Şamanizm Mi? Şamanlık Mı? Prof. Dr. Fuzuli Bayat Anlattı…

Fuzuli Bey Türk Mitolojisi, Destanlar, Şamanlık vb. gibi konularda çok değerli çalışmalarınız, kitaplarınız mevcut. Türk Şamanlığı üzerine söz söylemek ya da yazmak isteyen biri mutlaka kitaplarınıza, makalelerinize, konuşmalarınıza başvurmak durumunda. Söyleşimize sizin tespitinizle başlamak isterim. Şamanizm teriminin çok geniş manada kullanıldığını, sihir, büyü, tabiplik gibi ilkel unsurların, mistisizmin Şaman ögeleri olarak değerlendirildiğini ve Şamanlık kavramına gereğinden fazla ağırlık yüklendiğini, bu yükün ise Şamanlığı tanımada engel oluşturduğunu söylüyorsunuz. Bu tespitlerin müellifi olarak siz Şamanlığı nasıl tanımlıyorsunuz? Nedir Şamanlık?

Şamanlık İslam’dan önceki ideolojik ve sosyo-kültürel alanın idare edici ve yönlendirici işlevini üzerine alan ve Türk kültürünün bütün yönlerini kapsayan felsefi pratik akımdır. Bu dini-pratik olgunun uygulayıcısı olan şaman, görünen dünyalarla görünmeyen âlemler, insanlarla ruhlar, doğayla toplum arasında bir arabulucudur, ötekilerin isteklerini bizlere ileten tercümandır, hastaları iyileştirendir. Şamanlık, yaşamın başlangıcının derinliklerinden gelen, doğal bir şekilde oluşturulmuş çok eski bir kültür, dini-pratik uygulamadır. Dünyadaki tüm halkların gelişimlerinde büyük rol oynayan küresel bir fenomendir. O nedenle de onu büyü, animizm, fetişizm ve totemizm ile ilişkilendirip, şamanlığa gereğinden fazla işlev yüklüyorlar. Şamanlıkta doğayı canlı görmek (animizm), doğa nesnelerine kutsiyet addetmek (fetişizm), ruhların göklerde ve yeraltı dünyasında yerleşmelerine göre onlara sunulan kurbanlık hayvanların kutsanması, kendilerini kartaldan, kurttan, ayıdan, ren geyiğinden türediklerini bildirmeleri (totemizm), gelecekten haber veren kehanetlerde bulunmak (büyü) gibi kurallar, inançlar vardır. Ancak bunlar onu hiç de adları zikredilenlerle aynılaştırmaz. Arkeolojik kazılara ve etnografik bilgilere göre, şaman ritüelleri Neolitik ve Tunç Çağı’ndan itibaren uygulanıyordu. Şamanizm özellikle Sibirya, Uzak Doğu, Güneydoğu Asya ve Afrika halkları arasında gelişmiştir. Ancak genel kanaate göre tüm dünya halkları şamanlık denilen merhaleden geçmiştir. Bu da ona bir nevi evrensel özellik verir.

Bir de sizin “Şamanizm” kavramsallaştırmasına çok sıcak bakmadığınız anlaşılıyor. “Şamanizm” mi? “Şamanlık” mı? Hangi kavram ya da ad sizin için daha uygun ve olguyu karşılar?

Şamanizm kavramını XIX. yüzyılın sonlarına doğru ilk defa Rus bilim adamları kullanmışlar. Bu terimle onlar Türkler de dâhil olmakla Sibirya’da yaşayan halkların paganist dinini kast etmişlerdir. “İzm”ler genelde bir kurgusal öğretileri veya en iyi halde her hangi bir sistemi bildirir. Oysa şamanlık bir yaşam tarzıdır, eski Türklerin doğa inancıdır. Batı bilim dünyası Kızılderili, Afrika, Avustralya ve de Sibirya şamanlığı için şamanizm kavramından yola çıkarak bir genelleme yapmaktadırlar. Ben, Türk şamanlığı terimini kullanmayı tercih ettim. Zira şamanlık pratik bir doğa bilimi, şaman merkezli bir öğretidir. Hem şamanizm hem de şamanlık kavramları ile kastedilenler hemen hemen aynı olsa da terim olarak şamanlık daha uygundur. 

Genel olarak şamanlığın, bilimde daha önceki bir dönemde kullanılan bir terim olduğu kabul edilir; modern araştırmacılar ise her yerde İngilizce “şamanizm” terimini tercih ediyorlar ve bu sonuncu bilimsel platforma artık yerleşmiş durumdadır. Birincisi ile şaman merkezli bir faaliyet, ikincisi ile de tasavvurlar, inanç sistemi kastedilir. Bazı bilim adamlarına göre şamanizm gibi bir fenomenin oluşumunu hazırlayan dünya ve insan hakkındaki fikirlerin bütünlüğünü şamanlıkla anlamak mümkündür. Şamanlık belirli bir ritüel -kamlık- şeklinde kült eylemleri gerçekleştiren özel bir kişinin varlığıyla ilişkili bir erken dini inanç biçimi olarak düşünülebilir. O hâlde şamanizm kavramı şamanlık teriminden daha geniştir. Ancak şamanlıkla şamanizmi aynı görenler, kelimenin birinin Rusça (şamanstvo), diğerinin İngilizce (shamanism) olduğunu vurgulayanlar da vardır. Her hâlde bu ikisi arasında suni fark yaratmayı ben doğru bulmuyorum ve dilimize daha yakın olan şamanlık kavramını tercih ediyorum.

Şamanlıkla ilgili bir çok bilim adamı, Rus araştırmacılar Şamanlığı eski Türklerin orijinal dini olarak kabul ediyorlar. Bu doğru mu? “Şamanizm” ya da “Şamanlık” müstakil bir din mi?

Bu konu XIX. yüzyıldan tartışılarak gelmektedir. Şamanlığın bir din olup olmadığı din kavramı ile neyi kastettiğimize bağlıdır. Rus bilim adamları ve de bir çok Batılı araştırmacılar dine geniş anlamda bir inanç sistemi olarak bakırlar ve bu bağlamda animizmi, fetişizmi, totemizmi din olarak algılıyorlar. Dine kendine has kültleri, kuralları, tapınakları, görevlileri açısından baktığımızda şamanlık din olmaktan çıkarak bir inançsal-pratik örtüye bürünür. Tüm öğretisi kozmik seyahat yapmakla, ötekileri kendi dünyasına taşımakla, toplumsal bir görev olan iyileştirme, kehanet, bolluk vb. gibi görevler üstlenmiş şaman ve şamanlık din olmaktan ziyâde bir esrime tekniğidir. Özetle şamanlık klasik anlamda bir din değildir; paralel görünmez ruhlar dünyasıyla temasa geçmektir, toplumsal işleri yönetmek için ruhların desteğini almaktır, kendinden geçmenin ve terapötik teknikleri uygulamanın bir formudur. Şamanlık mistik tarafları ile beraber daha çok pratik alanda mevcuttur ve toplumun kültürel, sosyal, manevi, ekonomik yaşamıyla birebir ilgilidir.  

Ancak modern Türk şamanlarının kendileri de şamanlığı din olarak ifade ediyorlar. Bence şamanlık kendine özgü bir sistemi olan yaşamın her alanı ile ilgili, insan -ruhlar- doğa üçlüsü şeklinde bir öğretidir. 

Şamanlık denince yekpare, tek bir tanımlama yapılıyor genelde. Siz Şamanlığın etnik, coğrafi, kültürel şartlara göre değişiklik arzettiğini söylüyorsunuz. Şamanizm değişik yerlerde, kültürlerde yeni formlara mı kavuşuyor? Her kadim kültürün kendine özgü Şamanlığı mı söz konusu. Hocam kısaca “Şamanizm” mi? “Şamanizmler” mi? Türk Şamanlığı hakkında neler söylersiniz? Türk Şamanlığının İç yapısı, biçimlenmesi bağlamında milli özellikleri hakkındaki değerlendirmeleriniz nelerdir? Türk Şamanlığı’nın diğerlerinden ayrılan yönleri, doğayı ve insanı algılaması hususundaki tespitlerinizi dinleyebilir miyiz?

Bazı arkeolojik verilere ve kaya üstü resimlere dayanarak Türk şamanlığının Paleolitik dönemden bilindiğini söylemek mümkündür. Şamanlığın unsurları tüm kıtalarda, hemen hemen tüm dinlerde ve tüm kültürel seviyelerde mevcut olsa da, Türklerin yaşadığı Orta ve Kuzey Asya, şamanlığın merkezi durumundadır. Hatta Altay şamanları, şamanlığın Altay’dan tüm dünyaya yayıldığını, bölgelerde yeni bir yapılanma geçirerek Afrika, Kızılderili, Kore, Japon, Endonezya vb. şamanlığın oluştuğunu düşünürler. Sayan-Altay ve Yakutya (Saha) bölgesi şamanlığın kutsal yeri, şaman enerjisinin merkezi olarak bilinir. Her ne kadar şamanlık vahit bir ezoterik sistemin pratikle birleşmiş tarafı olsa da, dünya halklarının çoğunda görülse de coğrafi ve etnik yapıya mukabil bir farklılık da göstermektedir. Mesela, Türk şamanlığı kalıtsallığı ile seçilir. Bunu Türk şamanları şöyle özetliyorlar; şaman olarak doğulur, şaman olunmaz. Bu Türk şamanlığının başlıca doktrinidir. Hatta XXI. yüzyılın Türk neo-şamanları da mutlak bir şekilde kendilerini soylarında şaman olan insanlar kategorisine dâhil ederler.

Türk şamanlığının iç yapısında seçilme, vergi alma, şaman hastalığına tutulma, parçalanma, yeniden yapılanma gibi özellikler vardır. Başka bir dünya için hazırlanan şamanın iç organları ve gözleri, hem de dış görünümü sıradan insanlarınkinden farklılaşır. Şamanlık o kadar bireyseldir ki aynı bölgede ve aynı köyde yaşayan iki şamanın dış aksesuarları -kostümü, davulu, tokmağı, varsa maskesi vs.- birbirine benzememekte, şaman olma süreçleri bazı noktalarda farklılık arzetmektedir. O hâlde genelleştirilmiş bir şamanizmden söz etmek mümkün gibi gözükmüyor. Türk şamanlığı iç yapısı bakımından bir bütünlük oluştursa da, dış görünümü açısından daha çok farklılığa sahiptir. Ancak top-yekun Türk şamanlığında diğerlerinden ayrıcalık tanıyan bir çok simgeler, icraatlar, yaşantılar vardır ki bu da bize Türk şamanlığının fenomenolojik tarafları hakkında fikir yürütmeye yardımcı olur. Ancak şamanik bit kavimin üyesi olmayan, dahası yabancı bir ortamdan çıkan etnograf için Türk şamanlığını doğru anlamak zordur.     

Hiçbir kültürel olgu başka bir kültür ortamında, farklı bir gelenekte, dini çevrede yetişmiş yabancı bir bilim adamı tarafından tam kavranılamaz, geleneksel kültürün iç mekanizması, işleme formu, metafizikliği, felsefesi her zaman dışa açılmaktan belli bir mesafede – uzak durur. Başka bir ifadeyle şamanlık gibi algılanması, anlaşılmazı zor olan mistik-pratik bir fenomen kapalılığı ile bilinir. Çünkü şamanlığın kendine özgü kavram dizisi, kendine özgü bilinç dünyası vardır. Şamanlığı, kültürün taşıyıcılarının izin verdiği kadarıyla öğrenmek mümkündür. Durum böyleyken biz yine de Batı’dan kalkıp Sibirya’ya giden orada araştırma yapan etnografların yazdıklarına referans veririz. Rus bilim adamları da, aynı devlette yaşamalarına rağmen etnik özellikleri, dini inançları ile Sibirya Türklerine yabancıdırlar ve bilerekten şamanlığı Türk adı altında öğrenmekten kaçınır, Tuva, Hakas, Altay, Yakut şamanlığını öğreniyor, Türk şamanlarını Tungus, Evenk, Nensi, Kamçatka ve en esası da Moğol şamanları ile aynı tutarlar.

Şamanlık dediğimizde hemen Türklerin İslam öncesi yaşayışı, inancı ve kültürü akla geliyor. Şamanlık Türklerin Müslüman olmasıyla birlikte hemen yok olmuş mudur? İslam sonrası inanç ve yaşayışta Şamanist kalıntılardan bahsedilebilir mi? Ayrıca modern çağda şamanlık var mı?

Türk-Altay Şaman Davulu ön yüzü

Doğrudur, şamanlık denince İslamiyet’ten önceki kültür ve inanç dünyamız kastediliyor. Ancak bu tespit yalnız Müslüman Türkler için geçerlidir. Oysa şamanlık daha çok Altay’da, Yakutya’da gelişmiştir. Sayan-Altay ve Yakut Türkleri Müslüman değillerdir. Onların çoğu Ortodoks Hıristıyan, bir kısmı da Lamaisttir. İslam dini hiçbir alternatif inanca müsamaha göstermediği gibi, şamanlığın da tarihe karışmasına sebep oldu. Cihanı şaman inancı ile fethetmek ve uzun süreliğine yönetmek mümkün olmadığından bozkır Türkleri İslamiyet’i kabul ettiler. Ancak hiçbir inanç ve geleneksel yaşam hemen de yok olup gitmez. O nedenle şamanlık İslam kisvesi altında uzun zaman varlığını koruyabildi. Şaman uygulamaları, Türk tarikatlarında (Nakşbendiye, Mevleviye ve Türk ulema sınıfı tarafından tutulan Arap tarikatları istisnadır.) kendini fazlasıyla gösterdi. Yeseviye, Bektaşiye, Hayderiye, Safeviye tarikatlarına ve Fütüvvet ideolojisine, Ahiliğe, Alevi yaşamına bakmak yeterlidir. Riyazet, çile, halvet, tarikatın ritüelleri, hatta dedelerin (başka hetorodoksi tarikatlarda şeyhlerin) topuzla, korkutmakla hastaları tedavi etmesi, dervişin seyr-i süluku, vecd şamanlıkla paralellik oluşturur. Orta Asya’da durum biraz farklıdır. Örneğin Orta Asya Türkleri bizden daha fazla şamansıdırlar. Onlarda şaman uygulamalarını gerçekleştiren bakşılar, falbinler, perihanlar adlandırılan özel statülü insanlar vardı ve bugün de var. Hem de Orta Asya şamanlığında da şamanlık babadan oğula veya dededen toruna geçer.

Sorunuzun ikinci kısmına gelince modern çağda da şamanlık vardır, cevabını vermek mümkündür. Sibirya Türklerinin şamanlığına karşı önce Lamaizm, daha sonra Hıristiyan dini ve daha sonra da Sovyet ateizmi savaş açtı. Kitlevi kırgınlar, hapisler, sürgünler şamanlığı bitirmek noktasına kadar getirdi. Ancak bütün bunlar büyük ölçekte şamanların mahvına neden olsa da şamanlık, yaşamın tüm alanlarında kendini muhafaza edebildi. Yani öldürülenler şamanlar oldu, şamanlık değil. Bugün Ortodoks veya Lamaist veya Burhanist olsalar da Sibirya Türk kavimleri şamanist bir yaşam sürdürmektedirler.   

Son dönemlerde, özellikle geçen yüzyılın 70-80. yıllarından sonra bir çok bilim adamları ve heveskârlar (Carlos Castaneda, Lynn Andrews, Michael Harner, Sandra Ingerman, Angeles Arrien, Jonathan Horwitz, Annette Høst vb.) şamanlığı yapay da olsa canlandırmak için bir dizi teorik ve pratik çalışmalar yaparak yeni bir şamanlık oluşturdular. Amerika ve Batı dünyasının neo-şamanlık olgusu Sibirya Türk kavimlerinde şamanlığın dercedilmesi şeklinde gerçekleşir. Sovyet rejiminin mahvettiği geleneksel şamanlığın temelinde yeniden dirilme harekatı başlatılmıştır. Ancak Türk neo-şamanları arkaik geleneği, mistisizmi geri plana atarak ve bazı okült öğretileri, diğer inançları, mesela New Age (Yeni Çağ), Wicca (Vika), okuyup öğrenerek Türk neo-şamanlığı oluşturmak gayretindedirler. Hatta Türk neo-şamanlarının çoğu üniversite eğitimli, bilim adamı, araştırmacıdır.

Fuzuli Bey Şamanlık inancına göre “Kadın Şamanlar” hakkında neler söylersiniz? Türk şamanlığında kadın ve erkek şaman oluşumu arasında farklar var mıydı?

Bu konuyu ben “Türk Kültüründe Kadın Şaman” kitabımda ele almıştım. Ancak sorunuza gelince kısaca da olsa Türklerde kadın şamanlarla erkek şamanların oluşumunda ciddi bir farkın olmadığını söylemek gerekir. Bazı şaman efsanelerine ve memoratlarına bakılırsa şamanlık, ilk olarak kadın eksenli olmuştur. Hatta kadın şamanların erkek şamanlardan daha güçlü olduğu hakkında çok sayıda şaman söylemleri vardır. Erkek şamanların kadınlar gibi doğum gerçekleştirmeleri, kadınsı bir tavır sergilemeleri, kadın elbiseleri giymeleri ve nihayet transvestizm (kadına dönüşme) olayı Türk kültüründe kadın şamanlık kurumunun eski ve güçlü bir gelenek olduğunun göstergesidir. Türk milleti hiçbir zaman kadını ikinci sıraya itmediği için şamanlığın da yalnız erkek mesleği olmadığını göstermiştir. Türkler erkek şamanlara kam/gam/ham dedikleri hâlde kadın şamanlara udagan/utakan derler ki buda ateşin, ocağın koruyucusu anlamına gelir. Sibirya’da kadın şamanların azalması genelde XIX. yüzyılın sonları ile XX. yüzyıla düşer. Ekonomik sıkıntılar, baskılar, Hıristiyanlaştırma ve Ruslaştırma gibi tarihsel olaylar kadınların sosyal alandan çekilmelerine ve evde “hapis” hayatı yaşamalarına neden oldu.

Sovyetlerin çökmesinden sonra dirilen şamanlık kurumunda kadın şamanların faal olduğunu görürüz. Hatta dünyanın çeşitli yerlerinde iyileştirme seansları gerçekleştiren, seminerler veren güçlü kadın şamanlar ve onların diğer milletler de dâhil olmakla onlarca yetiştirmeleri vardır. Türk kadın şamanları: “Tos Deer” şaman kurumunun kurucusu Tuvalı Ay-Çurek Oyun, Hakasyalı  kadın şaman Tatyana Kobejikova, Altaylı kadın şaman Alla Gromova, Şor kadın şamanı Akulina Kuspekova ve diğerleridir. Sayan-Altay Türk ellerinde onlarla şaman dernekleri, örgütleri kurulmuştur ki üyelerinin büyük bir kısmı kadın şamanlardır.

Hocam sizin aynı zamanda İslam Öncesi ve İslam Sonrası, Şamanlıktan Evliyalığa “Delilik” kavramı ile ilgili değerli çalışmalarınız da var. Bizim kültürümüzdeki “Delilik” hakkında neler söylersiniz? Yunan, Roma ve şimdilerde Hırıstiyan medeniyetindeki “Delilik” ve bizdeki “Delilik” anlayışının ne gibi farklılıkları var?

Bu konu hem şamanlıkla hem mitolojiyle hem de tasavvufla bağlantılıdır. Aslında delilik ilk mitolojik atadan başlamaktadır. Çünkü ilk atamız deli olmasaydı yasağı bozarak cennetten çıkmazdı. Geniş anlamda delilik her türlü yasağa, bağnazlığa, özgürlüğü kısıtlayan kurallara karşı bir direniştir, bir savaştır. Dar manada akıl hastası, başkalarına zarar verendir. Şamandan ehl-i tasavvufa kadar delilik bir kült hâline gelmiştir. Çünki ekstaz anında deliren, ruhlar âlemine giren ve onlarla konuşan, kozmik seyahat yapan şaman, deli olduğu gibi, ilahi aşkın şiddetinden, Hüsnü Mutlak’ın güzelliğinden delirenler de vardır. Bir de hakkı söylemek, doğruları demek için kendini deliliğe vuranlar veya  toplumsal baskılardan dolayı kendini deli gibi kaleme verenler, savaşta ön sırada olup gözü pek, atılgan olan alperenler, gaziler, deli dolu olanlar vardır.

Yukarıda söylediklerimiz Türk kültürü, İslam âlemi için geçerlidir. Batı kültüründe delilik dendikte daha çok toplumun ve Hıristiyan dinin şizofreni hastalığına yakalanmış veya toplumun hasta olduğunu düşündüğü deliler gelmektedir. Kısacası Batı Hıristiyan kültürü eski Yunan ve Roma’dan yüzü beri deliyi değil, toplumu deliden korumanın yollarını aktarmış, o nedenle de onları toplumdan tecrit etmeyi doğru bulmuştur. Delilere gülmek, delileri kafes arkasında teşhis ettirmek Batı Hıristiyan kültürü üçün özgü bir hâldir. Oysa hem İslam’dan önceki hem de sonraki Türk toplumu deliyi korumayı amaçlamış, gerçekten hastaysa şifahanelere yerleştirmiş, deli görünümlere de genelde müsamaha göstermiş, otoriteye zarar vermediği sürece onlara dokunmamıştır. Toplum, deliyi korumayı yasal kurallarla değil, geleneğe, ananeye, örfe dayalı şekilde gerçekleştirmiştir. Ve tüm bunları “kimse delisinin başından geçmez”, deyimiyle özetlemiştir.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Öncelikle teşekkür ederim.

…Türk kültürünün yabancılar tarafından en çok öğrenilen sahalarından biri de şamanlıktır. İlmi bir hüküm vermek onların elindedir. Hem mitolojiyle hem şamanlıkla alakalı yazdıkları bizim için kaynak olmaktadır. Oysa mitolojimizle, şamanlıkla ilgili çalışmalarımız Batı dillerine çevrilip yayınlanmadıkça biz onları otorite olarak kabul edeceğiz. Küreselci Batı dünyasının bir de bizim gözümüzle mitolojinin ve şamanlığın ne olduğunu görmesi lazımdır. Bizi her fırsatta Moğol-Türk mitolojisi, şamanizmi adı ile öğrenmenin doğru olmadığını görmeleri lazımdır. Türk mitolojisinin köklü fenomenlerini Moğollaştırmaktan vazgeçmeleri, şamanlığı her fırsatta Moğollara bağlamanın yanlış olduğunu bilmeleri lazımdır. Ve bu lazımları onlara göstermenin tek yolu şamanlıkla ilgili ciddi araştırmalar yapmak, yazılan bilimsel kitapları Batı dillerine tercüme ederek onlara sunmakla çözmek mümkündür. Moğollarla yakınlığımız, belki de uzak akrabalığımız olsa da biz Türküz, cihana defalarla hükmetmiş milletiz.  

….Hamasetten uzak bilimsel çalışmaların İngilizceye çevirilerinin yayınlanması dileklerimle.

Bize vakit ayırıp, sorularımızı yanıtlama nezaketini göstermeniz dolayısıyla biz teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ    

Fuzuli Bayat:
1958 yılında Azerbaycan’da doğdu. 1984 yılında Azerbaycan Yabancı Diller Üniversitesi Fransız-İngiliz Dili Bölümünü üstün başarıyla ve yüksek lisans derecesiyle bitirdi.
1987-1990 yıllarında Özbekistan Bilimler Akademisinin Dil ve Edebiyat Enstitüsünde doktora çalışmalarına başladı.
1990 yılında doktora tezini savunarak “Doktor of Philosophie” unvanını aldı.
1990–1992 yılları arasında Azerbaycan Bilimler Akademisinin Edebiyat Enstitüsünde ilmi araştırmacı olarak çalıştı.
1993–1995 yıllarında Ortak Türk Edebiyatı Bölüm başkanlığı görevini yaptı.
1996–1999 yılları arasında Dede Korkut Ansiklopedisi hazırlama kurulunda başkan yardımcılığı ve yazarlık görevlerini yaptı.
1997 yılında Azerbaycan Yazarlar Birliğinin üyesi seçildi.
1997 yılında üst aşama doktora tezini savunarak Filoloji İlimler Doktoru, “Doktor of Sciences” unvanını aldı.
1999-2008 yılları arasında Gaziantep Üniversitesinde misafir öğretim üyesi olarak çalıştı.
2012 yılından AMEA Folklor Enstitüsünde Muasır Folklor Bölümünün başkanıdır.          
Fuzuli Bayat’ın bugüne kadar yurtiçi ve yurtdışında 38 kitabı (Türkiyede 19, İran’da 1, Tataristanda 1) ve 190’dan fazla makalesi yayımlanmıştır.

1 Yorum

  1. AvatarFeridun Eser Cevapla

    dibace.net’e, bilhassa Muaz Ergü hocama milli kültürümüzle alakalı birbiri ardınca yaptığı güzel ropörtajlar nedeniyle teşekkür ederim. Geçtiğimiz yaz, Fuzuli Bayat hocanın Kadim Türklerin Mitolojik Hikayeleri adlı kitabını okumuş, istifade etmiştim. O kitapta şamanizm konusuna fazlaca değinmemiş olduğunu hatırlıyorum. Bu ropörtajda Fuzuli hocanın şamanizmle ilgili görüşlerini ve bilgilerini öğrenmiş oldum, sağolsun. Özellikle ”delilik”le ilgili kısım ile islami dönemdeki mistiklerin şamanlara benzerliği dikkatimi çekti. Keşke Yunan mitolojisi ile Türk mitolojisinin mukayesesi de yapılsa idi; özellikle gençlerimiz Yunan mitolojisine daha aşinalar, kendi mitolojimizi de bir kültür olarak tanımalarını çok isterim. bu hususta Kültür bakanlığına ve Milli Eğitim bakanlığına, bilhassa TRT’ye görev düşmeli düşüncesindeyim. Bu bilgiler ve çalışmaları ile Fuzuli Bayat hocamıza teşekkür etmeyi borç bilirim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir