Remzi Karabulut’la Minimal Söyleşi, “Sorarsan Bilmem, Sormazsan Bilirim”

Abi Merhaba! Minimal Öykü diye bir kavram, bir adlandırma var. Hatta “Öyküden Çıktım Yola” ismini verdiğin kitapta 252 yazarın minimal öyküsünü derleyip, yayınladın. Nedir Abi bu Minimal Öykü denen tür?

Kısa gün kârı. :)))
Kısa hayat kârı belki de.
Bilmem.
Hasan Ali’nin dediği gibi, “sorarsan bilmem, sormazsan bilirim.”

Öykülerin genelde kısa cümlelerde oluşuyor. Bu bilinçli bir tercih mi? Yoksa öykü kendini böyle mi yazdırıyor?  Nedir bu kısa cümlelerin hikmeti?

Yazarın el ayarı, adımlarına benzer. Kısa adımlarla yürüyorum demek ki ben de. Niye böyle yürüyorsun, diye sorarsan, bilmem. Niye böyle yazdığımı da bilmem doğal olarak.

Abi, Kayıp Martı adını verdiğin romanında farklı yazım tekniklerini bir arada kullanıyorsun. Kitap iç içe geçmiş hikâyeler toplamı izlenimini doğuruyor. Ne dersin hususta? Doğru anlayabilmiş miyim?

Söylemek istediğim orada tam belli olmamış demek.
İşim daha da zorlaştı öyleyse.
Yenisini yazayım o halde.

“Nehirleri, çayları, dereleri özlüyordum. Her yerde onlarla buluşmayı, birlikte yürümeyi, akıp gitmeyi. Gerçekte, durmadan akan sulara bakarak hep sana baktığımı çoook sonra kavradım.” diyorsun Kan, Kireç ve Lizbon kitabında. Abi, nedir bu özlemek? Niye hep özlüyoruz. Yoksa özlediğimiz çocukluğumuz mu? Nedir bu hal?

Gelecek yaşanmadığı için ne olduğun bilmiyoruz.
Eldeki malzeme geçmiş.
Hocam, ne yapabiliriz bu durumda?

“Fırıldak durunca, durunca dünya âlem de durur mu. Ben de durur, harbiden durur.” Abi, öykü/roman dışında soyut resim ve oyuncaklarla da ilgilisin. Zannederim çok önemli bir fırıldak/topaç koleksiyonun da var. Bu oyuncağın tarihini de araştırıyorsun. Hatta bir muhabbetimizde topacın yöresel isimlerini kayıt altına aldığını belirtmiştin. Ben de bizim oralarda buna “Lilliş” dendiğini söylemiştim. Çocukluğumuzun vazgeçilmez oyuncağı fırıldaklarla/topaçlarla ilgili sergi de açtın. Nereden geliyor bu ilgi?

Çocukluktan.
İnsanın neyi yoksa, onu can simidi gibi görür.
Çocukken bir topaç alamamıştım. Şimdi gördüğüm her topacı almak istiyorum. Alıyorum da tabii, ama o boşluk dolmuyor bir türlü.

Ferit Edgü’yle ilgili çalıştın. Hatta bir de kitabın var. Remzi Karabulut’un Ferit Edgü’sünü anlat desek neler söylersin?

Hiçbir şey.
Ve çok şey.

Tarsus’ta yaşıyorsun benim gibi. Bir yazar için taşrada yaşamak nasıl bir şey?

Yanlış soru, hocam.:))) 
Ama Tarsus pek güzel, seviyorum.

Son olarak neler söylemek istersin?  

Teşekkür ederim ilgine.

Ben teşekkür ederim.

Muaz ERGÜ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...