Türk Komedi(!)  Filmleri Ne izletiyor Bize?

Mizah, komedi ya da nüktedanlık bir toplumun sosyo/kültürel kalitesini, derinliğini, gelişmişliğini gösteren en önemli göstergelerden. İnsanların neye güldüğü, nasıl güldürüldüğü salt gülme eyleminden ziyâde insanların zekâ, beğeni gibi yeteneklerinin seviyesini de ortaya koyar. Mizah, komedi ya da nüktedanlık bir ahlaki yapının içinden doğar. Yani bunlar aynı zamanda insanların ahlaki yapılarını da ele verir. Aristo, Farabi ve İbn-i Miskeveyh gibi filozoflar ahlakı mükemmelleştiren, insanı kemale erdiren dört büyük erdemden bahsederler. Hikmet, iffet, şecaat. Bu erdemlerin hepsinin toplamı ya da hepsinin içinde yer alan adalet bu erdemlerden en önemlisi. Bu dört önemli erdemin dışında ikinci dereceden üç büyük erdem daha var. Dostluk veya sadakat, doğruluk veya gerçekçilik ve nüktedanlık veya zariflik.

Büyük filozofların büyük erdem olarak kabul ettikleri nüktedanlık ne yazık ki bu günlerde şebeklik,  maskaralık ve komikliğe dönüşmüş durumda. Zaten Aristo nüktedanlık ve zarifliği dostlukta, eğlencede, gülmede, güldürmede tam bir orta yol olarak tanımlıyor. Bunların fazlalığına maskaralık ve komiklik diyor. Nüktedanlık ve zarifliğin yokluğuna ise kabalık ve hoyratlık… Günümüzde içinde zekâ ve uyanıklık barındırması gereken nüktedanlık ya da mizah rezalete, insanı aşağılamaya, insani değerlerle dalga geçmeye indirgenmiş durumda. Yumuşaklık, nezaket, incelik ve kibarlıktan sıyrılmış hoyrat bir anlayışla karşı karşıyayız. İçinde hiçbir zekâ pırıltısı barındırmayan… İnsanların şiveleriyle dalga geçen, sürekli aşağılık bir cinselliği çağrıştıran görgüsüzlük…

Bugün mizah diye piyasaya sürülen maskaralıkların insan haysiyetini ve onurunu zedeleyen bir yanı da var. Hem mizahçılar kendi haysiyetlerini aşındırıyor hem de başkalarının… Ağza alınmayacak küfürler, müstehcen hatta porno bir dil… İnsani zaaflarla dalga geçilmesi… Alay, iztihza… Bunlar aslında tam anlamıyla varlığını tamamlayamamış, eksik kalmış, kendini yetiştirememiş hastalıklı zihinlerden sadır olan nakısalar. Ve bütün bu ucubelikler, saçmalıklar, değer aşınmaları sürekli insanların zihnine boca ediliyor. Oysa iyi bir insan daima nezaket ve zerafet üzre olmak durumunda. İnsanlığımızın niteliğinin, derinliğinin, olgunluğunun en bariz göstergelerinden biri de hareket ve konuşmalarımızdaki nezaket ve kibarlık… Karşımızdaki insanı ne şımartmak ne de kırmak…

Sözü sinemalarda oynatılan ve gişe rekorları kıran Recep İvedik 1-2-3-4-5, Gora, Arog, Organize İşler, Çakallarla Dans, Deliha, Cici Babam, Yol Arkadaşım ve daha adını sayamadığım Türk Komedi filmlerine getirmek istiyorum. Fazla emek ve bütçeye gerek kalmadan bir iki mankenin içine dâhil edildiği, küfrün, argonun, belaltı muhabbetlerin toplamından oluşan filimler… Bir dosta sohbet esnasında bu filmler niye bu kadar izleniyor diye sormuştum. O da ortalık Recep İvediklerle dolu demişti. Aksıran, tıksıran, geğiren, bağıran, böğüren, söven, arabanın camından sokağa balgamını tükürenlerle doldu memleket. Cinsel ve tinsel tatminsizler ordusu… Yani bu filmler aslında memleketimizin düştüğü bataklığın ekranlara bedihi bir yansıması. Ve bu mizah adı altında piyasaya sürülüyor. Dekadensin mizah olarak izleyiciye yutturulması. Evet, geçmiş yıllarda böyle bir tipleme toplum tarafından ayıplanırdı. Görgüsüzlük, kabalık, haysiyet yoksunluğu, küfür, aşağılama ne ararsanız hepsinin mizaha büründürülmüş olduğunu görürsünüz. Görüntülerinde, diyaloglarında hiçbir zekâ pırıltısının olmadığı, maskaralık ve kabalık arasında gidip gelen bir zavallılık… Okullarımızda çocuklarımıza insanlığın, terbiyenin, zarifliğin eğitimini vermeye çalışıyoruz ama bu filmleri izleyenlerden verdiğimiz eğitimin geri dönüşümü ne yazık ki kat’i surette olmayacak. Eğitimlisinden cahiline, âliminden alisine, gencinden yaşlısına bu tip filmleri izleyenlerden toplumuna faydalı insan çıkmasını beklemek boş bir hayal. Kabalık ve hoyratlıktan başka, kabadayılıktan, kıyıcılıktan öte hiçbir şey olmaz…

Genel olarak ‘Recep İvedik’ filmleri başta olmak üzere bütün filmlerde topluma lümpenlik, sorumsuzluk, kanun tanımamazlık, kuralları takmamazlık, görgüsüzlük gibi olumsuzluklar pompalanıyor. Adab-ı muaşeretin olmadığı, kuralların altüst edildiği, her yere lambur lumbur girmenin marifet olarak yansıtıldığı bu filmlerin toplumsal düzende yarattığı büyük tahribatlar ne yazık ki görmezden geliniyor. İnsanları sinema koltuklarında karınlarına ağrılar giresiye güldüren, gözlerinden yaşlar getiren bu filmler bir zaman sonra milleti bir arada tutan örfleri, âdetleri, nezaketi, zarafeti yok eden virüsler haline gelecek. O zaman komedinin gözyaşları trajedinin ağıtlarıyla beraber akacak. Filmde babaanne, torununa seni hangi mandıradan aldık diye sorabiliyor?

Bu filmlerin hepsinde baştan sona bencilliğin, yol yordam bilmezliğin kutsandığını izliyoruz aslında. Mizah ya da nüktedanlık izleyemediğimiz tek şey. Ahlaksızlığın, bayağılığın, edep yoksunluğunun seriye bağlanmış hali…

Zekâdan, incelikten, erdemden yoksun bir mizah sosyal ilişkileri de zedeler. Yaşama kültüründe irtifa kaybına yol açar. İnsan ilişkilerini samimiyetten uzaklaştırarak vıcık vıcık bir hale getirir. İnsanlar, insan olmanın ciddiyetini, derinliğini yitirir. Filmlerdeki kaba ve hoyrat dilin, samimiyetsizliğin, maskaralığın hemencecik çocuklarda, gençlerde karşılık bulduğunu bizzat tecrübe ediyoruz. Öğrenciler, öğretmenlerinden daha çok sinema filmlerindeki oyuncularla bütünleşiyorlar ve onları taklit ediyorlar. Filmlerdeki küfürler, adi espriler dilden dile dolaşıyor. Çocukların nüktedanlık ve zariflik yerine maskaralık ve kabalık arasında gidip gelen zavallılar durumuna düşüyor. Eğlenmiyoruz, gülmüyoruz aslında. Kendi değerlerimizin aşınmasına seyirci kalıyoruz. Sadece izliyoruz yozlaşmamızı…      

Ne gülüyorsun? Güldüğün senin trajedin!…

Muaz ERGÜ        

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir