Dr. Hayati Bice İle Yesevî ve Yesevîlik Üzerine

Sohbetimize başlarken öncelikle Ahmet Yesevî’nin ve Divân-ı Hikmet eserinin ülkemizde tanınması noktasındaki çalışmalarınız için teşekkür etmek isteriz. Ülkemizde tasavvuf, tarikat, Hoca Ahmet Yesevî adlarını çokça duyuyoruz ama maalesef bunları gereği gibi bilmiyor, tanımıyoruz. Ortalıkta bir sürü şehir efsanesi, tevatürler dolaşıyor. Herkes kendine göre bir tasavvuf tanımlıyor, kendi Ahmet Yesevî’sini seviyor. Belki de çoğu insan sevdiğini, inandığını, bildiğini zannettiği hususların doğrusunu öğrense çok şeyden nefret edecek. TRT’de bu Ramazan ayında başlayan Mavera adlı ve Hoca Ahmet Yesevî konulu TV dizisi de bu konudaki ilgiyi arttırdı.

Hocam siz akademik anlamda tıp doktorusunuz ama tasavvufla akademik anlamda da ilgilisiniz. Tasavvuf doktorusunuz aynı zamanda. Ahmet Yesevî ile hem gönül bağınız var hem de çalışmalarınız… Neler söylersiniz bu hususlarda? Tasavvuf’a, Hoca Ahmet Yesevî’ye yöneliminiz nasıl ve hangi şartlarda gerçekleşti?

Pîr-i Türkistan ile tanışıklığım, üniversite yıllarımda hakkında okuduğum birkaç yazı ve üstadımız Kemal Eraslan’ın “Divân-ı Hikmet’ten Seçmeler” eseri ile başlamıştı. Ancak Hazret Sultan ile yüzyüze denebilecek tanışmama gelince 1990 yılında Medine-i Münevvere’de, Doğu Türkistanlı bir Uygur asıllı mürşid vasıtasıyla Ahmed Yesevî’nin Divân-ı Hikmet eserinin orijinal bir baskısı ile karşılaştım. Abdulmecid Kaşgarî adlı bu aksakal bana, Divân-ı Hikmet’in Taşkent’te yapılmış hicrî 1298 tarihli taş basması bir nüshasını verdi: “Bunu götürün, Türkiye’de basın” dedi. Hazret Sultan Yesevî ile özel muhabbetimiz o gün Medine-i Münevvere’de, işte o anda başladı, diyebilirim. Bu yıl 2021’de yaşadığımıza göre tamı tamına 31 yıl olmuş. 1993 yılında Kaşgarî’nin talimatı yerine geldi: Yayına hazırladığım Divân-ı Hikmet’in 144 hikmetlik ilk baskısı Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları tarafından yapıldı. Geçtiğimiz günlerde 10. baskısı yapılan bu Divân-ı Hikmet baskısı 256 hikmetlik içeriği ile bugün yeryüzünde bir araya getirilmiş en kapsamlı Divân-ı Hikmet yayınıdır.

1992 yılında Kazakistan’ın Türkistan adı verilen şehrindeki Ahmed Yesevî Türbesi’ni ilk ziyaretimizin de benim için manevi değeri büyüktür. O ilk ziyaretten iki yıl sonra Kazakistan’da, Ahmed Yesevî Üniversitesi’nde 1994-1995 öğretim yılında görev almaya davet edildim. Orada da Türkistan’da yaşayan Yesevî dervişlerini araştırdım; ulaşabildiklerimle sohbetlerimiz oldu, Yesevî zikrine ilişkin ses kayıtlarını aldım. Yesevîlik tarikatı, Yesevî geleneği hakkında yaptığım araştırmalar, Divân-ı Hikmet üzerindeki çalışmalarımın tasavvufî anlamda yeni boyutlara ulaşmasını sağladı.

Hayati Bice için tasavvuf ne anlam ifade ediyor?

Tasavvuf, zikir vasıtası ile Allah ile doğrudan bir ilişki kuran sûfinin, kendi nefsini tanımakla Rabbini tanıması ve rızâsına ermesi ile gelişen ruhanî bir süreçtir. Tasavvufun kul ile Halık Teâlâ olan Yaradan arasında doğrudan ve kişiye özel bir ilişki kurmanın asırlardır denenmiş vasıtası olduğu bilinmelidir.

Hoca Ahmet Yesevî kimdir? Onu yoğuran coğrafya ve şartlar hakkında neler söylersiniz?

Hoca Ahmed Yesevî, Türk dünyasının manevi hayatında asırlardır tasarrufu devam eden ve “Pir-i Türkistan”, “Hazret Sultan” namı ile anılan büyük bir Türk mutasavvıfı, bir mürşid-i kâmildir. Sûfî bir şair ve tarikat sahibi bir mürşid olarak kendi adıyla anılan Yesevîyye tarikatının esaslarını belirlemiş ve bugün bütün dünyada büyük bir yaygınlığa sahip Nakşibendiyye tarikatı ile Kübreviyye, Çiştiyye gibi tarikatları da çeşitli şekillerde etkilemiştir. Kazakistan’ın, tarihi ismi Yesi olan ancak Sovyet döneminde Türkistan adı verilen şehri, ülkenin Türklük bilinci sağlam Elbaşı Nursultan Nazarbayev tarafından iki yıl kadar önce Güney Kazakistan eyaletinin merkezi haline getirilmiştir. Türbesinin bulunduğu şehir Türk Devletleri Konseyi tarafından 31 Mart 2021 tarihinde “Türk Dünyasının Manevi Merkezi” olarak ilan edilmiştir. Türkistan şehrine yapılan uluslarası havaalanı da yakınlarda açılmıştır. THY’nın ilk Türkistan Seferinin 3 Mayıs 2021 tarihinde yapılacak olması da çok önemlidir. Artık Ahmed Yesevî Türbesi’ni ziyaret etmek isteyenlerin bu dileğini yerine getirebilmeleri çok kolaylaşmıştır. TRT dizisinin yayını sonrasında bu talebin artacağı tahmin edilebilir.

Ahmed Yesevî bugünkü Kazakistan Cumhuriyeti’nin güneyindeki Çimkent şehri yakınlarında bulunan Sayram kasabasında dünyaya gelmiştir. Doğum yılı kesin olarak bilinmemekle birlikte, 73 yıl yaşadığı ve 1166 yılında öldüğü şeklindeki bilgiler gözüne alındığında miladi 11. yüzyılının ikinci yarısında doğduğu kabul edilebilir. Babası Sayram kasabasında yerleşmiş ünlü bir âlim olan İbrahim Şeyh, annesi ise Ayşe (Karasaç) Ana olarak bilinmektedir. Kaynaklar İbrahim Şeyh’in Hazret-i Ali‘nin oğullarından Muhammed Hanefi‘nin neslinden geldiğini kaydetmektedir. Annesi ve babasına ait türbeler Sayram kasabasındadır.

Yesevî’yi ‘Şeyhü’l-meşâyıh-i Mülk-i Türkistan’, ‘Pîr-i Türk’ unvânları ile anıp kayda geçiren ise Türkistan edebiyatının zirve ismi Ali Şir Nevâi’dir. Hazret Sultan Yesevî’yi 15. yüzyılın temel tasavvuf kaynaklarından Reşahât müellifi ise ‘Serhalka-i Meşâyıh-i Türk’ unvanıyla kayda geçirmiştir. Evliya Çelebi ise kendisinin de soyundan geldiğini Seyahatnamesi’nde iftihar ile ve müteaddit defalar tekrarlayıp Ahmed Yesevî’yi ‘Pîr-i Türk-i Türkân’ sıfatıyla yüceltir. Bütün bu gösterişli unvanlar Divân-ı Hikmet eserinde kendisine “Kul” unvanını layık gören Ahmed Yesevî’nin tarih içerisinde kazandığı saygınlığın birer göstergesi olarak kabul edilmelidir.

Hayati Bey, Ahmet Yesevî’nin ilim ve tasavvuf hayatında etkili olan Arslan Bab ve Yusuf Hemedanî, hakkında bilgi verir misiniz? Aynı zamanda Pir-i Türkistan’ın bağlantılı olduğu Ebû’n-Necîb Sühreverdî, Şihabeddîn Ömer Sühreverdî ve Necmeddîn Kübrâ ile ilgili neler söylersiniz?

Arslan Baba, Divan-ı Hikmet’te siminden en çok söz edilen bir kişiliktir. Hakkındaki bilgiler bu hikmetlerden hareketle oluşan menkıbelerle sınırlıdır. Hikmetlerden anladığımıza göre Arslan Baba, Ahmed Yesevî’ye ilk tasavvufî terbiyeyi verme yanında, tasarrufatı ile de onu ölümünden sonra da daima desteklemiş bir Allah dostudur. Hikmetlerde kaydedildiğine göre Arslan Baba, Ahmed’i yedi yaşlarında bir çocukken bulmuş ve yaklaşık bir yıl süre ile eğittikten sonra vefat etmiştir. Önemli bir nokta ise Ahmed Yesevî halifelerinden tarihen ismi bilinen birçoğunun Arslan Baba evladı olduğudur. Mansur Ata’dan başlayıp Zengî Ata’ya kadar uzanan dört halkalık bir hilafet zinciri tarihî kaynaklarda dercedilmiştir. Arslan Baba’nın Otrar yakınındaki türbesi ve yanındaki hulefa kabirleri bu zatın efsanevi bir kişilik olmadığının ve irşad faaliyetinde bulunmuş bir Türkistan velisi olduğunun kanıtıdır.

Yusuf Hemedanî ismini ise daha çok ikincil kaynaklarda görmekteyiz ki bunlardan en önemlisi, Türkçe’ye Necdet Tosun tarafından “Hayat Nedir?” adı ile aktarılan “Rutbetül-Hayat” adlı risaledir. Bu risalede Ahmed Yesevî doğrudan Yusuf Hemedanî halifelerinin birisi, hattâ üçüncü postnişin olarak gösterilirken Hemedanî-Yesevî bağlantısını şüpheli hale getirme çabalarını anlayabilmek mümkün değildir. Yakın zamanda ortaya çıkan bazı silsile şecerelerinde Yesevî ile Sühreverdi ve hatta Gavs-ı Âzam Geylanî arasında manevi bağlantılar olduğu görülmekte ise de bu şecerelerin tarihen yakın tarihli olmaları konuyu tartışmaya açık hale getirmektedir. Türbesi Türkmenistan’da bulunan Necmeddin Kübra ise yaşadığı yüzyıl itibarıyla Harezm bölgesine Yesevî halifesi olarak gönderilen Süleyman Hakîm Ata ile ilişkili olabilir.

Hocam bir makalenizde: Git al bir Divân-ı Hikmet; oku ve gör bakalım Ahmed Yesevî sana ne diyor?” diye soruyorsunuz. Divân-ı Hikmet nedir? Divân-ı Hikmet’inde Pir-i Türkistan Ahmet Yesevî ne diyor, ne söylüyor bizlere?

Divân-ı Hikmet’i yayınlamış bir kişi olarak en sık karşılaştığım sorulardan birisi “Ahmed Yesevî hikmetlerinde ne anlatır?” şeklindedir. Bu soruyu soranlara da ve “Ahmed Yesevî’den nasıl faydalanabiliriz?” diye merak eden gençlere de Divân-ı Hikmet’ten her hafta dört-beş şiir okumalarını söylüyorum. Divân-ı Hikmet’i oluşturan Hikmetler genellikle dörtlüklerden oluşan Çağatay Türkçesi ile kayda geçirilmiş şiirlerdir. Böylece yaklaşık bir yıl içerisinde şu anda elimizde olan, Türkçe olarak tarafımdan yayına hazırlanan, otuz yıla yaklaşan çalışmalarım sonucunda bugün bir araya getirme şerefine ulaştığım Divân-ı Hikmet’teki 256 hikmetin tamamı okunmuş ve Hazret-i Pîr-i Türkistan Ahmed Yesevî’nin sohbet halkasına manevî olarak dâhil olunmuş ve Ahmed Yesevî ile sohbet edilmiş gibi olunacaktır. Tasavvuf lezzetini tatmaları için de günümüz gençleri Yesevî hikmetlerini okumalıdır.

Tasavvuf doktoranızda “Divân-ı Hikmetteki Tasavvufî Kavramlar”ı ele aldınız. Çalışmanızda ulaştığınız sonuçları özetler misiniz?

Ahmed Yesevî’nin Divân-ı Hikmet eseri, Türkçe ile yazılmış ilk İslâmî eserlerden birisidir. Divân-ı Hikmet eserinde sıradan bir Müslüman için dinî inancının temelleri ve insanların günlük hayatlarına yansıyan yönleri olan ibâdet ve ahlâk konuları işlenmiştir. Hikmetlerde İslâm’ın yaşanmasında rol model olarak Hz. Rasûlullah (s.a.v.), önceki peygamberler, ashab-ı kirâm ve bazı büyük velîler takdim edilir. Divân-ı Hikmet hikmetlerdeki konular itibarıyla birçok tasavvufî kavramı içermektedir. Hikmetlerdeki tasavvufî anlam katmanları ele alındığında öncelikle belirtilmesi gereken husus, Ahmed Yesevî’nin insanlara hitap ederken kullandığı kavramların, aynı kavramlara Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinde verilen karşılıklarla olan tam uyumudur. Her kavram ele alınırken, bu uyumu kanıtlamak üzere ilgili âyetlere atıfta bulunulmuştur. Bu mutabakat, Ahmed Yesevî’nin Kur’ân-ı Kerîm’i anlama noktasındaki yetkinliğinin de kanıtıdır. Mahiyeti itibarıyla bir tefsir kitabı olmayan hikmetler külliyatını okuyan, ezberleyen her mü’min, -belki farkında bile olmadan- Kur’ân-ı Kerîm’in ruhuna nüfuz etmesini sağlayan bir anahtara sahip olmaktadır.

Dîvân-ı Hikmet’in kavram haritasında en büyük alanı kaplayan, hikmetlerde en çok kullanılan kavramlar olan aşk-muhabbet, şevk, ilim, irfan, hikmet, sohbet, zikir kavramlarına yüceltilerek yer verilmiştir. Bunun tersine hikmetlerde yine çok rastlanılan kavramlardan olan cehâlet, riyâ, yalan gibi özelliklerin olumsuz bir içerik yüklenerek işlendiği görülmüştür. Kulun Hakk Teâlâ ile muamelesinde aşk ve muhabbet Ahmed Yesevî’nin en çok vurguladığı kavramlardır. Yesevî, ilim ve âlimleri överek değer verirken cehâlet ve câhilleri şiddetle kınamaktadır. Allah’ı sürekli hatırda tutma anlamında zikir ve yapılan ibâdetlerde samimiyeti korumayı sağlayan ihlâs ve takvâ hikmetlerde teşvik edilir.

Müslümanın Allah’tan uzaklaşmasına yol açan dünya sevgisi, haksızlık, zulüm hikmetlerde kınanırken nefs ile mücâhede, dünyevî arzu ve isteklere sırt dönme, hattâ âhiret nimetlerini bile önemsememe hikmetlerde sıkça görülen temalardandır. Ahmed Yesevî’nin başardığı ustaca kavramlaştırma kelâmcı ve fakihler tarafından kendisine -önceki ve sonraki bazı sûfilere uygulandığı gibi- bir ötekileştirme, tekfir muamelesi yapılamamıştır.

Tasavvuf literatüründeki şeriat, tarikat, hakikat ve mârifet tasnifi dinî yaşantının görünür şekilleri olarak hikmetlerde ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Tasavvufî kişiliklerden pir, şeyh, mürşid gibi verici önderler ile mürid, sâlik gibi alıcı kişiler hikmetlerde adetâ tablolaştırılarak resmedilmiştir. Mürşîdler anlatılırken yaşanan tasavvufun pratiğine -dün olduğu gibi bugün de- zarar veren sahte şeyhleri kınamak ve sahte âşıkları deşifre etmek Ahmed Yesevî’nin üzerinde durduğu önemli hususlardandır. Bu konuda daha derinlemesine bilgi edinmek isteyenlere Ankara İlahiyat Fakültesinde tasavvuf alanında yaptığım tezimden hareketle yayınlanan “Divân-ı Hikmet’in Kavram Haritası” adlı eserime başvurmalarını tavsiye ederim.

Hocam Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevî’nin öğretisinin daha sonraları takipçileri tarafından yumuşatıldığı, Nakşibendiliğin içinde eritildiği, Sünni anlayışın içinde törpülendiği gibi iddialar söz konusu. Bu iddialar özellikleCevâhirü’l-ebrâr min emvâci’l-bihâr”ı yazan Yesevî yolunun takipçisi Hazinî hakkında. Bu konu hakkında neler söylersiniz?

Bu hükümlerin tamamı, altı boş iddialardır. Bu iddialarda bulunanların hemen hepsi Divân-ı Hikmet’i baştan sona bir kez bile okumamışlardır. Bilmem nedendir, heterodoksi/ortodoksi vb. akademik şablonlara Ahmed Yesevî’yi sıkıştırmak isterler. Oysa Yesevî’nin nerede durduğunu, ne dediğini anlamanın yolu ortadadır: Hikmetlerini okumak. (Bu konuda bir istisna olarak, vereceği bir Yesevî konferansı öncesinde hikmetleri baştan sona okuduğunu ifade eden değerli akademisyen İhsan Fazlıoğlu’nu kaydetmeliyim.)

Yesevî halifelerinden Süleyman Hakim Ata’nın hikmetlere benzer şiirlerinden oluşan “Bakırgan Kitabı” ile yeğeni ve halifesi Sufi Muhammed Danişmend’in “Miratü’l-Kulûb” risalesi Yesevîyye tarikatının temel eserleri olarak elimizdedir. Daha sonra 16. Asır Türkistan sufilerinden Hazinî’ye ait olan Cevâhirü’l-Ebrâr gibi eserler Yesevîlik kültürünün günümüzde anlaşılması için mutlaka başvurulması gereken aslî kaynaklardır.

Ahmed Yesevî’nin Yunus Emre, Hacı Bektâş-ı Velî, Hacı Bayrâm-ı Velî gibi mutasavvıflar üzerindeki etkisi hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Türkistan’da Yesevîlik’ten sonra yayılan Kübrevîlik, Nakşibendîlik ve hatta daha çok Hind kıtasında yayılan Çiştîlik tarikatlarının hepsi ve bu tarîkatlarda faal olan dervişler Yesevîlik’ten etkilenmişlerdir. Bu etkinin günümüzde de devam etmekte olduğunu gösteren gözlem ve yayınlar kayda girmiştir. Türkiye’de bu etki, Bektaşîlik ile doğrudan, Mevlevîlik ile Kübreviyye tarikatı üzerinden dolaylı bir kanaldan kendisini göstermiştir. Bektaşîlik üzerinde Yesevî etkisinin en somut kanıtı, birçok defa günümüz Türkçesinde yayınlanmış olan Hacı Bektaş-ı Veli Velâyetnâmesi’nde Ahmed Yesevî’ye verilen değerdir. Osmanlı tarihçisi Gelibolulu Ali’nin (ö.1600) Künhü’l-Ahbâr’ında da Hacı Bektaş ile Yesevî ilişkisini kuran bir menkıbe kayıtlıdır. Yunus Emre ile Yesevî ilişkisi genellikle her iki sufinin şiirlerindeki ortak konular üzerinden dile getirilmektedir. Hacı Bayrâm-ı Velî ile Yesevî ilişkisi hakkında benim bir bilgim yok, ancak yaşadıkları asırlar arasındaki yaklaşık 300 yıllık süre bu ilişkiyi kurabilmeyi güçleştirir.

Hocam Ahmet Yesevî’yi yetiştiren coğrafya günümüzde küresel siyasetin belirleyiciliğinde Selefi düşüncenin egemen olduğu bir görüntü arzediyor. İlmin, hoşgörünün, tasavvufi öğretilerin hayat bulduğu coğrafyalar bugün dünyaya cihatçı militanlar ihraç ediyor? Ne oldu nasıl oldu da bu trajik duruma evrildi buralar?

Orta Asya’nın maneviyatında bugün Hoca Ahmed Yesevî hâlâ çok büyük etkilere sahip. Sadece Orta Asya değil, bütün Türkistan’da, hatta Pakistan’da bile etkileri olan bir şahsiyettir. Yesevî Türbesi önünde Türk cumhuriyetlerinin tamamından gelen kişiler yanında, sınır ötesi yerlerden, Moğolistan’dan, Pakistan’dan, Hindistan’dan gelen ziyaretçiler gördüm. İnsanlar Ahmed Yesevî’yi bir şekilde tanıyorlar. Tasavvuf tarihiyle ilgili olan insanlar zaten tanıyor ama bütün Orta Asya’da da Ahmed Yesevî çok bilinen, çok saygı duyulan bir insan. Türkistan’da “Hazret Sultan Ahmed Yesevî” diye söylüyorlar.  

Son yıllarda terör ile birlikte anılan radikal İslâmcı söylemler Türk yurtlarını da hedef haline getirmiştir. Komünizm zamanında dinî görünümlü her faaliyetin yasaklandığı, hattâ namaz kılma ve oruç tutmanın bile engellendiği bölgede bağımsızlık dönemi sonrasında bütün dinî akım ve gruplar faaliyete geçmiştir. Bunlar arasında bahsettiğiniz selefi ve şiddet ve terörün yöntem olarak seçen cihadçı gruplar da vardır. Bu durum halkı İslamî her türlü söylem karşısında tedirgin ettiği gibi yerel makamları da her türlü İslâmî gruba karşı şüphe ile yaklaşmaya ve faaliyetlerini mümkün olduğunca kısıtlamaya yöneltmiştir. Bu, tasavvufî faaliyetlerin gelişimini de engeller bir hal almıştır.

Bugün yaşananları ve gündemi temel alarak Tasavvuf’a baktığımızda kabaca üç tehlikeyle kuşatılmış olduğunu görüyoruz. Bunlar: 1- İslam’ı küresel sisteme ve kapitalizme düşman olmaktan çıkarmak için üretilen ve dünyaya pazarlanan suya sabuna dokunmayan, vıcık vıcık postmodern bir bulanıklıkta görünmeyen, bir iddiası olmayan, törpülenmiş bir tasavvuf tasavvuru. 2- İslam’ın kendi içinden yükseltilen “tasavvuf İslam dışıdır, şirktir” anlayışı. 3- Tasavvuf öğretilerinin kendi içlerinde yaşatıldığını iddia eden ama pratikte tasavvufla alakası olmayan, holding gibi çalışan, bağlılarının duygularını sömürerek onları dünyalıklarına malzeme eden sözde tarikat önderleri. Ne söylersiniz bu hususta? Katılır mısınız düşüncelerimize?

Bilgili sûfîler, kendisini şirk ve gaflete düşürecek hatalardan uzak kalır. Sûfi klasiklerinde  tasavvufî eğitimin merhaleleri olan fenâ aşamalarının birer durak olduğunu anlayamayan cahil sûfilerin yolda takılıp kalmaları kaçınılmazdır. Verilen emeklerin boşa çıkmasına yol açan  yanlışlardan korunmanın ancak ilim ile mümkün olduğunu vurgulayan Hazret Sultan Yesevî’nin dikkat çektiği sahte şeyhlerin yol açtığı manevî hüsranlardan korunmak da böylece mümkün olur.

Sizin üç şık halinde toparlayıp sorduğunuz eğilimlerin hepsinin günümüz dünyasında kalıcı bir tesir oluşturabilmesi mümkün değildir. Tasavvufu dünya malına tahvil etmeyi çok iyi beceren holdingvari oluşumlara ise bir tarihî gerçeği hatırlatmam yeterlidir: Ahmed Yesevî’nin ağaçtan kaşık ve kepçe yontup satarak kendi geçimini sağladığı kaynaklara geçmiştir. Osmanlı tarihinin en önemli kaynaklarından ünlü Osmanlı tarihçisi Gelibolulu Ali’nin ‘Künhü’l-Ahbâr’ında bu kaşık yontma meşgalesinin yazılı kayda girmesi de rivayetin tarihî değerini arttırmaktadır. Tasavvufu ve mürşidlik makamını bir geçim kaynağına dönüştüren asalak yaklaşımların aksine, insanın kendi emeği ile kazanıp helal lokma yemesinin önemi Türk tasavvuf geleneğinde hep vurgulanmıştır. Bu tarzın Ahmed Yesevî’den tevarüs edildiğini düşünüyorum.

Hocam tasavvuf günümüz insanlarına ne sunabilir? Gördüğümüz kadarıyla şu an tasavvuf, tarikat diye bize sunulanlar kapitalizmin lojistik üssü gibi. Tüketim toplumunda İbn-i Arabi’den bir nihilist, Mevlana’dan bir demokrasi piri, Yunus’tan bir aylak adam yontuluyor. Ayrıca dünyaya yön veren stratejik planlarda da tasavvuf ile ilgili göndermeler var. FETÖ’nün bir tasavvufî grup gibi sunulduğu RAND Corp. Raporu bunun çok açık bir göstergesi. Bu konularda ne dersiniz?

Konunun iki yönü var: Birincisi günümüzün bireyselleşme sonucu yalnızlaşan insanlarının tasavvufla ruh dinginliğine kavuşmalarının mümkün olup olmadığı konusu. Bu daha çok insan teklerinin psikolojik tatmini ile ilişkili bir husus. İkincisi ve bence daha önemlisi ise İslam dünyası ile ilgili strateji geliştiren odakların tasavvufu kullanma eğiliminde olmaları. Bu ikincisi gerçekten çok önemli ve ülkemizin geleceğini ilgilendiren tarafları var. Konuyla ilgili arkadaşlara 2009 yılında kayda giren -ve çok büyük ilgi gören- “Global Planlarda Tasavvuf” adlı makalemi okumalarını öneririm. (Bu makaleyi dibace.net’den okuyabilirsiniz: http://www.dibace.net/fikir-yorum/global-planlarda-islam-ve-tasavvuf-ilimli-islam-projesi/ )

Son olarak Ramazan’da yayınlanan TRT dizisinin sıradan insanlarımızla Ahmed Yesevî’yi tanıştırması konusunda ne dersiniz? Bu dizi sayesinde tanışılan Ahmed Yesevî’nin daha iyi tanınması ve anlaşılması için neler tavsiye edersiniz? Ayrıca çocuklar için yazdığınız “Yesevî Ata’dan Öyküler” eseriniz nasıl ortaya çıktı? Eserleriniz yanında her yaştan insanlarımıza önerebileceğiniz Yesevî ile ilgili kaynakları da alabilir miyiz?

TRT’nin Ramazan’da yayına giren ve Ramazan boyu ekranlara gelecek olan Hoca Ahmed Yesevî’nin hayatı konulu “Mâverâ” dizisi yeni başlıyor. Bu konuda bir değerlendirme yapabilmek için henüz erken. Ancak sinema tekniği açısından, senaryo, oyunculuklar vb.  açılardan ne kadar aksaklıklar, uyumsuzluklar, sorunlar olursa olsun Hoca Ahmed Yesevî’nin geniş kitlelerin önüne getirilmesi başlı başına takdire şayandır. Bu bakımdan diziye emek verenleri ve projenin hayata geçmesini sağlayan İbrahim Eren yönetimindeki TRT kurumunu kutluyorum. Ramazan ile birlikte başlayan Mavera dizisi bayram ile bittikten sonra bu konuda daha ayrıntılı bir değerlendirme yapılabilir.

“Yesevî Ata’dan Öyküler” kitabım bir ihtiyaç sonucu ortaya çıktı. Ahmed Yesevî’yi çocuklarına tanıtmak isteyen ana ve babalar, yayına hazırladığım Ahmed Yesevî biyografisini basan yayınevine ve doğrudan bana, bu 440 sayfalık kitabı çocuklarına okutmalarının mümkün olmadığını, 8-15 yaş çocukları için bir eser hazırlamamın faydalı olacağını  ilettiler. Bunun üzerine 80 sayfalık bir kitapçık olarak “Yesevî Ata’dan Öyküler” kitabım ortaya çıktı. Bu kitabın benim için özel bir önemi, Azerbaycan Türkçesine aktarılarak 2018 yılı 23 Nisan Çocuk Bayramı’nda Azerbaycanlı Türk çocuklarına dağıtılmış olmasıdır.

Ayrıca okurların çok ettiği bir konu olan Hazret Sultan Yesevî ile aramızdaki manevi bağı nasıl oluştuğunu dile getiren otobiyografi tarzındaki “Türkistan Rüyası” adlı eserimi de lise ve üniversite çağındaki gençler başta olmak üzere bütün takipçilerinize tavsiye ederim.

Yesevîlik konusunda hâlâ en önemli akademik kaynak olan Ord. Prof. Dr. M. Fuad Köprülü imzalı “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar” ile  Prof. Dr. Cihan Okuyucu ile Mücahit Kaçar imzalı “Cevahirü-l-Ebrar min Emvac-ı Bihar” (Yesevîlik Adabı ve Menakıbnamesi) kitabını, ayrıca mülakatımızda bahsettiğim, Prof. Dr. Necdet Tosun’un emek verdiği “Miratül-Kulûb” ve“Hayat Nedir?” adlı eserleri ilgililerin dikkatine sunarım.

Pir-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî’yi bir kez daha anlatma, yadetme imkânı sağlayan söyleşi dolayısıyla teşekkür ederim.

Yoğun gündeminize rağmen bize vakit ayırıp Yesevî Ata’yı anlatma nezaketiniz dolayısıyla biz teşekkür ederiz.  

 Muaz ERGÜ

Dr. Hayati Bice 

    • 1959 yılında Tokat’ta dünyaya geldi.  Aslen Kafkasya Karaçay Türklerindendir.
    • İlköğrenimini Tokat İbn-i Kemal İlkokulu’nda yaptı.
    • Lise öğrenimini Tokat Turhal Lisesi’nde tamamladı.
    • 1982 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi.
    • Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği’nde uzmanlık tezini verdi ve  27.12.1989 tarihinde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı oldu.
    • Askerlik görevini “Tabip Asteğmen” olarak 1991-1992 yıllarında Denizli’de yerine getirdi.
    • “Uzman Doktor” olarak 1992-1994 yıllarında Yalova Devlet Hastanesi’nde  çalıştı.
    • 1994-1995 öğretim yılında Uluslararası Hoca Ahmed Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak Kazakistan’da görev aldı. Medikososyal Merkezi’nin organizasyonunu yaptı.
    • 1995-2001 yıllarında Yalova, Konya ve Ankara Sağlık Eğitim Merkezlerinde çalıştı.
    • 18.01.2001 tarihinden 3 Mart 2014 tarihine kadar T.C.Radyo ve Televizyon Üst Kurulu sağlık biriminde “Uzman Doktor” ünvanı ile sözleşmeli statüde görev yaptı.
    • 2014 yılında hazırladığı Üst Kurul Uzmanlığı Tezi ile RTÜK Üst Kurul Uzmanı unvanını aldı.
    • 2014’den bu yana RTÜK Üst Kurul Uzmanı olarak çalışmaktadır.
    • 11.06.2020 tarihinde Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Temel Din Bilimleri Anabilim Dalında “Divân-ı Hikmet’te Tasavvufî Kavramlar” başlıklı tezini savunarak doktorasını tamamladı  ve Tasavvuf Bilim Dalı Doktoru  oldu.
    • Evli ve  üç çocuk babasıdır.
    • Tıp alanında ve sosyal konularda birçok araştırması çeşitli bilim ve kültür dergileri ile gazetelerde basılmış, birçok eseri çeşitli yayınevlerince yayınlanmıştır.

Yayınlanan Eserleri :

TÜRK DÜNYASI ve TASAVVUF Üzerine Eserleri:

    • “Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler” [TDV Yayınları, 1989],
    • “Hoca Ahmed Yesevi Türbesi” [1991 T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, 2.Baskı 1993 Türk Exim-Bank Yayını],
    • “Divan-ı Hikmet [ TDV Yayınları baskı, 2021],
    • Pir-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî [İnsan Yayınları; 3.baskı: Ahmet Yesevî Üniversitesi, 2016, 5.baskı: H Yayınları, 2019]
    • “Türkistan Rüyası” [3.baskı: Post Yayınları, 2018].
    • “Divan-ı Hikmet’in Kavram Haritası” [ KDY Yayınları 2020].
    • “Yesevîlik Yolunda Adım Adım” [ KDY Yayınları 2020].
    • Yesevî Ata’dan Öyküler [3.baskı: KDY Yayınları, 2020].
    • İşaret Taşları [3.baskı: Akçağ Yayınları, 2019].
    • Türk Yurtları Üzerine Notlar [2.baskı: Akçağ Yayınları, 2019].
    • Lider Teşkilat Doktrin (MHP Örgüt Kültürü) [2.baskı: KDY Yayınları, 2020].
    • Ülkücü Hareket Üzerine Notlar [4.baskı: KDY Yayınları, 2020].

TIP Alanındaki Eserleri:

    • “Antimikrobial Tedavi Rehberi” [2.baskı, KDY Yayınları, 2020] ;
    •  ”Annenin Rehberi” [TDV Yayınları, 8.baskı, 2019].

2 Yorum

  1. AvatarFeridun Eser Cevapla

    Soruları ve cevapları ile faydalı ve güzel bir söyleşi olmuş; Hayati Bice hocamıza ve Muaz Ergü hocamıza teşekkür ederim. İstifade etmiş olduk. Hayati bey’in emekleri ile Yesevi Ata’yı, Yesevilik yolunu ve ahlakını öğreniyoruz ve memnuniyet duyuyoruz. Yeseviliğin heterodoksi ile bağının olmadığı hususuna katılıyorum ancak kanaatimce bunun biraz açılması ve somutlaştırılması gerekiyor. Ayrıca Anadolu’da Yeseviliğin etkisi hususunda da daha somut şeyler ortaya konulması gerektiğini düşünüyorum. Selamlar, saygılar.

  2. Avatarİrfan PAKSOY Cevapla

    Daha önce Sönmez Kutlu Hoca ile yapmış olduğunuz gayet verimli söyleşi gibi Hayati Hoca ile yapmış olduğunuz bu söyleşiyi de ilgi ve istifade ile okudum.

    Bir hekimin (son derece uzun bir eğitim süreci ve yoğun bir meslekî yaşantıya rağmen) Ahmet Yesevî özelinde doktora unvanı alacak derecede tasavvuf konusu ile ilgilenmesi ve bunu da neredeyse hayatının en anlamlı uğraşısı hâline getirmesi fevkalâde dikkat çekici ve oldukça da saygı duyulacak bir durum.

    Söyleşi kapsamında Hayati Hoca’ya yönelttiğiniz sualler konuya ilişkin ciddî bir müktesebattan neşet ettiği gibi, Hayati Hocanın kapsamlı cevapları da ziyâdesiyle bilgilendirici idi.

    Söyleşiye başlarken ilk soru paragrafınızda “Belki de çoğu insan sevdiğini, inandığını, bildiğini zannettiği hususların doğrusunu öğrense çok şeyden nefret edecek.” şeklindeki cümleniz toplumumuzdaki yaygın ve vahim bir probleme de işaret etmekte; akledememe. Montaigne “Denemeler” isimli eserinde “… Düşüncesini değiştirmek ve düzeltmek, bir tartışmanın canlı anında savunmasının yanlış olduğunu görüp vazgeçmek; nadir bulunan güçlü ve felsefî niteliklerdir.” der. Eleştirel düşünme becerisi olmayan yahut zayıf insanlar sanılarına / zanlarına mutlaklık atfedeler. Bu nedenle de katı ve sekter düşüncelidirler. Yanılmış olabileceklerine de ihtimâl vermezler. Çevrelerinde şahit oldukları olgular kendi zanlarını yanlışlasa bile yanılmış olduklarını kabul etmek nefislerine pek ağır geleceği için zanlarını yeni mesnetsiz ve gerçek dışı olgu ve bilgilerle tahkime etmeye çalışırlar. Bu döngü bu şekilde de süregider. Nietzsche de bu durumu “Bazen insanlar gereceği duymak / görmek istemezler. Çünkü sanrıları yıkılısın istemezler” diyerek daha özlü bir şekilde dile getirmektedir. Câhiller karşısında âlimler bile yetersiz kalabilmektedir. Bu durum ilmin kifayetsizliğinden değil câhilin hadsizliğinden kaynaklanan bir durumdur.

    Hayatı Hoca’nın Ahmet Yesevî’nin Divan-ı Hikmet adlı eserinde otuz bir yıldan beridir artan bir çaba içerisinde olması ve bunun 2021 yılında da 256 hikmetlik içeriği yeryüzünde bir araya getirilmiş en kapsamlı Divan-ı Hikmet yayını olması da övgüye değer bir konudur.

    Toplumlar için inanç alanı ihmâl edilecek bir konu değildir. Avusturyalı sosyal psikolog Erik Hoffer’in ifadesiyle “insanlar metafizik ümitler ve kaygılar üzerinden zihnen kontrol edilebilir”. Hatta zihnen köleleştirilebilir de. İslam’ın farklı coğrafya ve toplumlardaki tezahürleri de farklı olacaktır. Bu son derece tabii bir durumdur. Daha önce Sönmez Kutlu Hoca ile yapılan söyleşide de vurgulandığı üzere toplumumuzun esenliği için Hanefî – Matüridî – Yesevî çizgisinin önemi vurgulanmıştı.

    Bu silsilenin önemli halkalarından biri olan Ahmet Yesevî konusunda zihinlerde farkındalık husûle getirecek çalışmalar son derece önemlidir. İnsan yaşamında, bilhassa da yetişkinlik evresinde (şimdilik) otuz bir yılı böylesi bir konuya hasretmek failinin hayırla da anılmasını mümkün kılacaktır.

    Söyleşide de bahsedildiği üzere Türk dünyasının kendi tarihî ve kültürel dinamikleri zemininde kapsamı ve derinliği artan bir şekilde anlayış birliğine doğru evrildiği de görülmektedir. Bu süreç uzun soluklu olup bu konuda gösterilecek çabalar için gerek bu zamana dek kat edilen mesafe nedeniyle da gerekse de iletişim ve ulaşım konusunda katedilen teknolojik gelişmeler nedeniyle zemin ve şartların geçmişe nazaran daha elverişli olduğu da izahtan vârestedir.

    Hayati Hoca’nın söyleşi kapsamında serdettiği değerli fikirler kapsamında “Tasavvuf lezzetini tatmaları için de günümüz gençleri Yesevî hikmetlerini okumalıdır.” cümlesi de yer almaktadır. Tabiat ya da insan yaşamı boşluğu kaldırmaz ve herhangi bir şekilde de doldurur. İnanç alanı da öyle. Gençlerin ve insanımızın zihinleri inanç konusunda sağlıklı bilgilerle beslenmediği takdirde (endişe verici nice örneklerini de gördüğümüz üzere) iradelerini hacir altına alacak zararlı oluşumların çekim alanına girmeleri de ziyâdesiyle mümkündür. Bu konudaki potansiyel risklerin izâlesi için Hanefi-Matüridî-Yesevî çizgisinin insanımıza uygun vesileler ile anlatılarak – sunularak bu konuda zihinlerinde farkındalık meydana getirilmesi devletin bekası ve toplumun esenliği için çok uygun olacaktır.

    Hayati Hoca’yı, Pir-i Türkistan olarak da anılan Ahmet Yesevî konusundaki bu değerli ve hayırlı çalışmaları ile bu söyleşi kapsamındaki verdiği ufuk açıcı bilgiler için kutlar, ilgi ve istifade ile okuduğum bu zengin içerikli söyleşi için de sizleri tebrik ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir