Turan Karataş: “Gök Medeniyeti’ni Yeniden Diriltmenin Çabasındadır Karakoç”

Sezai Karakoç ismiyle ne zaman ve nasıl karşılaştınız? Bu ilk karşılaşmada dikkatinizi çeken hususlar nelerdi?

Büyük şairin adıyla ilk defa lise bir veya ikinci sınıfta karşılaştım. (Tarih vermiyorum, yaşım ortaya çıkmasın diye!) O zamanlar gidip geldiğimiz Milli Türk Talebe Birliği’nde bir masanın üzerinde sergilenmiş kitaplarda. Kitapların sadeliği ve bembeyaz kapağıyla masum masum duruşları, bakışları (“köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar”), beni çok etkilemişti. O tarihte Abdurrahim Karakoç’un bir şiir kitabını okumuş ve ondaki şiirlerin bir kısmını ezberlemiş erken/ergen bir genç olarak bu kitapların üzerindeki ismi de akraba bir soydan diye düşünmüştüm. Sonra üst sınıflarda okuyan bir ağabeyimiz bu “yazar”ın başka, bambaşka biri olduğunu söylemişti. O kitaplardan galiba beş altı tane aldım ve o zaman bir avuç olan kitaplarım arasına koydum. Kitapların çoğu Sezai Karakoç’un düşünce eserleriydi.

Sezai Karakoç

Karakoç’la ilgili çalışma düşünceniz nasıl ortaya çıktı? Sezai Bey’le ilgili çalışmalarınızı sürdürürken Onunla iletişiminiz oldu mu?

Daha önce de söyledim, Karakoç’un şiiriyle üniversitede karşılaştım. Öncesinde okuduğumu sanmıyorum. Bizler hedefi, ülküsü, misyonu değil özgörevi olan gençlerdik. Sezai Beyin şiirlerini okuduktan sonra böyle bir düşünce oluştu. Doktora tezimi çalışırken elbette Sezai Bey’le görüştüm. Bana bulamayacağım bazı yazılarının, bir iki belgenin fotokopilerini verdi. Diriliş’in son dönem çıkan sayılarını ve kitaplarından bir takım armağan etti. Az görüştük, ama bundan fazlasının da gerekmediğini anladım.

Turan Bey, bir şairi, bir düşünürü çocukluğu, yaşadığı çevre geleceğe hazırlar. Kaleme alacağı eserlerde bu dönemin izi görülür. Bu anlamda Sezai Karakoç’un çocukluğu ve Onu geleceğe hazırlayan çevresi hakkında neler söylersiniz?

Sezai Karakoç’un doğup büyüdüğü coğrafya kadim, zengin, derin ve her anlamda boyutları, ufku geniş bir coğrafyadır. Son çıkan Nizami Yürüyüş kitabında uzun uzun anlattım. Masallar, inanışlar, destanlar, olağanüstü yaşantılar… Şimdi aklıma geldi, Mezopotamya yani o iki nehir arası “büyülü” bir yerdir. Karakoç’un eserlerinde bu coğrafyanın, kültürünün ve tarihinin etkisi büyüktür.

Karakoç’un şiire yöneldiği, ilk şiir ve yazılarını yazmaya başladığı, edebiyat âlemine adım attığı yıllardaki ülkemizin edebi ortamı hakkında neler söylersiniz?

Türkiye’nin bilhassa siyaseten yeni bir döneme girdiği 1950 yılında Orhan Veli ölmüş, ama şiiri hâlâ etkisini sürdürmektedir. Attila İlhan ve çevresinde birtakım gençler yeni bir şiir arayışındadır. Hece şiirinin temsilcileri hayattadır ve aralarında iyi şiir yazanlar vardır. İki yeni dergi yayın hayatına başlamıştır: Hisar ve Türk Dili.  İşte böyle bir vasatta Karakoç görünür. İlk şiirlerinden biri olan “Monna Rosa” ile dikkatleri üzerine çeker. Ellilerin ortalarında bir dergi (Şiir Sanatı) çıkarır. Ancak iki sayı çıkabilen bu dergiyle ve yeni biçimli şiirleriyle bir hareketin fitilini ateşler Karakoç. İkinci Yeni hareketi böyle ortaya çıkar. (Merak edenler, “Sezai Karakoç İkinci Yeni’nin Neresinde” makalemize bakabilirler.

Sezai Karakoç deyince aklımıza hemen “Diriliş Düşüncesi” ve “Diriliş Dergisi” geliyor. Diriliş’in ana konu ve kavramları, bu düşünce ve derginin üzerinde yükseldiği temel hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Sorunun cevabı çok uzun. Bu konuda kitaplar yazıldı. Münire Kevser Baş hocanın doktorası Diriliş’in temel kavramlarını inceler. Ben de bir iki yerde anlatmaya çalıştım, başka makaleler var. Diriliş, İslam’ın yeni bir yorumudur; yepyeni bir dille çağdaş insana, Tanrı’ya uzaklaşmış insana İslam’ın anlatımı. Başkaca söylersek, öz inanışımızın ve kök değerlerimizin etkili bir şekilde bir daha söylenişidir. Büyük İslam medeniyetinin Batılı insana hatırlatılması. “Batı”nın tehlikelerinin açığa vurulmasıdır. Daha onlarca mevzu, Diriliş’in “derdi” olmuş ve dergisinde yayımlanmıştır.

Prof. Dr. Turan Karataş

Hocam “Nizami Yürüyüş” kitabınızın bir yerinde, “Tanzimat’tan sonraki Türk düşüncesinin iki kolda/ iki yolda ilerlediğinin söylendiğini” belirtiyorsunuz. Bunun önemli bir tespit olduğunu, bu iki kolun: “1- batı kadar olmak. Bu muhafazakârların arzu ve hedefiydi. 2- Batı gibi olmak. Bu ise pozitivist batıcıların amacı. Cumhuriyet de bu ikinci amaç ve istikamette şekillenmiştir” diyorsunuz. Sezai Karakoç nerede yer alıyor? Yoksa bu iki kolun dışında bir yerlerde mi?

Elbette dışında ve üstünde sanatıyla ve düşüncesiyle. Çünkü inanışı ve ülküsü bunu gerektirir. İslam her şeyin üstündedir. Bilime ve akla uzak durmadan metafizik kaygıyı da insanın düşünüşüne, yaşayışına yerleştirmek. Şöyle de denebilir, “gök medeniyeti”ni yeniden diriltmenin çabasındadır Karakoç. Şunu da diyeyim, büyük İslam Medeniyeti benzeyen olamaz, kendisine benzetilendir.

Sezai Karakoç’un yaşam biçimi hakkında neler söylersiniz? Gördüğümüz kadarıyla görünür olmayı sevmeyen bir Karakoç söz konusu. Sezai Bey hangi yönleriyle kalabalıklardan ayrılır?

Hangi birini sayayım. Evet, görünmeyi sevmez, daha doğru ifadeyle ortalıkta olmayı. Kendine mahsus yani ilkeli, inanışına uygun bir yaşantısı vardır. Alçakgönüllüdür. Yüksekte uçar, ama yüksekten atıp tutmayı sevmez. Bir başına yaşaması kimseyle anlaşamadığından değil, dünyanın taarruzuna bir kişilik ordu olarak karşı koymak arzusundandır. Yahut da kimseyle ortaklığa girmeyi sevmediğinden. Gündemi başka olduğu için bir çoklarımızın konuştuklarına sükût eder. Paraya pula önem vermez. Sanki başka bir âlemde yaşar da onun “sesler”ini duyurur.

Ülkemizde hem şiir yazan hem düşünce yazıları kaleme alanlarla ilgili olarak şair mi, düşünür mü konusu çok tartışılır. Sezai Bey’in hem şiir kitapları var hem de düşünce kitapları. Karakoç şair mi düşünür mü? Neler söylersiniz bu hususta? Yoksa en baştan bu sınıflamanın/ayrımın bir anlamı yok mu?

“Büyük şair”, bence, aynı zamanda mütefekkirdir yani düşünür. “İyi şair” ise aydındır. Şunu demek istiyorum, kendine özgün fikirleri olmayan kişiden büyük şiir beklenemez. Karakoç büyük bir sanatkârdır ve bir düşünce adamıdır.

Karakoç’un ortalıkta olmayı sevmediğini söylediniz. Ülkemizde ise siyaset yapmak görünür olmayı gerektirir. Bu bağlamda Karakoç’un Diriliş Partisi ve Yüce Diriliş Partisi’ni kurmasıyla ilgili neler düşünüyorsunuz?

Bu soruya vereceğim cevap havada kalır. Zemin bulmaz. Çünkü önce Sezai Karakoç’a göre “parti” ne demektir, ideal toplum nedir, böyle toplumlarda siyaset nasıl yapılır, bu meselelerin bilinmesi gerekir.

Sizden bir Sezai Karakoç okuma kılavuzu istesek neler söylersiniz? Karakoç’un kitapları kendi içlerinde bir tasnife tabi tutulmalı mı? Hocam bir de bir yazarın külliyat boyutuna ulaşmış kitaplarının arka arkaya okunması ya da ara verilerek bu arada başka kitapların okunması hususu tartışılıyor. Sezai Bey külliyatını bir anda, arka arkaya okumalı mıyız?

Ben hep ilk kitaplarından başlanarak okumanın doğru olduğunu düşündüm. Böylece düşünce ve sanat evrimi de izlenmiş olur. Elli altmış kitabı bulan bir sanatkârı bir çırpıda okumak zordur. Aralıklar verilebilir. Araya başka kitaplar, yazarlar girebilir. Fakat şunu demeden geçmeyeyim, Karakoç’un düşünce yazıları okunmadan şiirine nüfuz etmek güçtür.

Son olarak neler söylersiniz?

Teşekkür ederim. Okurunuz bol olsun.

Biz teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Prof. Dr. Turan KARATAŞ

  • 8 Ekim 1961, Sivaş/Ulaş’ ta doğdu.
  • İlköğrenimini Ulaş’ta, orta öğrenimini Sivas’ta tamamladı.
  • Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1986).
  • Fakülte öğrencisiyken başladığı gazeteciliği 1987 yılına kadar sürdürdü. Aynı yıl gazetecilikten ayrılıp Atatürk Üniversitesinde Türk dili okutmanı oldu. Yedi yıl çalıştı okutman olarak. Bu arada, adı geçen üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsünde Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalında yüksek lisans ve doktora yaptı.
  • 1993’te Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesinde araştırma görevlisi oldu.
  • 1994’te doktor, 2004’te doçent, 2009’da profesör unvanını aldı. Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin kurucu dekanı oldu.
  • 2013-2016 yılları arasında Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı görevini yürüttü.
  • Halen Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
  • Evli ve üç oğul babasıdır.

Kitapları

  • Rüyalarımızın Sarışın Buğdayı-Çocuk üzerine yazılmış şiirler seçkisi- (1997) Türkiye Yazarlar Birliği Çocuk Edebiyatı Ödülü
  • Şiir Vadilerinde (Deneme, 1998, 2. bs. 2006)
  • Doğu’nun Yedinci Oğlu: Sezai Karakoç (İnceleme, 1998, 2. bs. 2013, 3. bs 2019)
  • Ansiklopedik Edebiyat Terimleri Sözlüğü (Sözlük, 2001, 2. bs. 2004, 3. bs. 2011,4. bs 2018)
  • Takriz Edebiyatı (İnceleme, 2002)
  • Şiir Konakları (Deneme, 2007)
  • Şiirin Ardında (Deneme, 2010)
  • Hüseyin Siret (İnceleme, 2011)
  • Yûnus Divanı (Hazl.) (2012, yeni edisyon 2019)
  • Söyleşiler (2014)
  • Yaza/bilmek (2015)
  • Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı (Hazl.) (2015, 2016)
  • Nizami Yürüyüş: Sezai Karakoç’un İzini Sürmek (İnceleme, 2020)
  • Bir Okurun Notları (Deneme, 2021)
  • Ayrıca, 1989’dan itibaren Palandöken, Yedi İklim, Türk Dili, Edebiyat Ortamı, Dergâh, Hece, Sühan, Bilig, Türk Edebiyatı ve diğer bazı dergilerde; Yeni Şafak Kitap ve Star Kitap’ta inceleme yazıları, eleştirileri, denemeleri ve okuma notları yayımlandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir