Halil Cengiz’e Aruz Vezninde Bir Soru…

Aruz’u yaşatma tutkusunu hayata geçirebilmek için seferber olan şair Halil Cengiz‘e şöyle bir soru sormuştum; “Seçtiğiniz aruz ölçüsüne göre dize ve kelimelerle kendinizi bir anlamda sınırlayarak” aynı zamanda nasıl bu kadar “yaratıcı” olabiliyorsunuz?” Aldığım cevap öyle güzel, öyle kapsamlıydı ki siz de bilmek istersiniz diye düşündüm:

Şiir kelimesi Arapça şi’r kelimesinden gelir. Bilmek manasında. Şair de bir nevi bilgin olmak zorunda. Tüm dünyada şiir denen meret vezinli, yani ölçülü olarak çıkmış ve gelişmiştir. Taa ki son yüzyılın başlarına kadar. Serbest vezin ortaya çıkıyor ve birçok sınırlamayı kaldırıyor üzerinden. Ancak serbest vezin de ölçülü ve sınırlıdır. Mesela mısra uzunlukları düzyazıdan farklı olarak çok fazla artamaz. Nazım dediğimiz şairane söyleyişten çok fazla uzaklaşılamaz. Fakat bu kolaylıklar şiire bir şeyler katarken bir şeyler de götürdü. Örneğin kalem kudretini götürdü. Örneğin hikmeti götürdü. Örneğin sosyal hayata ayna tutma yetisini götürdü. Ve biraz da şiirden şiiri götürdü.

Şiirde hem ne söylediğin, hem de nasıl söylediğin çok önemli. İki imge, bir ifade ile de şiir yazılabilir elbet. Hatta günümüz şiiri de çoğunlukla bu. Ancak kalem kudreti silindiği için bu şekilde yazılanları büyük şiir sanıyor insanlar, yazanları da büyük şair. Oysa şair herkesin yazamayacağını yazan, göremeyeceğini gören, anlayamayacağını anlayan ve anlatan bir kelime mühendisidir.

Resimi ele alalım. Herkes güzel bir yağlı boya tablo yapamaz. Olağanüstü derecede zordur bu iş. Kısıtlamaları vardır. Perspektifi, gölgesi, kurgusu, şekle hakimiyetine kadar bir sürü done ile sınırlı güzellik. Bu sınırlamaların altında ortaya çıkan şey kabiliyettir. Böylece iyi bir ressam olabilirsiniz. Ama Da Vinci, Van Gogh, Dali olmak bambaşka bir şeydir. Bunun için gereken şey ise bütün bu kısıtlamaların çok ötesi bir yetenek, hayal gücü ve emektir. Muzikte de bu böyle. Heykelde de. Minyatürde de…

Yani sanat, büyük yeteneklerin, belirli sanat normlarıyla sınırlanmış olmalarına rağmen ortaya çıkardıkları bir yapıttır. Bu sınırlar ise özgürlüğü kısıtlamak için değil, özgünlüğü anlaşılır ve ulaşılabilir kılmak için konur. Aruz da hece ölçüsü de âhengi sağlamak için vardır.

Nasıl yaptığıma gelince; yukarıda da değindiğim gibi sabır ve yetenekle. Rabbim hem yeteneği veriyor, hem de ilhamı veriyor ki şair olabiliyoruz. Sabır ise, eğitim, tefekkür ve tecessüs üçlüsü ile uyumlu olan bir gereksinim. Yıllarca çalışıp, okuyup, gelişmek gerek kısaca. Buna rağmen görüyorsunuz çok az kişi beğeni atıyor, çok az kişi bir yorum yapmaya tenezzül ediyor. Ne edeyim, devir böyle…

Fatma Yılmaz GÖYBULAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir