Türk Sinemasının Tarkovski’si Nuri Bilge Ceylan’ın Üçlemesinin İkinci Filmi: Mayıs Sıkıntısı

Nuri Bilge Ceylan kendisini sinema dünyasına taşıyan kısa metrajlı filmi Koza’nın ardından fotoğrafçılıkla edindiği teknik bilgisini ve hassas, sinematografik gözünü beyazperde için konuşturmuş, imgesel anlatımıyla kasabasını mekân olarak seçmiş ve hoş bir üslup yakalamıştır. İlk uzun metrajlı filmi ve üçlemenin ilki olan Kasaba ile birlikte de dert edindiği şeyleri ortaya dökmeye başlamıştır. Nuri Bilge Ceylan, minik bir ekiple yola çıkmış ve Koza’da olduğu gibi yine oyuncu kadrosunu yakın çevresinden oluşturmuştur. Yediden yetmişe farklı jenerasyondan insanlarının yaşamlarına bakış atan Ceylan duyarlı gözlem yeteneğinin getirisiyle birlikte siyah-beyaz bir filme imza atmıştır. Berlin Film Festivali’nde ana yarışmaya seçilen ikinci uzun metrajlı filmi ve üçlemesinin ikincisi olan Mayıs Sıkıntısı ise film içinde film modelini kullandığı, içerdiği çekim sahneleriyle Kasaba filminin çekim öyküsünü ve bu filmden edindiği deneyimleri yansıtan özel bir yapıttır.

Nuri Bilge Ceylan

Ceylan’ın kasabasında çektiği son film olmasıyla da filmografisinde önemli bir yere sahip olan Mayıs Sıkıntısı, yönetmenin hayatından da parçalar taşımaktadır. Mayıs Sıkıntısı Saffet’in üniversite sınavında başarısız olduğunu gösteren belgeyi almasıyla başlar. Saffet’in hayal kırıklığı ve kızgınlığını belirten bu girişin ardından kısa sürede filmin öteki karakterlerini tanımaya ve dertlerini öğrenmeye başlanır. Kasabanın herhangi bir zamanda kendi döngüsü içerisinde kolay kolay yer almayacak bir durumu Muzaffer kasabaya taşır. Sürpriz bir ziyaret yapan Muzaffer’in amacı memleketinde film çekmektir. Kendisi film çekme hevesinde oladursun annesi sağlık sorunlarından, uykularından uyanmasına neden olan kaşıntılardan şikâyetçidir. Babasının sorunu ise tarlasındaki ağaçlardır. Emin, ağaçlar olmadan tarlanın hiç özelliği kalmayacağını düşünürken aksi gibi devlet bu ağaçların kesilmesini istemektedir. Yıllardır bakıp yetiştirdiği ağaçlarını kesmek istemeyen Emin kanunların kendi yanında olduğunu düşünerek yirmi yıldır yaptığı gibi kadastrocuları bekler. Büyüklerin dünyası böyle meselelerle meşgulken Muzaffer’in yeğeni olan minik Ali’nin en büyük arzusu müzikli bir saate sahip olmaktır. Halasının ona verdiği yumurtayı kırmadan kırk gün boyunca taşıyabilirse hayalindeki saate sahip olabilecektir. Ceylan, kiminin yıllardır süren kimininse bir süredir hayatlarında olan bu meseleleri filmin ilk on dakikasında sunarak kalan iki saat boyunca bu sıkıntı ve arzuların detaylı dökümünü yapar.

Yönetmen karakterlerinin durumlarını geliştirmek ve etkileşime sokmak için film çekim anlarını bir nevi tema olarak kullanmıştır. Karakterlerini ve meselelerini sunarken bir diğer yandan da film, özellikle Muzaffer’in diğerleriyle olan ilişkisine odaklanır. Karakterleri konuşturan ve dertlerini bize ayna misali yansıtan Muzaffer, gelişmesi beklenen bu öykünün başkahramanı haline gelir. Mini kamerasıyla etrafı görüntüleyerek film için kullanacağı mekanları seçerken bir yandan da oyuncular için bakınır ve deneme çekimleri yapar. Anne ve babasının gece konuşmalarını dinler, babası ona tarlayla ilgili dertlerini anlatırken onu kayda alır. Böylece Emin, yıllardır süren mücadelesini ve haklı olduğunu ispat etme yöntemlerini oğluna ve bize anlatır. Üniversite hayalleri olumsuz sonuçlanan Saffet ise isteksiz bir şekilde de olsa ailesinin ona fabrikada bulduğu işte çalışmaktadır.

Muzaffer’in filminde ona yer verme fikrini ise hemen benimser. Film için fabrikada bulduğu işten ayrılır. İşi bırakmasıyla ailesini karşısına alacak olmasına rağmen Muzaffer’in İstanbul’da ona iş bulacağını söylemesiyle önünde yeni bir umut belirir. Muhtemelen kendi yaşlarındayken kasabasından ayrılıp İstanbul’a giden ve konumuna bakılırsa iyi bir hayat süren bu adamın kendisi için neredeyse tek çıkış yolu olduğunu düşünmektedir. çocuk oyuncu için aklındaki isim ise Ali’dir. Tüm film boyunca cebindeki yumurtayı kırmamak için uğraş veren Ali de kendini filmin içinde bulacaktır. Muzaffer’in Saffet ve Ali’yi ekibe kattıktan sonraki uğraşı ise filmin diğer karakterlerini bulmak üzerine olur. Aradığını kasaba yerlileri arasından bulamayacağını fark edince kendi anne ve babasını ikna etmeye çalışır. Her ne kadar annesi bu iş için gönülsüz gibi davransa da ikna olacağının farkında bir şekilde film için gerekli ekipmanı almak için kasabadan ayrılır. Anne ve babasını ikna etmek için daha önce kameraya aldığı görüntüleri izletir ve o an kendi kendilerini değerlendirme fırsatı bulan Emin ve Fatma kendilerini oldukları gibi görme cesaretini gösteremeyecektir ve görüntülerindeki, tavırlarındaki kendilerini rahatsız eden enstantanelere bir sebep bulup yanındakileri de buna ikna etme çabasına girecektir. Kendi gerçeğiyle karşılaşmak her insanın hazır olduğu bir durum değildir ne de olsa.

Ekipmanlarla kasabaya dönen Muzaffer kısa sürede mekanlar üzerine karar kıldıktan sonra filmin çekimlerine başlanır fakat çekimler uzun süre Muzaffer’in hoşuna gitmez. Oyuncularıyla uğraşmak yerine aklı fikri biten film makaralarında, giden paralardadır. Emin’in de aklı fikri ağaçlarındadır. Filmin çok özel anlarından birinde, çekim sırasında yağmurun yağıp yağmadığını kontrol etmek için başını çeviren Emin, ağaç üzerinde bir işaret görür. Mekan aramak için çıktıkları bir günlük gezi sırasında ironik bir şekilde yıllardır beklenen kadastrocular gelmiş ve maalesef Emin onlara yetişememiştir. Bu sıkıntılı zamanların meyvesini beklediğinden fazla bir şekilde toplayansa küçük Ali olur. Hem müzikli bir çakmağa sahip olur hem de müzikli saati hak ettiğini ispatlar. Tüm bu sıkıntılı havadan nasibini alan diğer kişi ise Saffet’tir. Muzaffer fikir değiştirerek Saffet’in İstanbul’a gelmesini doğru olmayacağını söylemiştir. Saffet umutlarını bağladığı bu durumdan istediğini alamamıştır.  Ceylan’ın Mayıs Sıkıntısı”nın ardından çektiği filmi Uzak da bu gergin ilişkinin devamı niteliğindedir. İstanbul”da yaşayan Muzaffer”in karşısına dikilecek olan Saffet ile olan sorunlu ilişkisi üçüncü uzun metrajının temel meselesini oluşturacaktır. Üçlemenin son filmi olan Uzak’ta ise Muzaffer’in yanına gelen Saffet’in İstanbul’da var olma hikâyesine tanık olunmaktadır.

Filmde çekildiğini gördüğümüz sahneler Kasaba filmini izleyenler için pek yabancı değildir. çekilen sahnelerden anlaşıldığı üzere yapım aşamasını gördüğümüz film Kasaba’dır. Ceylan çok özel bir göndermeyle filmleri arasındaki bağlantıyı farklı bir düzleme oturtarak bizi Kasaba’nın öncesine, ilk filminin çekilme zamanlarına götürüp ve deneyimlerini sunmuştur.

Filmin sahip olduğu duygu yoğunluğu- adına ister sıkıntı ister başka bir şey diyelim- kasabanın atmosferinin yanı sıra çoğu kez karakterlerin sahip olduğu uyuşukluk ya da farkındasızlık anlarında yükselir. Böyle bir anda kaplumbağa özgürlüğüne kavuşabilmiş, böyle bir anda otuz küsur gündür taşınan yumurta kırılmıştır. Baba içinse durum aynı zamanda ironiktir. Film için tüm aile kasaba çevresinde gezinirken kadastrocular gelmiş, hayat bir günlük kaytarmanın cezasını kesmiştir. Diyaloglar sırasında fonda duyulan klasik müziğin yer yer sadece hissinin kalacağı şekilde sesinin kısılması gibi söyleyeceklerini bağırma ihtiyacı duymadan iletebilmesini sağlamıştır.

Ceylan’ın yönetmenliğini, görüntü yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlendiği film, 19. İstanbul Uluslararası Film Festivali, 36. Antalya Altın Portakal Film Festivali, 21. SİYAD Ödülleri, 12. Ankara Film Festivali, İskenderiye Film Festivali, Bergamo Fiilm Festivali, Buenos Aries Uluslararası Film Festivali ve Berlin Film Festivali’nde çeşitli ödüllere layık bulundu.

Emel AKBAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...