Mustafa Everdi’ye Ahmet Cevdet Paşa’yı Sorduk

Muaz Ergü hikâyeci, hukukçu, eğitimci, yayıncı Mustafa Everdi ile On dokuzuncu yüzyılda yetişmiş devlet adamı, bilim insanı, tarihçi, hukukçu, eğitimci, edebiyatçı, şair Ahmet Cevdet Paşa’yı konuştu. Söyleşi için Everdi’ye teşekkür ediyoruz. 

Ahmet Cevdet Paşa kimdir? Bu ismin sizdeki karşılıkları nelerdir?

Ahmet Cevdet Paşa denince, hep geleneğin Batı’ya kurban verilmesinin hicranı düşer yadıma. Mecelle-i Ahkâmı Adliye gibi anıt bir kodifikasyona rağmen hukukumuz yenildi Batı’ya. Mecellenin birçok ülkede bugün dâhi uygulanması, aradan geçen yüzyıla rağmen gücünü göstermektedir. Yapılan işin ne kadar önemli ve büyük olduğunun işareti…

Bir medeniyet, karşılaştığı her alanda rakip medeniyetleri dengelemezse tek bir alandaki yükseliş işlevini kaybediyor. Ahmet Cevdet Paşa ve Mecelle böyle trajik bir konu… Ahmet Cevdet’ten önce medresenin sadece adı var, sonrasında esamisi bile okunmaz.

Büyük bir medeniyetin çok yönlü aydını Ahmet Cevdet Paşa. Onun varlığı Medeniyetimizin her an küllerinden yeniden doğabilecek birikimine bir imâdır. Bu gücüne rağmen kaybedilen bir iddianın başkahramanı. Tam da Doğu-Batı mücadelesinde Doğunun-Türkiye’nin üzerinde yükseleceği bir sütun iken.

Hukukçu olmasının yanında tarihçiliği de önemli. Tarihçilerimiz arasında en önemlisinin Ahmet Cevdet Paşa olduğu açık. Tarih alanında onu andıranlar Fuad Köprülü ve Halil İnalcık. Tarih biliminde muakkipleri var yine de.

Hukukçu olarak Ahmet Cevdet Paşa, vukufiyet sahibi hukukçu entelektüellerin zirvesi. Muakkibi yok. Zamanının idrakinde ve hukuku düşüşe zorlayan sürecin farkında. Ahmet Cevdet Paşa, bunu durdurmak ve hatta yükselişe geçirmenin cehdini temsil eder. Müktesebatı eserleri ve inşasını yönettiği Mecelle ile de ortada. Batıya yetişebilmenin evrensel bir hukuk inşasıyla mümkün olacağını bilen bir hukukçu.

Batının çığ gibi, felaket gibi, insanlığın ulaşacağı son nokta gibi dünyaya yuvarlandığı bir dönemde iddiasını bir eserle ispatın adresi Ahmet Cevdet Paşa. Topyekûn hukukun ithali sonucunda Everest gibi zirvede, tek başına ve işlevsiz kalakalmıştır Mecelle. Devletin ve hukukun izmihlal döneminde en büyük eserini inşa edebileceğinin delili aynı zamanda.

Ahmet Cevdet Paşa gibi -İslam- hukukçu(su) bir daha yetişmedi. Geleneğin birikimine vakıf ve bunu yeni dünyanın ruhuyla yarıştırabilecek atılım imkânı da…  Teslimiyet bayrağını çektik ve her gün aşağı doğru meyledip gidiyoruz hukuk alanında.

Devlete, zamanın ruhuna uygun yollar açan hukukçular olmalıdır. Çünkü devletler hukukları ile de ‘büyük’ olduklarını anlatır ve diğer milletlere bir umut olurlar. İnsan haysiyetine uygun bir hayatın imkânını sunarlar. Medeniyetinin gücünü ve  insanlığa yüksek bir yolun mümkün olduğunu anlatır bu çaba. Bugün İslam dünyasında, böyle bir yolun mümkün olduğu cılız ve esersiz bir iddiadır ancak. Tam teslimiyet hukuk alanında temeldir artık. İddiamız da kalmadı, Ahmet Cevdet gibi iddiamızı ispat imkanı da…

Tarihte öncüdür, hukukta, dilcilikte… Gençliğin devletin kurumları ile büyüyen idrakinin temsilcisi. Eğitimci aynı zamanda, nazırlık yapacak kadar.

Yaşadığı dönem hakkında neler söylersiniz? İnsan biraz da yaşadığı zaman ve mekânın insanıdır.

Bir devlet izmihlale sürükleniyor. Devlet adamları ve aydınlar, devleti kurtarmaktan daha yüksekte mensup oldukları medeniyeti temsil ettiklerinin bilincindeydiler. Aradan geçen iki yüzyıl İslam Coğrafyasının yaşadığı felaketler ve İslam’ın bugün terör olarak takdim edilişi onların haklı ve bu sonucu öngördüklerini gösterir. Bu nedenle hangi yolla mümkünse o yoldan çözüm arayışlarını sürdürüyorlar. Tanzimat bunun arayışıdır. Tanzimatı eleştirenler, hangi arayış ve çözümleri sunduklarını anlatarak eleştirmeleri gerekir aslında. Mustafa Reşit Paşayı eleştirmekten önce anlamayı da denemeliyiz. İçine düştüğümüz çıkmazı anlar, çıkış yolları ararız belki. Bu nedenle Ahmet Cevdet Paşa ile donanım farkından daha büyük uçurum var aramızda. ‘Tanzimatta kültür yoktu, irfan vardı’ diyor Cemil Meriç. Tanzimat bir yönüyle Ahmet Cevdet demek.

İnsan biraz da çocukları ile süreklilik kazanır. Ahmet Cevdet Paşa, Tanzimat devri İslam hukuku bilginlerinden olmasına rağmen kızı Fatma Aliye neredeyse batılı bir kadın. (1864-1921)  Muhadarat (1892), Re’fet (1898), Üdi (1899) isimli romanları yazmış. Yani evde liberal bir baba Ahmet Cevdet. Kültürel güç çocuklarla yansır geleceğe. Fatma Aliye’ye  sevgi değil sadece saygı da yansımış.

Aliye Hanım babasının haberi olmadan Fransızca öğrenmeğe başlamıştır. Evlendikten sonra bilgisini daha da ilerletir ve Fransızca’dan bir roman çevirir. Cevdet Paşa, kızının bu başarısına hayrandır. Birden ona karşı muamelesi değişir. Pederâne bir şefkat yerine bir nevi saygı geçer.’ (Kültürden İrfana s.52) Çocuklarımız ukdelerimizi gidermezse nasıl bir geleceğe adım atarız?

Ahmet Cevdet Paşa çok genç yaşta –yirmili yaşlar- sadrazam Reşid Paşa hazırladığı kanunları, nizamları dini açıdan inceletmek maksadıyla bir din adamı arar. Ahmet Cevdet Bey tavsiye edilir. Reşip Paşa’nın takdirini kazanır. Fuad Paşa ile Kavaid-i Osmaniyye’yi hazırlar. Encümen-i Daniş azası olur. Genç bir insanın böylesine önemli yer almasının, değer görmesinin sebepleri sizce neler olabilir?

Mustafa Reşit Paşa’nın büyük mü küçük mü olduğu tartışılır tarihimizde. Ahmet Cevdet Paşa gibi bir yeteneği bulması ne kadar önemlidir hâlbuki. O zaman devlet adamlarının gerçek bir kurtuluş aradıklarını ve yetenekleri yerli yerine koymanın peşinde olduklarını gösterir. Şimdi kaht-ı ricale rağmen ne Ahmet Cevdet gibi bir genç bulunur ne onu yaşına bakmadan devletin temel sorunlarını çözme heyetine dâhil etme kadirşinaslığı… Her yetenek devletliler için potansiyel bir tehlike göründükçe daha iyiye gitmediğimiz kesindir.

Biz Onu genelde hukukçu yönüyle tanırız. Tarihçiliği, edebiyatçılığı da söz konusuydu. Biraz bu yönlerine değinebilir misiniz? Tarihçilik alanındaki önemi mesela. Tarihçiliği vakanüvistlikten kurtardığı iddiasına ne dersiniz?

Ahmet Cevdet Paşa gibi tarihçiler, klasik Osmanlı vakanüvisliğinin Osmanlı hamaseti gibi yolun sonuna geldiğini hisseden tarihçidir. Eserlerini birinci el tarihi belgeleri eleştirel bir incelemeden geçirerek gerçeğe bağlı kalarak yazmayı başlattı. Teşhis doğru olursa tedavi de mümkün olabilirdi zira. Olayları gerçek yönleri ile araştırarak neden-sonuç ilişkisi kurarak değerlendirmeler, karşılaştırmalar yaptı. Modern tarih anlayışının ilk öncüsü sayılır bu nedenle. Yeniçeriliğin kaldırılmasına ilişkin yergisi de övgüsü de haklı gerekçelere dayanır. İkna edici sebepler bulabilir.

Ahmet Cevdet Paşa’nın reformist olduğu iddiaları hakkında neler söylersiniz? Batı’ya hayran bir doğulu mu?

Arabi-Farisi alfabede değişiklik yapma denemeleri, 1851 yılına, Ahmet Cevdet‘in çabalarına kadar uzanır. “Yabancı dillerde yazılıp da herkesçe okunmaya değer bulunan kitaplar halkın hoşuna gidecek bir anlatımla Türkçeye çevrilerek sağlanabilir.” Ahmet Cevdet Paşa kriz kelimesi için buhran’ı karşılık göstermiş ve bu kelime dile yerleşmişti. Reformlar, ideolojik bir saikle teklif edilmiş değil, Osmanlıyı batılı devletler gibi güçlü kılmanın arayışlarıdır.

Ahmet Cevdet’in Namık Kemal’le kıyaslanması noktasında neler söylersiniz?

Cemil Meriç‘ten farklı ne söyleyebilirim?

Ahmed Cevdet Paşa’yla bir dönem kapanır; Namık Kemal yeni bir dönemin müjdecisidir. Bu fanteziyi biraz geliştirelim. Cevdet Paşa medresenin son sözüdür. Vakur, tedbirli, sorumluluğunu müdrik bir devlet adamı ve bir yazar. Namık Kemal, medresenin tehzibinden geçmemiş, kendi kişiliğini kendisi kurmuş, atak, coşkun ve her an yeni bir fetih peşinde bir gazeteci-şair. Cevdet Paşa ıslahatçıdır. Namık Kemal inkılapçı. Paşa maziden devraldığı bütün değerleri mükemmelleştirmek, korumak ister. Kemal için geçmiş, bütün ihtişamıyla tarihi bir dekor, saygı gösterilmesi gereken bir hatıradır.” (Kültürden İrfana s.51)

Paşa, Ahmed Mithat Efendi ile birlikte sosyal düzenin inanmış bir koruyucusudur. Kemal, ütopyasını gerçekleştirmek için her fedakârlığı göze alır. Gerçi hem Cevdet Paşa, hem Namık Kemal çağlarının damgasını taşırlar. İkisi de edib, ikisi de hem Doğu’ya aşina, hem Batı’ya hayran. Cevdet, bütün ciddiliğine rağmen, şairlikten kopmamıştır. Kemal‘in coşkun mizacı tarihçiliğe özenmesini engellemez. Paşa, İbn-i Halduncudur, Kemal, daha çok destancı.” (Kültürden İrfana s.52)

Cemil Meriç, Ahmet Cevdet Paşa’yı tarihçiliği başta olmak üzere ilmi, edebi ve şahsi yönleriyle takdir eder, Ondan hayranlıkla bahseder. Meriç, aynı zamanda Ahmet Cevdet Paşa’nın anlaşılmadığını da söyler. Sizce de Paşa anlaşılmadı mı? Ya da O ve eserleri layıkıyla ele alınıp, inceleniyor mu? Bu konuda neler söylersiniz?

“Zen-dostlar çoğalup mahbûblar azaldı. Kavm-i Lût sanki yere batdı. İstanbul’da öteden berü delikanlılar içün ma’rûf u mu’tâd olan aşk u alâka, hâl-i tabîîsi üzre kızlara müntakil oldu. Sultan Ahmed-i Sâlis zamânından berü mu’tâd olan Kâğıdhâne seyri ziyâde rağbet buldu. Gerek orada, gerek Bâyezid meydânında arabalara işâretlerle mu’âşaka usûlü hayli meydân aldı. Küberâ içinde gulâmpârelikle meşhur Kâmil ve Âlî Paşalar ile anlara mensûb olanlar kalmadı. Hâlbuki Âlî Paşa da ecânibin itirâzâtından ihtirâz île gulâmpâreliğini ihfâya çalışurdu.

Sultan Abdülmecid Han hazretleri hakîkaten melek-haslet bir pâdişâh-ı âlî-câh olduğu halde, o dâ nev’-i beşerden değil mi? Bu rüzgâr anı da çarpdı. Âlemin bu inkılâbâtı arasında, o dahi kadınlardan ba’zılarına mahabbet ü rağbet buyurdu. Nâsın harâm olan mu’âmelâtına o dahi helâlinden olarak müşareket buyurdu. Buna hiç kimse bir şey demiyordu. Fakat nisvân ile kesret-i musâhabetinden nâşî vücûd-ı hümâyûnlarına günden güne za’f gelmesi bâdî-i endîşe idi. Zîra halk kendisini pek ziyâde sevdiklerinden anın bu hâline müte’essif idiler.”

Kaynak :Cevdet Paşa, Maruzat (haz. Yusuf Halaçoğlu) (İstanbul: Çağrı Yay, 1980), s 9-10

Medreseler, bir Ahmet Cevdet Paşa çıkarmasına rağmen ulemanın bittiğini gösteren bir tespittir bu. Devletin bekasını ahlak zabıtalığı ile sağlamayı önceleyen molla tarafıdır Maruzattaki Ahmet Cevdet. Batı, Maruzatta arzedilen bütün günah ve ayıplarla malul iken büyük bir güce dönüşmüştür. Osmanlı onun gibi olmak çareleri aramaktadır. Ahmet Cevdet bunu bilen bir devlet adamı olduğu halde günahları devletin inkisarı ile ilişkilendiren bir anlayışa sahip. Gerçeklerin Osmanlı aydınlarına neden acı geldiğini de anlatır bu yorum. Teknolojik, askeri, siyasi üstünlük kuramıyorsan rakiplerine; ahlaki atıflarla bir gerekçe oluşturur: “Ahlak düzelirse devlet güçlenir!”

Böyle doğrusal mantık dindarane olsa bile gerçekçi değil. İnandırıcı da olamadı zaten. Mollalık denen, medresenin etkisi biraz da böyle savunmacı bir yaklaşımdır. Ahmet Cevdet de bundan muaf değildir. 

Muaz ERGÜ

1 Yorum

  1. Avatarmustafa buğuçam Cevapla

    Ahmet Cevdet Paşa.. Denenmiş denenmez.. eskiye dair ne var atın elinizde.. eski ve yenileri karşılaştırarak yeniden KENDİNİZ yapın.. Çünkü değişim potansiyel.. devinim kinetik.. deneyim spesifik ve başarı sofistiktir.

    Bin yıldır durdurulan hikmet ve felsefe ve düşünmeyi.. üç yüz yıldır dondurulan bilim ve hukuk ve düşünmeyi yüz yıldır açmak mümkün olmadı.. Ne Ahmet Cevdet takımı ne de Tevfik Fikret akımı bu işi yapabilirdi.. göreneği taklid etmekten ve yeniliği takib etmekten fazla bir gelenek ve yenilik yapamadılar.. çünkü bu hazır açık ve seçik bilgi veren yazarların ve hocaların yapacağı bir iş değildi.. çünkü kökende resmi yasaklamakla ve onu put sanmakla başladı bu iş.. oysa sorun input ile output arasında idi.. Bios kartı anlamayan.. dünyanın ne primerini tanır ne sekonderini.. ne masterini bilir ne slavini.. fakat biz hala puta tapıyoruz.. resmi aşağı koydum.. ama bu geçen 1400 yıl içinde dünyaya nizam vererek, batıya batıyı tanıtarak.. Fransa kralına gelirsem Françe vilayetini düzeltirim dedik ama sonunda geometriyi ve hendeseyi unuttuk ve sonuçta bilimi, kuvveti ve dünyayı yitirdik.

    Şu da bir gerçek ki uygarlığımızda geometri 3000 yıl önce analitiklerle açılmıştı.. mantığı da organon (Aristo) ile 2500 yıl önce yazdık.. 400 yıl önce de Descartes ile sentetik ve ısbatlanabilir geometriden analitik ve hesaplanabilir geometriye geçtik.. Silindir gibi geçen Kartezyen kültürü bu ülkenin donanım ve yazılımı değiştiren Mustafa Kemal İmamı Nursî DESCARTESÇİ yapmaktan öte fazla bir etkisi olmadı..din dinciliğe ve bilim de bilimciliğe döndü.. Körü körüne yaratılış ve evrimi savunarak Tanrı Tanırlık ve Tanrı Tanımazlıktan fazla bir iş yapmadık..

    ve elektronik hesap makinası ve elektronik saatle hazırlanan 2000 den sonra kendimizi yapay zeka (YZ) ile karşısında bulduk.. ona bellemeyi öğrettik.. hesaplamayı öğrettik.. şimdi öğrenmeyi öğretiyoruz.. bildiğimiz kadar tabi.. elimizde yetiştirdiğimiz çocuğun da bize bakacağını bekliyoruz.. peki sen kendi ana babana baktın mı ? Beşerin giderek hayvanlaştığı ve makinenin giderek insanlaşan gelecekte en büyük tehlikenin MAKİNELER olduğunu THE MATRIX uyarmıştı.. lakin onu da tam anlamış değiliz.. YBA öğretemedim.. Tony Buzan’ın zihin haritalarını ögütledim.. tutmadı.. şimde sayfalarımda YAŞAM 3.0 ı öneriyorum.. artık bizim İncilimiz pardon İNCİ’miz yaşam 3.0.. bu kahveyi için ve fincanına da bakın Acaba bizim bahtımız nedir ? Talihimiz açık mı yoksa kısmetimiz kapalı mı ?

    (Not: 2001 den beri gele gele 2020 ye geldik.. ortada ne kitabım var ne de bir talebem değil talibim.. bu yüzden yazarlara ve hocalara öğüt ve öneride bulunacak değilim.. haddimi bilim.. zaten onlarda bu mesleği bırakacak değiller.. tavsiyem ve teklifim henüz müellif ve muharrir olmamışlara…) OSMANZİYA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir