Mâverâ Dizisi İzlenimleri-Dr. Hayati Bice

Ramazan ayı boyunca TRT ekranlarına gelen ve 26 gün süren Mâverâ dizisi oldukça ilgi çekti ve tartışmalara da yol açtı. Dizi baştan sona Bağdat’ta geçiyordu. Hâce Ahmed Yesevî hayatı boyunca Bağdat’a gitmiş midir? Yesevî’nin hayatında, hikmetlerinde Bağdat diye bir yer var mı? Bildiğim kadarıyla kendini yetiştiren Arslan Baba’nın vefatından sonra Buhara’ya gidiyor ve burada önemli âlim ve mutasavvıflardan Yusuf Hemedanî’ye intisap ediyor. Dizideki Ahmed Yesevî’nin yaşatıldığı dönem ve çevre ile ilgili olarak ne dersiniz? 

Tarihî roman ve dizilerin senaryolarında kahramanın yaşadığı zaman, mekân ve ilişkili olduğu kişilere özen gösterilmelidir. Mâverâ dizisinde bu hassasiyetin diğer pek çok örnekte de tanık olunduğu üzere gösterilmediğini üzülerek söylemeliyim. Ahmed Yesevî’nin hayatında Bağdat’ın yeri olsa olsa Hacc’a giderken hac kervanının uğraması ile söz konusu olabilir. Bu da bir ihtimalle böyledir. Oysa hayatını anlatan eserlerde Hazret-i Yesevî’nin bugünkü Kazakistan’daki Sayram, Yesi (şimdi Türkistan) ve Otrar şehirleri ile Özbekistan’daki Taşkent, Semerkand, Buhara şehirlerinde ve mürşidi Yusuf Hemedanî’nin türbesinin bulunduğu Türkmenistan’ın Merv şehrinde belirli sürelerle bulunduğunu biliyoruz. Bu şehirler tarihî coğrafyada Mâverâünnehir olarak bilinen Seyhun ve Ceyhun nehirlerinin sınırladığı, mücavir  alanlardır. Diziye ismi belki de bu coğrafi tariften dolayı verilmiştir ancak dizide bu Türkistan coğrafyasından doğru dürüst söz bile edilmedi. Ahmed Yesevî neden Pîr-i Türkistan (Türkistan’ın Mürşidi) olarak adlandırıldı? Bunu ortalama bir izleyici 26 bölümde anlamadı ise ne denilebilir ki… Yazık oldu tabii. Tarihî filmlerin dekor yönünden tam tamına gerçeğe uygun sahnelerle canlandırılması oldukça güç bir konudur ancak yine de görsel efekt sunumlarında, sanal görüntülerde hiç değilse Türkistan’ın nadide incileri olan Buhara, Semerkand, Hive birkaç karede gösterilmeliydi. Dizide Abbasî halifesinin sarayı olarak gösterilen kubbeli yerin bugünkü İran’dan bir türbe, yanında gösterilen kubbelerin de Hive’deki  Pehlivan Mahmud Türbesi kubbesinin ikili gösterimi olduğunu fark eden benim gibi birisi için bu göze batan özensizlikler üzüntü kaynağı olmuştur. 

Hazret-i Yesevî’nin hayatında çok önemli bir yere sahip olan Arslan Baba ile Yusuf Hemedanî ve eserinin diziye yansıtılmasının gerçeklikle ilgisi konusunda bilgi verir misiniz? 

Ahmed Yesevî ile ilgili röportajımızda (http://www.dibace.net/soylesiyorum/dr-hayati-bice-ile-yesevi-ve-yesevilik-uzerine/) bahsettiğim gibi Yesevî’nin manevi eğitiminde iki isim önemlidir. Bunlardan Arslan Baba daha çok menkıbelerden tanıdığımız bir insandır. Yesevî hikmetlerinde Arslan Baba ile birlikte yaşadığı bir yılı yedi yaşında diye tarif eder. Buna göre Arslan Baba, Ahmed 8-9 yaşındayken, 1100’lerin başında  vefat etmiş olmalıdır. Dizide tarihî gerçek kişi olarak Yesevî’nin halifesi olarak önemli bir kahraman sunulan Mansur Ata’nın Ahmed Yesevî’den sadece 7-8 yaş küçük olması gerekirken dizide aralarında 20-30 yaş farklı iki karakter olarak sunulması tarihî gerçekliğe aykırıdır. Benzer şekilde dizinin ortalarında ekrana getirilen Yusuf Hemedanî de çok genç birisi olarak gösterildi. İlla ki rol verilmek istenen birisi varsa daha genç bir kahraman oluşturabilirdi. Tarihî kaynaklar Yesevî ile Hemedanî arasında 40-50 yaş fark olduğunu anlatırken bu aykırılık da kabul edilemez. Dizinin senaristlerinin senaryoyu yazarken Yusuf Hemedanî’nin “Hayat Nedir?” adı ile basılan risalesinden yararlandıklarını anladım. Benim nazarımda dizinin en başarılı tarafı bu metinlerle beslenen diyaloglar olmuştur. Bunu da dizinin bir başarısı olarak kaydedebilirim.  

Senaristlerden söz edilmişken dizinin senaryosuna imza attıklarını jenerikten gördüğüm Mustafa Burak Doğu ve İbrahim Ethem Arslan aslında bu konuda daha sağlam bir senaryo yazabilecek kapasitede arkadaşlardı. Ancak senaryo ekibi ile yapımcıların uyumu da önemlidir. Dizinin tarih danışmanı arkadaşım Doç. Dr. Sefer Solmaz da Selçuklu tarihi konusunda ülkemizin bilinen isimlerindendir. Ancak dizinin jeneriğinde hukuk danışmanı olarak 5 (beş) isim -birisi akademik unvanı ile- verilirken; tarih ve tasavvuf konusunda sadece 2 (iki) danışman ile yetinilmesi ve tarih danışmanının akademik unvanının belirtilmemesi doğrusu garip geldi bana. Aslında TRT kurum kültürü noktasında çok yetkin ve nitelikli insanları bünyesinde barındıran bir kamu kurumumuzdur. Dizinin kurumiçi denetimlerinde dizideki tarihî anakronizmler ve şahıs/mekân uyumsuzlukları giderilebilirdi. Bu noktada biraz da dizinin salgın hastalık ortamında imal edilmiş olmasının bazı “iş kazaları”na yol açtığını tahmin ediyorum. Bu röportajımızı okuyacak insanlar arasında TRT’nin iş yapma ortamına müdahil olabilen veya konunun teknik ayrıntılarını bilen insanlar varsa –ki mutlaka olacaktır- bu eleştirilerimin sadece Mâverâ dizisi için değil “oldu-bitti”ye getirilen diğer üretimler için de geçerli olduğunu teslim edeceklerdir. 

Yesevî’nin Haşhaşîler ve onların yöneticisi Hasan Sabbah’la herhangi bir teması olmuş mudur? Olumlu ya da olumsuz bir yönden herhangi bir karşılaşma ya da temas? Ayrıca dizide değinilen Hallac-ı Mansur’un Yesevî üzerindeki etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?  

Hasan Sabbah’ın vefatının 1124 yılında olduğunu dikkate alırsak özellikle Yusuf Hemedanî’nin hayatının geçtiği zamanda ve yaşadığı Harezm bölgesinde etkileri olduğu kabul edilebilir. Ancak birebir temasları olduğunu sanmıyorum. Dizide bu konuya fazlaca yer verilmesi diziye bir aksiyon katmak maksadıyla olabilir diye düşündüm. Bunu da dizi film mantığı içerisinde bir noktaya kadar anlayışla karşılayabiliriz. Dizi Bağdat odaklı olduğundan senaryoda Hallac-ı Mansur’dan bahsedilmesi uygun olmuştur. Ayrıca Divan-ı Hikmet’te en çok isminden en çok söz edilen sufinin Hallac-ı Mansur olması da önemlidir. Yesevî’den birkaç asır önce yaşamış olan Hallac-ı Mansur’un Türkistan’ın müslümanlaşmasındaki katkısı da dikkate alınırsa bu durum daha fazla vurgulanabilirdi. 

Mâverâ dizisi seyircilerinin ilk bölümden son bölüme kadar hep işaret edilen ve izleyicinin de en çok takıldığı noktalardan biri de “Tahta Kılıç”ın sırrı nedir? Böyle bir sır Yesevî öğretisinde var mıdır? Sembolik bir değere sahip olması gereken “Tahta Kılıç” gönülleri fethetmeyi mi ifade eder yoksa kafa kesmeyi mi?… Neler söylersiniz bu hususta? 

Dizinin en çok eleştirilen noktalarından birisi ilk bölümden itibaren Ahmed Yesevî’nin eline kılıç alıp “kafa uçuran bir cengaver(!)” olarak takdimi oldu. Senaristlerin bunu kasten yapmış olduklarını düşünmüyorum. Burada yine diziye bir hareket katmak, heyecan oluşturmak saiki etkili olmuş olmalı. Kılıcın üzerine kaydedilen ayetin seçimi de -anlamı düşünüldüğünde- İslam’ın şiddetle anıldığı bir dönemde isabetli olmamıştır. Oysa Ahmed Yesevî’nin hikmetlerinde üzerinde daha fazla durduğu ayetlerden birisi tercih edilebilirdi. Ancak bunun ortalama izleyici açısından fazlaca bir sakıncası da olmamıştır. Son bölümde Hâce Ahmed Yesevî’nin herkese birer minyatür kılıç hediye etmesi de fazlaca düşünülmemiş bir sahne olarak değerlendirilebilir. Keşke kılıç yanında, dünyanın dört yanına dağılması beklenen halifelere tesbihat dersi yapmak üzere hurma çekirdeğinden birer zikir tesbihi verilse idi; Yesevî misyonunun yansıtılması açısından daha anlamlı gelirdi bana… 

Dizide zaman akışı veya ileri geri gidişlerle verilmesi gereken ancak eksik kalan bir husus da Hâce Ahmed Yesevî ile Emir Timur ilişkisi. Her iki tarihî kişilik arasında yaklaşık ikiyüzelli yıl var. Emir Timur, Batı seferi dönüşünde Hazret-i Yesevî’nin kabrini ziyaret için Yesi’ye gidiyor ve Yesevi adına yapılmış olan kabrin üzerine muhteşem bir türbe yaptırıyor. Bu konuda neler söylersiniz? 

İşaret ettiğiniz bu nokta gerçekten günümüz dünyasında çok iyi değerlendirilmesi gereken bir durumdu. Türkistan Cumhuriyetleri ile ilişkilerimizin temel harcı olacak “Ahmed Yesevî’nin birleştirici kimliği” hiç değilse dizinin son bölümünde -sinemada çok iyi örnekleri kurgulandığı gibi- film ileri sarılarak Emir Timur dönemindeki Yesevî etkisi dillendirilerek çok kolay gösterilebilirdi. Günümüzdeki Yesevî etkisini aktüel bir kamera ile Kazakistan’daki görkemli Yesevî türbesini bir Cuma günü ziyaret edenleri görüntülemekle vermek bile kolayca mümkün olurdu. Ayrıca eski Sovyet döneminden itibaren Türk Cumhuriyetlerindeki sinema kültürü son derece başarılı örnekler sunmaya devam etmektedir. Bunun en son örneği Kırgız halk kahramanı Kurmancan Datka’yı anlatan film oldu. Dizinin yapımcıları bu filmdeki kostümleri bile inceleseler daha gerçekçi, tarihe uygun bir sunumu ekranlarımıza getirebilirlerdi. Bu noktada yeri gelmişken dizinin bu hali ile Kazakistan başta olmak üzere Türkistan Cumhuriyetlerinde gösterilmesinin yarardan fazla zarar getirebileceğini bölgede uzun süre yaşamış bir “Turancı” olarak söyleyebilirim. 

Son olarak gerek Ahmed Yesevî’nin hayatının yansıtılması gerekse kurgu ve canlandırmalar açısından dizinin başarılı olup olmadığı noktasında ne dersiniz? 

Bu soru dizi filmin gösterimi sırasında bana gelen onlarca soru arasında sosyal medyada en çok sorulan soru oldu. 

Sonuç olarak Mâverâ dizisi, -Hâce Ahmed Yesevî isminin gündeme getirilmesi noktasından bakılırsa- başarılı olmuştur. Dizinin youtube.com’daki bölümlerinin tıklanma sayıları da bu başarının kanıtı sayılmalıdır. 

Gönül –elbette- Hazret Sultan Yesevî’yi anlatan 26 bölümlük bir dizinin baştan sona diziyi izleyen bir izleyiciye Yesevî’yi daha iyi tanıtmasını ve Onun mesajlarını çok daha iyi anlatmasını isterdi. Bu dizi ile Ahmed Yesevî’nin adını öğrenen izleyici Onun gerçek fikirleri ile tanışmak için Divân-ı Hikmet eserini okumalıdır. Dizide Yusuf Hemedanî öğüdü olarak yansıtıldığı üzere, bu sayede “Pîr-i Türkistan Hazret Sultan Yesevî ile sohbet edilmiş” gibi olunur. 

Ayrıca dizinin bütün oyuncuları, Ahmed Yesevî rolündeki Korel Cezayirli başta olmak üzere performansları ile alkışı hak ettiler. Zor bir rolü üstlenen sanatçı Zara’dan filmin kötü adamı Vezir Atıf’a, halifenin nazenîn kızı Asife Sultan’dan küçük kahraman Necip’e kadar bütün oyuncular rollerini başarı ile canlandırdılar.  

Bu dizinin gösterimi ile “Ahmed Yesevî konulu bir dizi veya film artık çekilemez”; “Keşke böyle çekileceğine dizi hiç çekilmeseydi” diyen dostlarıma bu konuda hak veremiyorum. Dünya film endüstrisinin merkezi Holywood sinemasının “ol-a-mayan tarihleri”nden nice “kahraman kovboylar” çıkartıp kaç defa önümüze getirdiğini düşünürsek daha pek çok Ahmed Yesevî filmi, dizisi yapılacaktır, yapılmalıdır. Sözlerimi çok zamandır tekrarladığım bir hüküm ile bitireyim: “Yapılan en kötü iş, gerçekleştirilmemiş ‘en süper proje’den iyidir”; daha iyi bir iş gerçekleştirilene kadar, vesselâm… 

Muaz ERGÜ

 

Dr. Hayati Bice 

    • 1959 yılında Tokat’ta dünyaya geldi.  Aslen Kafkasya Karaçay Türklerindendir.
    • İlköğrenimini Tokat İbn-i Kemal İlkokulu’nda yaptı.
    • Lise öğrenimini Tokat Turhal Lisesi’nde tamamladı.
    • 1982 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi.
    • Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği’nde uzmanlık tezini verdi ve  27.12.1989 tarihinde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı oldu.
    • Askerlik görevini “Tabip Asteğmen” olarak 1991-1992 yıllarında Denizli’de yerine getirdi.
    • “Uzman Doktor” olarak 1992-1994 yıllarında Yalova Devlet Hastanesi’nde  çalıştı.
    • 1994-1995 öğretim yılında Uluslararası Hoca Ahmed Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak Kazakistan’da görev aldı. Medikososyal Merkezi’nin organizasyonunu yaptı.
    • 1995-2001 yıllarında Yalova, Konya ve Ankara Sağlık Eğitim Merkezlerinde çalıştı.
    • 18.01.2001 tarihinden 3 Mart 2014 tarihine kadar T.C.Radyo ve Televizyon Üst Kurulu sağlık biriminde “Uzman Doktor” ünvanı ile sözleşmeli statüde görev yaptı.
    • 2014 yılında hazırladığı Üst Kurul Uzmanlığı Tezi ile RTÜK Üst Kurul Uzmanı unvanını aldı.
    • 2014’den bu yana RTÜK Üst Kurul Uzmanı olarak çalışmaktadır.
    • 11.06.2020 tarihinde Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Temel Din Bilimleri Anabilim Dalında “Divân-ı Hikmet’te Tasavvufî Kavramlar” başlıklı tezini savunarak doktorasını tamamladı  ve Tasavvuf Bilim Dalı Doktoru  oldu.
    • Evli ve  üç çocuk babasıdır.
    • Tıp alanında ve sosyal konularda birçok araştırması çeşitli bilim ve kültür dergileri ile gazetelerde basılmış, birçok eseri çeşitli yayınevlerince yayınlanmıştır.

Yayınlanan Eserleri :

TÜRK DÜNYASI ve TASAVVUF Üzerine Eserleri:

    • “Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler” [TDV Yayınları, 1989],
    • “Hoca Ahmed Yesevi Türbesi” [1991 T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, 2.Baskı 1993 Türk Exim-Bank Yayını],
    • “Divan-ı Hikmet [ TDV Yayınları baskı, 2021],
    • Pir-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî [İnsan Yayınları; 3.baskı: Ahmet Yesevî Üniversitesi, 2016, 5.baskı: H Yayınları, 2019]
    • “Türkistan Rüyası” [3.baskı: Post Yayınları, 2018].
    • “Divan-ı Hikmet’in Kavram Haritası” [ KDY Yayınları 2020].
    • “Yesevîlik Yolunda Adım Adım” [ KDY Yayınları 2020].
    • Yesevî Ata’dan Öyküler [3.baskı: KDY Yayınları, 2020].
    • İşaret Taşları [3.baskı: Akçağ Yayınları, 2019].
    • Türk Yurtları Üzerine Notlar [2.baskı: Akçağ Yayınları, 2019].
    • Lider Teşkilat Doktrin (MHP Örgüt Kültürü) [2.baskı: KDY Yayınları, 2020].
    • Ülkücü Hareket Üzerine Notlar [4.baskı: KDY Yayınları, 2020].

TIP Alanındaki Eserleri:

    • “Antimikrobial Tedavi Rehberi” [2.baskı, KDY Yayınları, 2020] ;
    •  ”Annenin Rehberi” [TDV Yayınları, 8.baskı, 2019].

1 Yorum

  1. AvatarFeridun Eser Cevapla

    İlgili diziyi baştan sona izledim ancak hayal kırıklığına uğradım. Gerçeklerden kopuk olduğu için vazgeçmeyi düşündüm, yine takip ettim. Sadece isminden dolayı, dizilerle aldatıldığımızı düşündüm. Yukarıdaki değerlendirme bence on numara, söylemek istediklerimizi bu alanın uzmanı bir hoca açık ve net söylemiş, sağolsun. Ancak bu tür diziler bence ön onaydan geçmeli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir