Türkiye’de Gençlik Hareketleri ve MTTB

Hocam söyleşimize başlarken sizden Türkiye’deki gençlik hareketlerinin tarihi hakkında bilgi almak isteriz. Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet’in ilk dönemleri… Ya da Osmanlı’nın yıkılma süreci ve Türkiye Cumhuriyet’inin kurulma zamanlarında bir gençlik hareketinden bahsedilebilinir mi?

Türkiye’de her zaman gençlik hareketleri var olmuştur. Ancak Osmanlı dönemi ile Cumhuriyet dönemi gençlik oluşumları birbirinden farklıdır. Bu fark, en temel olarak, her iki dönemin kendine has tarihsel ve sosyolojik gerçekliklerinden kaynaklanmış olsa da gençlik hareketlerinin daha bir çok değişik etken dolayısıyla farklılaştığını da söyleyebiliriz. Gençlik hareketlerinin hem söylemlerinde hem eylemlerinde hem de yapılanmalarında zamanın ruhuna uygun olarak derin farklılıklar oluşmuştur. Dolayısıyla, Osmanlı gençlik hareketleri ile Cumhuriyet dönemi gençlik hareketlerini değerlendirdiğimizde birbirine çok yakın şeyler aramamak lazım. Hatta bunu şu şekilde genişletmek te mümkündür, Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki gençlik hareketleri ile çok partili yılların ya da 90’ların gençliğinde hatta günümüz gençlik hareketlerinde de yakınlıklar bulmak zordur. Bence bu farklılıkların var olması tarihi bağlamın bir zorunluluğudur. Her dönem kendine has özellikleri barındıran gençlik hareketleri yaratmıştır. Dolayısıyla gençlik hareketleri değerlendirilirken içinde bulunulan zaman diliminin diğer unsurları da göz önünde bulundurulmalıdır.

Osmanlı devletinin çözülme ve dağılma dönemine girdiği son yüzyılında bir takım gençlik hareketlerinin oluşmaya başladığını görüyoruz. Aslında bu yapılanmalar “hareket” olarak değil “oluşum” olarak değerlendirilirse belki de daha yerinde olur. Çünkü, bu yapıların merkezi otoritenin gücünden ve imkânlarından bağımsız hareket edebilen, kendine has organizasyonlar olmadığı ortada. Dolayısıyla, kendine has bir söylem geliştirme imkânına sahip olmadıkları gibi muktedirlerin amaçlarından farklı bir bağlama da oturmadıkları görülmektedir. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında da gençlik, iktidar gücünden bağımsız bir örgütlenme araçlarına sahip değildir. Bu bakımdan gençliğin “devlet ve iktidar merkezli” olarak sivil sayılamayacak bir tarzda organize edildiği görülmektedir. Gençlerin bu “kendi hallerine bırakılmama” halleri günümüzde de farklı biçimlerde ama her türlü düşünce/söylem/siyasi hareket (cemaat, tarikat ve dini yapılarda bu duruma dahil) içerisinde devam etmektedir. Her siyasi hareket kendi tabanını inşa etmek için gençlik örgütlenmeleri kurmuştur. Her toplumsal hareket, kendini sağlam bir zeminde tutabilmek ve kitleselleşebilmek amacıyla gençlerle bir biçimde iletişim kurmuş, onları “kendi hallerine bırakmamıştır”. Bütün bu yaklaşımlar aslında “gençliği koruduğunu, kolladığını, onlara gerçekleri falan öğrettiğini” iddia etmekte ısrar ediyor olsalar da “gençleri araçsallaştırmaktan” başka bir şeye hizmet etmiyor. Gençleri özgür bırakmak yerine, onlara kendi inanç/ideoloji/düşünce veya her neyse onu empoze etmeyi gençliğe hizmet etmekle bilinçli bir şekilde çarpıtıyorlar.

Gençlerden benliklerini, kişiliklerini, öznelliklerini, bireyselliklerini, düşünce güçlerini, eleştirel akıllarını, aşklarını, tutkularını, heyecanlarını ve dahi ruhlarını alanlar gençliğe/ülkeye/geleceğe kötü bir şey yapıyorlar. Kendi kötülüklerini örtmek için de “öteki/başka/diğer” hareketleri olumsuzlayarak kendilerine meşru alanlar açıyorlar. Aslında, günümüz gençliği bu bağlamda, beline silah sıkıştırılıp, karşı düşüncedekileri yok etmeye ayarlanmış, eski dünyanın, eski Türkiye’nin gençlerinden daha şanslılar. İdeolojilerin insanı/bireyi/tarihi yok eden amansız saçmalıklarına kolay pirim vermiyorlar.

MTTB’nin kuruluş tarihi ile ilgili çeşitli görüşler var:
1-1922 yılında kurulmuş olan Darülfünun ve Mekatitib-i Aliye Cemiyet-i Merkeziyesi (Üniversite ve Yüksekokullar Öğrenci Birliği) 1924 yılında Milli Türk Talebe Birliği ismini alıyor.
2- 4 Aralık 1916. Siz bu tarihlerden hangisini kabul ediyorsunuz? MTTB hangi amaçlarla kuruldu? Böyle bir birliğe ihtiyaç duyulmasının sebepleri hakkında neler söylersiniz?

Ben, MTTB’nin kuruluş tarihi ile ilgili söylenenlerden 1916 tarihini kabul edenlerdenim. Çünkü MTTB yıllıkları başta olmak üzere tüm basılı belgelerde bu tarih esas alınmaktadır. MTTB’nin kuruluş tarihi ile ilgili yeni bir belgeye ulaşılmış değil. Bende rastgele bir sahaftan aldığım eski harflerle basılmış, çoğu yeri okunmakta zorlanan bir MTTB tüzüğü bulunmakta. Ancak, bu tüzüğün gerçek tüzük olduğunu teyit edemediğim için yayınlamadım. Konuyla ilgili olarak tüm arşiv taramalarıma rağmen gerçek tüzüğe ulaşamadım. O dönemin şartlarında da doğru ve güvenilir bir kayıt ta bulamadım. Dolayısıyla, bu konuda esas belirleyici olan, MTTB’nin 1930’lu yıllarda yayınlanmaya başlayan Birlik Dergisinde kabul edilen kuruluş tarihi esas alınmış olup, bu tarihten sonra da bu konuda hiçbir tartışma yaşanmadan günümüze kadar aynı tarih esas kabul edilmiştir. Bizde, 2016 yılında Ankara’da MTTB’nin kuruluşunun 100. Yılı anısında bilimsel bir sempozyum düzenledik. Bu sempozyumda da aynı tarih esas kabul edildi.

Milli Türk Talebe Birliğinin kuruluş gayesi, Birinci Dünya Savaşının yaşanmakta olduğu yılların dünyasına rastlamaktadır. Osmanlı Devletinin yıkılış yıllarında MTTB ile birlikte farklı gençlik teşkilatlarının da kurulduğunu görüyoruz. Özellikle İttihat ve Terakki Cemiyetinin ileri gelenlerinin gençlere özel bir ilgisi var. Enver Paşa’nın ilgisi ise daha bir başka. Enver Paşa, orduda modernleşme hareketlerini nasıl Alman generaller aracılığı ile yürüttü ise gençlik teşkilatlarını da aynı Alman generaller vasıtasıyla orduya asker yetiştirme ocağı olarak dizayn etmiştir. MTTB’nin kuruluş yılları ile ilgili fazla bilgiye sahip değiliz. Özellikle 1933 yılına kadar olan dönemde bir sessizlik ve faaliyetsizlik durumu mevcut. Pasif bir yapı şeklinde varlığını sürdürmüş.

1924 yılında İstanbul’da Üniversite öğrencilerinin başlattığı tramvay ücretlerini protesto eyleminden bahseder misiniz? Bu eyleme MTTB’nin herhangi bir katkısı var mıydı?

MTTB, bu dönemde fazla aktif görünmese de bazı protestoların ardında MTTB gençliğinin olduğu bilinmektedir. Osmanlı döneminden kalma bazı imtiyazlar, yani demiryollarının yap-işlet-devret şeklinde yapılmış olmasından dolayısıyla, yabancı sermaye tarafından işletilmekteydi. Ülkenin tek yüksek öğreti kurumu Darul Fünun İstanbul’da bulunmaktaydı. Dolayısıyla yükseköğretim gençliği toplu taşıma araçlarına yapılan zamlardan doğrudan etkilenmiş ve bu konu ile ilgili farklı protestolara başvurmuştur.

Aslında olayın tarihsel malumatlarından ziyade bizi ilgilendiren şey gençlerin Cumhuriyetin daha tap taze kurulduğu yıllarda sosyal olaylarda söz söyleyebilmeye yeltenmeyi denemiş olmalarıdır. Bu toplumsal olayın sonuçları MTTB açısından kötü olmuştur. Biletlere yapılan zam geri alınmadığı gibi MTTB kapısına da kilit vurulmuştur. Ayrıca MTTB iktidar nezdinde gözden düşmüş, onun yerine farklı gençlik yapıları iktidarın kontrolünde yükseköğretim gençliğini dizayn etmiştir.

Osmanlı’nın yıkılma sürecinde Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük gibi görüşler söz konusuydu. Temelde bu görüşler Osmanlı’nın yıkılışını durdurmak amacıyla geliştirilmişti muhakkak ki. Bu hususlarla ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Osmanlı Devletinin yıkılışını önlemek adına dönemin mütefekkirlerinin birbirlerinden farklı önerileri bulunmaktaydı. Bu öneri sahipleri çoğu zaman birbirlerini karşı tarafa hizmet etmekle suçlamışlardır. İlginç olan şu ki,  yüz yıldan daha uzun bir zaman dilimi öncesinde gerçekleşmiş bu tartışmaları birileri hâlâ daha dün olmuşçasına gündemde tutmaktalar. Bu tartışmalardan toplumsal ayrışmalar meydana getirmeye çalışmaktalar. Oysa geçmişe tarafgirlik penceresinden değil de daha objektif bir pencereden bakmak gerekmektedir. Farklı fikirlerin önerilmesi kadar doğal bir durum olamaz. O düşünceleri, o düşünürleri ve o tartışmaları kendi tarihsel bağlamında ve kendi sosyolojik ortamlarında değerlendirmek gerekmektedir.

Osmanlıcılık, Türkçülük veya İslamcılık değişik bağlamlarda bu toprakların daha iyi bir noktaya gelmesini farklı bir dille, farklı yöntemlerle ve farklı araçlarla dillendirmişlerdir. Birinin diğerinden daha “haklı” veya “gerçeği/ hakikati” ötekinden daha iyi yakalayabilmiş olduğunu  söylememiz bugün çok zor. Çünkü sonuç ortada, hem Osmanlı Devleti parçalanmış, hem de ne Osmanlıcıların, ne Türkçülerin ne de İslamcıların söylemleri gerçekleşmiştir. Hepsi başarısız olmuş söylemlerdir. Ama İslamcılık ve Türkçülük günümüzde hâlâ etkisini bir biçimde sürdürmeye devam ettiği gibi bu iki akıma da bağlılıklarını bildiren taraftarlar kitlesinin varlığı söz konusudur. Her iki söylemde zaman içerisinde farklılaşmış, değişim geçirmiş, iç ve dış bölünmelere maruz kalmıştır. Bu bölünmeler, değişimler ve farklılaşmalar da son derece normal, tarihin akışına ve insan doğasına uygun şeylerdir.

Bu bağlamda artık günümüzden geçmişe doğru yorumlamaya gidildiğinde “haklı-haksız, doğru-yanlış” gibi kategorizasyonlar yerine o anları doğru anlamak adına adımlar atılmalıdır.

İlk kurulduğu dönemdeki MTTB’nin düşünsel ve eylemsel karakteri hakkında neler söylersiniz? Dönemin gençliğine ilişkin hâkim imgeler nelerdi? Yeni cumhuriyetin rejimindeki değişimler MTTB’ye hâkim karakterde değişime neden olmuş muydu? Önce Mustafa Kemal Atatürk var sonrasında tek parti rejimi… İktidar birliğe sınırlar çiziyor muydu?

Tek Parti yıllarında MTTB’nin sınırlı faaliyetleri bulunmaktadır. Birlik dergisi çıkarılmış, İstiklal Marşı ile ilgili bazı aktivitelerde bulunulmuş, Mehmet Âkif’i anma toplantıları yapılmıştır. Tevfik İleri’nin 1933 yılında başkan olması ile bir hareketlenme olmuştur. Öğrenciler bazı toplumsal meselelerle ilgili seslerini duyurmaya çalışmışlardır. Ancak bu konuda başarılı olamamışlar ve MTTB kapatılmıştır.

MTTB’nin ilk dönemlerdeki ambleminde yer alan “kurt başı” sembolik olarak ne anlama geliyordu? Sembollerin sosyolojiden kültüre birçok alanda somut ve soyut anlamlar barındırdığı kabul edilmektedir. Buradan bakarak “kurt başı”nı nasıl yorumlarsınız?

Kurt, kadim kültürümüzde önemli anlamlar yüklenen bir sembolik değere sahiptir. Savaşçılığı, mücadeleciliği ve cesurluğu ile bilinen bir hayvandır. Bu anlamda kurt başının sembolik değerler ve anlamlar yüklenerek bir gençlik teşkilatının sembolü olarak kullanılmasında herhangi bir anormallik aranmamalıdır. Zaten birliğin adında hem MİLLİ hem de TÜRK kelimeleri özellikle vurgulanmaktadır. Ayrıca dönemin diğer birçok toplumsal yapılarına bakıldığında kurt sembolünün de kullanıldığını görüyoruz. Örneğin Türk Ocakları… O dönem, Kurt sembolüne karşı olumlu bir hava vardı demek ki. Bu sembol kimseyi rahatsız etmedi.

Şubat 1933’de Vagon-Li hadisesi, Razgrad Hadisesi ve 1936’da İstanbul’da yapılan Hatay mitingi hadisesi ve sonrasında MTTB’nin kapatılması. Bu hadiselerden ve tek partinin MTTB’ye bakışı hakkında neler söylersiniz? Hatay Mitingi sebebiyle birliğin kapatılması söz konusu. Bu gerçekten kapatılma sebebi miydi? Yoksa rejim birlikten rahatsız olmaya mı başlamıştı?

Elbette, Tek Parti yönetimi tamamen kendi kontrolünde olmayan bir teşkilata sıcak bakmıyordu. Böyle teşkilatlar yerine zaten devlet destekli, devletin ve sistemin tamamen kontrolünde yürütülmekte olan teşkilatlar mevcuttu. Bahsedilen olayların hepsi bir biçimde ülke içerisinde ve uluslar arası camia da farklı tepkilere neden olabilecek eylemlerdi. Aslında yaşanan bu olaylardan devlet yönetimi de rahatsızdı. Ancak olaylara yaklaşım biçimi ve olayları çözme yöntemleri açısından birbirlerinden farklılıklar göstermekteydiler.

1946 yılında MTTB yeniden açılıyor. Aynı zamanda çok partili hayata geçişle Demokrat Parti iktidarı söz konusu. Toplumsal alanda rahatlamalar var. DP döneminde MTTP hakkında neler söylersiniz?  

Demokrat Parti de kendinden bağımsız hareket etme kabiliyetine sahip bir gençlik teşkilatından rahatsızdı. Dolayısıyla o da bir biçimde gençleri kendi kontrolüne alabilmek amacıyla MTTB’yi kimi zaman örtülü biçimde kimi zaman ise açıktan desteklemiştir. En büyük destek ise kabinenin içerisinde her zaman bir MTTB’li bakan bulundurmak olmuştur. Tevfik İleri bu isimlerin en başında gelmektedir.

DP’nin Türkiye’nin demokratikleşmesine yaptığı katkıları doğru değerlendirmek gerekmektedir. Gençlik hareketlerine bakışını da bu bağlamda değerlendirebiliriz. Maalesef, Türk siyasetinde hiçbir karar alıcı gençlerin özgürlük sorununu doğru biçim ve yöntemlerle çözmeyi denememiştir. İşin ilginç yanı, gençlik yıllarında öğrenci hareketi lideri konumunda olup özgürlük talep edenler, bir biçimde siyasete girip üst mevkilere geldiklerinde bizzat kendileri gençlerin önlerindeki en büyük sorun haline gelmişlerdir. Gençlik yıllarında dillendirdikleri söylemlerin tam zıddını yapabilme kıvraklığını siyaset olarak adlandırarak, insanların siyasete olan güvenlerini de hırpalamışlardır. Bu bağlamda düşünüldüğünde Sağ da Sol da İslamcılık ta sınıfta kalmıştır.

Türkçü MTTB, irtica ve Komünizme karşı MTTB 1965 yılında Rasim Cinisli’nin başkan olmasıyla milliyetçi-muhafazakâr bir kimliğe kavuşuyor. Bu değişimi nasıl yorumlamalıyız? Bu değişimin Türk siyasal hayatındaki değişimle bağlantısı var mı?

Demokrat Parti yılları ile ilgili çok farklı değerlendirmeler yapılmıştır, yapılmaya da devam etmektedir. DP’nin kurucuları ve yöneticileri CHP milletvekili olarak siyasete girmişlerdi. Tarihsel olarak zaten başka bir seçenekleri de bulunmuyordu. Ama çok partili sisteme geçişle birlikte Türkiye’de insanların siyaset yapabilme olanakları çoğalmıştır. Siyaset yapabilme olanaklarının çeşitlenmesi ile çok farklı sosyolojik tabanlardan insanlar ülke yönetimine talip olmuştur. Dolayısıyla farklı sosyolojik gruplar merkeze gelmeye ve iktidar olmaya başladı. Öncelikle merkeze gelenlerin çocukları yüksek öğrenime girmeye başlamışlardır. Bunların ardından da başta onların çevrede kalan yakın akrabaları olmak üzere sistem halka şeklinde genişlemiştir. Yükseköğrenim gençliğinin popülasyonu değişim geçirmiştir. Yükseköğrenim gençliğinde farklı fikirler ve farklı şeyler söyleyebilen öğrenciler de yer almaya başlamıştır. Her ne kadar akademide öğrenciler arasında farklılaşma bu yıllarda oluşmaya başlamış olsa da akademik tahakküm daha uzun yıllar ülke gündeminde kalmaya devam etmiştir.

60’lı yıllar dünyada öğrenci hareketlerinin en yoğun yaşandığı yıllar olarak ezberletilmeye ve bu söylemin tartışılmaz bir hakikatmiş gibi dayatılmaya çalışıldığı bir süreç olarak değerlendirilir. Özellikle 68 gençliği gibi kıymeti kendinden menkul kahramanlar icat edilmiştir. Bu kahramanlar bu ülkeye ne kattılar orası meçhul. Yalnız ülkeye ne katmadıkları, ülkeden ne aldıkları bilinen bir gerçekliktir.

70’li yıllarda Türkiye’de milliyetçi-muhafazakâr kesimde düşünsel değişimler söz konusu. Arap dünyasından çevirilerle İslami düşünce değişmeye başladı. Aynı zamanda İran İslam Devrimi dünya Müslümanlarına motivasyon kazandırdı. Bu dönemlerde MTTB amblemindeki 61 yıllık “kurt başı” kaldırılıyor. Yerine bir kitap simgesi konuyor. Bu değişikliği yorumlar mısınız? Bu değişiklik birliğin İslamcı bir çizgiye evrildiğinin göstergesi olarak okunabilir mi?

Aynen katılıyorum. Kurt sembolünün kaldırılması milliyetçiliğin ideolojik ve siyasal uzanımlarına karşı yapılmıştır. Bunun yerine söylem değişikliğini en açık biçimde gösterebilmek adına Kur’an-ı Kerim’den ilham alınarak bir kitap sembolü tercih edilmiştir. Hareketin yapısı, yönelimi ve doğası değiştiği için kendilerini ifade etmediklerini düşündükleri bir sembolü bırakmaları son derece beklenilen bir davranıştır. Bunun yerine siyasal talepleri ve yönelimlerini de kapsayacak yeni bir sembol doğal olarak çizilmiştir.

Bu dönem, Türk siyasal söylemlerinin değişim geçirdiği bir tarih aralığıdır. Sağcı, solcu ve İslamcı gençlikte değişim geçirmektedir. Her üç öğrenci grubunun da birbirlerini sevmediği, ötekinin fikirlerine saygı duymadığı, kötü bir başkalaşımdır bu. Çatışmacı, uzlaşmasız, karşı tarafı yok edici, şiddete meyyal sorunlu söylemler haline getirilmiştir bu yapılar. O dönemin siyasal aktörleri sağ oldukları ve siyasal hareketlerin içerisinde de güçlü oldukları için, henüz bu dönemlerle ilgili hiçbir siyasal yapı tarihiyle yüzleşmeyi başaramamıştır. Bu hareketlerin iflah olmaz hataları yüzünden ülke felakete sürüklenmiş, ekonomi kötüye gitmiş, işsizlik artmıştır. Bütün bu olumsuzluklara rağmen “ülkeyi/vatanı/dini/bayrağı/işçiyi/emeği” kurtardığını zannedenler nasıl bir hayal dünyasında hülyalara dalmışlardı acaba! Bu kuşağın sağlıksız siyaset yapma biçiminin tortuları hâlâ hepimizi olumsuz etkilemeye devam etmekte. Ama bu da geçer!

İslamcı MTTB ile Milli Nizam ve Milli Selamet Partisi arasındaki ilişki nasıldı?

MTTB ve MNP hatta tüm milli görüş partileri arasında son derece derin geçirgenlikler mevcuttu. Her ne kadar geçmişinde MTTB, siyasetten uzak kalma söylemini çokça dile getiriyor olsa da bu böyle olmamıştır. Bugünde öyle değildir. Geçmişte MNP’den ve MSP’den etkilenmiş aynı zamanda bu siyasi partileri de etkilemiştir. Siyasetin orasında burasında değil siyasetin bizzat kendisi olmuştur. MTTB kimliklerini birer referans nişanesi olarak ellerinde bayraklaştırarak sallaya sallaya sağ siyasi partilerin kapısını çalan sayısız MTTB’li mevcuttur. Eğer, biz siyasete karışmıyoruz, siyaset ötesi/üstü bir yapımız var diye bir iddiada bulunarak bu davranışlarda bulunursanız buna insanlar itiraz eder. Ama böyle söylemleriniz yoksa istediğiniz her biçimde siyasal ve politik davranışlarda bulunmak hakkınızdır.

Milli Görüş ve MTTB ilişkilerinde sancılı dönem 1975’li yıllardır. Bu dönem MTTB siyasete değil Erbakan’a itiraz ettiğinden Milli görüşle aralarına mesafe koymuştur. Milli Görüş ise hemen kendine yeni bir cephe açmış ve Akıncıların kuruluşunu desteklemiştir. Görünürde bir bağ yok iddiası hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamaktadır. Son derece bütünleşik bir yapı vardır. İç içe geçmiş eylem ve söylem birliktelikleri vardır. Yaşı bir hayli ilerlemiş MTTB’liler bu dönemlerle ilgili anı ve hatıratlarında bir biçimde gerçeğin yapısıyla oynamakta, geçmişe bu günün ilişkileri ve yargıları penceresinden bakmakta ve bambaşka, belki de hiç yaşanmamış, hiç olmamış bir tarih anlatmaya çalışmaktalar. Bu anlatım biçimi de süreç içerisinde yaşanan bireysel savaşların/rekabetlerin/çıkar çatışmalarının/hesapların ideolojik bir söyleme büründürülerek gerçeğin yerinden edilmesidir.

Hocam MTTB ilk kuruluş zamanlarından bu tarafa milliyetçi, sağ, İslamcı siyaset cephesi içinde yer almıştır. En büyük motivasyonlarından bir tanesi Komünizmle mücadele idi. Bu olgular dolayısıyla milliyetçi-muhafazakâr kurumların Amerikancı bir politika izledikleri, ABD örgütleriyle birlikte hareket ettikleri iddiaları sürekli gündemde. Bu iddialar hakkında neler söylersiniz?

MTTB’nin komünizm karşısında konumlanışını ve komünizme karşı verdiği mücadeleyi ABD ile ilişkilendirmek yanlış bir yaklaşımdır. ABD dünya çapında böyle bir politika izlemiştir. Bu politikanın Türkiye izdüşümleri de mevcuttur. Ancak SSCB’nin ülkemize yaptığı tehditler, ülke sınırına yaptığı askeri yığınaklar ve füze rampaları yabana atılır cinsten tehditler değildi. ABD-Türkiye ilişkilerini uluslararası siyaset ve çıkar işbirliği açısından da değerlendirmek gerekmektedir.

MTTB, doğrudan bir Amerika yardımı almamıştır. Türkiye’de bir kısım gençler Çin bayrağı sallamıştır, Sovyetler Birliği bayrağı sallamıştır ama MTTB Amerikan bayrağı sallamamıştır. Evlerine, odalarına, teşkilatlarına Türk bayrağı dışında bayrak asmamışlardır. Türk bayrağından başka bayrak dalgalandırmamışlar ve Milli Marşımızdan başka bir milli marş ne ezberletmişler ne de okutmuşlardır. Bu bağlamda MTTB’nin komünizm karşısında konumlanışını ABD politikaları ile açıklamak sıradan bir indirgemecilikten başka bir şey değildir. Ayrıca MTTB tarihi boyunca da kapitalizme de emperyalizme de en yüksek perdeden itiraz etmiştir.

Bir de kamuoyunda MTTB deyince ilk akla gelen şey 1969 yılında İstanbul’a demirleyen Amerikan 6. Filosunun sol gruplar tarafından protesto eyleminde MTTB’nin Amerikan’ın yanında yer aldığı iddiası. Bu protesto anında meydana gelen “kanlı Pazar” birliğe fatura ediliyor. Bu hususta ne düşünüyorsunuz?

Bu konuyla ilgili çokça konuşuldu çokça yazıldı. O gün, MTTB’nin Cağaloğlu’ndaki Genel merkezinde bulunanların hatıratları da yazıldı. O konuda da birbirlerinden farklı açıklamalarda bulunan MTTB’liler mevcut. Bazıları genel merkezin çatı katında bazı şeylerin olduğunu söylerken, diğer bazıları da o gün genel merkezde hiç tanımadıkları kişilerin olduklarını beyan etmişlerdir. Hâlâ o güne şahitlik eden bir çok kişi hayatta. Bence bunlar çıkıp bu konuyu dürüst bir biçimde ortaya koymalıdırlar. Ya demelidirler ki “evet biz o gün yaşananları Allah yolunda cihad etmek olarak gördük ve olaylara katıldık, yanlış yaptık veya doğru yaptık” ya da “olaylarla ilgimiz yoktur”. Ama bunu yapmak yerine derin bir sessizliğe bürünüyorlar. Bir kısmı ise ülke gündemine göre açıklama yapmakta. Ülke gündemi bu olayı tasvip edecek bir siyasal atmosfere sahipse bunu kabullenip, ballandıra ballandıra anlatıyorlar, ya da siyasal atmosfere göre reddediyorlar.

Ülkede asayişi ilgilendiren bir konu varsa bu konu doğrudan devletin kolluk kuvvetlerinin işi ve görevidir. Hiçbir kimse kendisine buradan bir pay çıkaramaz, çıkarmamalıdır. Devletin kolluk kuvvetleri dışında başkaca hiç kimse diğerinin gösteri yapma, protesto etme özgürlüğünü engelleyemez, engellememelidir. MTTB’liler de bu konuda geçmişleri ile yüzleşmeli varsa hataları toplum önünde bunu düzeltmelidirler.

Hocam MTTB sadece bir öğrenci hareketi olarak görülmemeli diyorsunuz. Neden?

MTTB Türkiye’nin en uzun soluklu yapısı. Türk siyasal yaşamında her eğilimi içerisinde bulundurmuş. Farklı fikirlere müsamaha göstermiştir. Tabi günümüzde farklı MTTB’ler oluşmaya başladı. Başta isim hakkı kullanımı ve eski MTTB’nin mirası konusunda ciddi fikir aykırıları mevcut. MTTB’nin son yıllarında değişiklik yapılmış tüzüklerinde dernek kapatıldığında mal varlığının nereye gideceği açıkça yazılmış elbette. Ama, günümüzde birden çok MTTB’nin olması, birden çok Akıncılar teşkilatının olması, birden çok Milli Görüş’ten çıkmış/doğmuş/ayrılmış partilerin, sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının olması kadar doğal bir şey olamaz. Bu ayrışmalar “sınıf içi çatışmalardan” doğmuş ve bu çatışmalardan beslenmektedir. Birçoğunun temelinde de bireysel çıkar savaşları ve bireysel liderlik kavgaları bulunmaktadır. Baştakilerin kıvrak zekâları ve yüksek ikna kabiliyetleri kitleleri bu konuda çok kolay ikna etmektedir. Yoksa çok derin yol/yöntem/fikir çatışmalarından doğmamışlardır.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Gençleri biraz kendi hallerine bırakmak lazım. Kimse onlara karışmasa bile kendi yollarını ve kendi geleceklerini inşa ediyorlar zaten. Şimdiki gençler kötü falan değiller. Hiçbir şey bilmediklerine dair masallarda boş. Eskilerin gençlerinden daha az memleket sevgisi dolu olduklarını söylemek, o sözü söyleyenleri yükseltmek amacı taşıyan modası geçmiş bir laftır. Gençler, geçmişi değil geleceği kuracaklar. Nasıl bizler gençken (ki ben hala gencim) sevgi doluyduk, enerji doluyduk, şimdi de onlar öyle.  Günümüz Türkiye’sinde ve dünyasında artık geçmişin sağ, sol vb ideolojik kutuplaşmaları hiçbir yere tekabül etmediği gibi hiçbir sorunun çözümü için de kullanışlı söylemler değildirler. Zaten o söylemleri geçmişte kullananlar bile kullanmıyorlar. Kullanım ömrü dolmuş, tarihsel anlamda ölü olanları diriltmek, geçmişi günümüze kopyalamak değil amaç bu günü, şu anı, şimdiki zamanı doğru okuyup gelecek için yatırımlar yapmaktır.

Daha insan odaklı, daha kuşatıcı, daha kapsayıcı söylemler geliştirmek gerekmekte. Kavga dilinden uzak, çatışmacı yaklaşımları reddeden yöntemlere ihtiyaç var. Bilgiyi önemseyen, ruh ve mana cephesini de yok saymayan, ahlak ve değerleri olan evrensel şeylere ihtiyaç var.

Söyleşi dolayısıyla teşekkür ederim.

Söyleşi isteğimizi kabul etme nezaketiniz ve samimi cevaplarınız dolayısıyla biz teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Not: Katkılarından dolayı Maarif Mektepleri Yayınevi sahibi İbrahim SERTKAYA’ya teşekkür ederiz.  

Serkan YORGANCILAR

    • 1977 yılında Konya’nın Doğanhisar ilçesinde doğdu.
    • İlk ve orta öğrenimini Konya’da tamamlayarak 1995 yılında Konya Atatürk Sağlık Meslek Lisesi’nden mezun oldu.
    • 2002 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’n­den lisans derecesi alan Yorgancılar, 2006 yılında D.E.Ü. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi tezi ile yüksek lisans derecesini aldı. Ayrıca Selçuk Üniversitesi Sosyoloji alanında da yüksek lisans yaptı.
    • Gazi Üniversitesinde Genel Sekreter Yardımcılığı ve Sosyoloji öğretim görevliliği görevlerinde bulundu. Halen AHBV Sosyoloji bölümünde Doktorasını sürdürmektedir.

Kitaplar

    • Türkçülükten İslamcılığa Milli Türk Talebe Birliği
    • Milli Görüş (1969-1980)
    • Cumhuriyet İslamcılığının Seyri
    • 100. Yılında Milli Türk Talebe Birliği
    • Akıncılar İslamcı Gençliğin Yazılmamış Öyküsü
    • Sosyoloji
    • Sağlığın 15 Temmuz Kahramanları
    • Mehmet Akif Ersoy; Yaşamı ve Eserleri
    • Bilme Adanmış Bir Yaşam Fuat Sezgin

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir