayranlık toplayan biri olmuştur. Son olarak, kilise üyelerinin karıştığı çocuklara yönelik cinsel istismar vak’alarında konuya gizlilik getiren “papalık sırrı”nı ortadan kaldırmıştır. Filmde de kendisinden önceki Papa Benedict’in bu konudaki zaaflarına ve günahlarına değinilmiştir. En çarpıcı sahnelerden biri de bu konunun iki Papa arasında konuşulduğu sırada filmin sesinin kısılmasıdır. Bu sahnede âdeta yıllarca istismara uğramış ve sesleri konuşmamaları için kısılmış cinsel istismar kurbanlarına yerinde bir gönderme yapılmıştır. Papa Benedict önüne konulan istismar dosyalarını yıllarca görmezlikten gelmiştir. Ama artık her şey ayyuka çıkmış ve daha fazla görmezden gelemeyeceğini anlamıştır. İstifa etme kararı almıştır ve bir taraftan da günah çıkarmaktadır. Papa Benedict’in en samimi isyanlarından biri de artık Tanrı’nın sesini duymadığını söylediği andır.

Peki tek günahkar Papa Benedict mi? Değil elbette. Filmde çok hoşuma giden bir söz vardı. “kimsenin suçlanmadığı bir yerde aslında herkes suçludur”. bu sözün sahibi son Papa Francis de hiç masum değildi. Papa seçilir seçilmez hakkındaki iddialar da hemen gün yüzüne çıkmaya başlamıştı. Kendisi 1976-83 yılları arasında Arjantin‘i demir yumrukla yöneten askeri cunta rejimiyle işbirliği içinde olmakla suçlanmıştı. Filmde bu suçlamalara da pek çok gönderme var. Bazı sahneler doğrudan papa Francis’in geçmişiyle ilgili. Şu anki kişiliğinin anlaşılması için bu sahnelerin varlığı zorunluydu diyebilirim. Birini iyi anlamak istiyorsak hikayesini bilmemiz gerekir. Bu nedenle  senaristin bu tercihi yerinde olmuştur.

1976 askeri darbesinde Arjantin’de otuz bine yakın insan, solcu ve yeni kurulan diktaya karşı olduklarından acımasızca öldürülmüştü ve öldürülenlerin büyük çoğunluğu rejim tarafından askeri uçaklardan okyanusa atılmıştı. Adeta katil devlet işlediği cinayetlerin üstünü kapatmak, geride delil bırakmak istemiyordu. Bu süreçte sadece öldürmekle de kalmadılar, muhalif hamile kadınların doğum yaptıklarında bebekleri ellerinden zorla alınıp rejime yakın ailelere verilmiştir. Bugün hâlâ gerçek ailesini bilmeden yaşayan binlerce insanın olduğu söylenmektedir. Darbeciler sadece solcuları değil, sol eğilimli cizvit rahipleri de öldürmekten çekinmediler. Rahiplerin bir kısmı öldürüldü, bir kısmı da kilisenin koruyuculuğundan atılarak rejimin zalimliğine teslim edildi. Rejime verilen rahipler aylarca işkence gördü. Bunlara göz yumanlar arasında o günkü cizvit tarikatının başında bulunan Papa Francis de vardı.

Filmde tüm bu meselelere değinilmiş. bir suçlayıcı dil kullanmaktan ziyâde Papa Francis’in gözünden olaylara bakmaya çalışılmış. Hatta senaryonun Papa’nın yanında durulduğunu belli eden bir dille  yazıldığını bile söyleyebilirim. Fakat bu duruş izleyiciyi rahatsız edecek çiğlikte değil. En azından ben rahatsız olmadım. Çoğu mesele düşündüğümüzden daha çetrefillidir. Bu çetrefilli meselelelere birçok açıdan yaklaşabilmek önemlidir. Senaristler bunu gerçekleştirmeye çalışmış olmalı.

Film, için genel bir yorumda bulunmak gerekirse baştan sonuna kadar merak uyandırıcı. İki Papa’nın sohbetlerini dinlemek ve arkadaşlıklarını izlemek çok keyifliydi. Hatta filmin sonlarına doğru samimiyetleri arttığından gülümseyerek izlemeye başlıyorsunuz diyebilirim. Bu arada film boyunca yağacağı söylenip bir türlü yağmayan yağmurun filmin sonunda gökyüzünden dökülmesi de hoş bir gönderme olmuş. Belli ki ağlayan gökyüzü de meydanı kaplayan insan kalabalığı gibi sevinç gözyaşları döküyordu.

Son bir ekleme yapmak istiyorum maalesef dinlerarası diyalogtan ne kadar bahsedilirse bahsedilsin her “Allahü Ekber” diyeni terörist görme eyiliminde olan bir Haçlı zihniyetine sahip Batı olduğunu söyleyebilirim. Bununla ilgili izlediğim filmlerde alenen böyle sahnelere dahi denk gelmiş biri olarak yazıyorum bu satırları. Aynı şey Doğu dünyası için de geçerli “kafir öldürmek ibadettendir” anlayışı bugün maalesef desteklenmekte, birçok Müslüman ülkede hayat bulmaktadır. Bunu körükleyenler siyasetçiler ve din adamlarıdır. Buraya bununla ilgili bir paragraf ekleyip metni sonlandıracağım. Papa Benedict’in konuşmalarından biri oldukça tartışılmıştı. Belki çoktan unutmuştur ve ben hatırlatmış olacağım. (Konuşma oldukça uzun olduğundan metni buraya taşımak istemiyorum, isteyenlere ulaşıp okuyabilir.) Peki bu konuşma provokasyon amaçlı kasıtlı bir konuşma mıydı yoksa kazara mıydı? Bence ne dediğini ve nedenini biliyordu.

Bizans hükümdarı Manuel II. Paleologos‘tan bir demeç seçmek, özellikle Türkiye ziyareti arefesinde. Daha etkili alıntılar bulabilirdi ve üstelik günümüze daha yakın bir dönemden. Müslüman dünyanın iki ülkesi -Irak ve Afganistan- doğrudan batı birlikleri tarafından işgal edildiğinde, Haçlı seferlerinin dili ile konuşmuştu. Neo-liberal dünyada çevresel bozulma, yoksulluk, açlık, baskı, gecekondu mahallesi sorunları üzerine sık sık demeçler veren Papa Benedict, bu defa Müslüman dünyası hakkında konuşurken hakaret etmeyi seçmiştir. Ancak Müslüman dünyadan gelen tepki oldukça cılız kalmış ve yerini dahi bulmamıştı. Belki de Muhafazakâr Papa Benedict, barış çubuğu uzatmak yerine var olan köprüleri yıkmakla uğraşırken kilise içindeki yolsuzluklara göz yumarak İsa’nın sesini duyamayacak kadar uzaklaşmıştı Hristiyanlıktan.

Emel AKBAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...