21 Mayıs 1864: Hem Soykırım Hem Sürgün…

“Deniz kenarında yedi yıl boyunca atılmış insan kemikleri vardı. Kargalar erkek sakallarından ve kadın saçlarından yuvalarını kurarlardı. Deniz yedi yıl boyunca karpuz gibi insan kafataslarını atıyordu. Benim orada gördüklerimi düşmanımın bile görmesini istemem.”

 

1864 yılındaki Çerkes Sürgününden 65 yıl sonra 1929 baharında Adigey’e bilimsel çalışma üzerine giden Gürcü tarihçi Simon Canaşia’ya Şapsığların bölgesi Cubga’da karşılaştığı Çerkes Sürgününe tanıklık eden 91 yaşındaki yaşlı bir Çerkes o günleri bu şekilde bu şekilde anlatmıştı.

Kafkas-Rus Savaşları ve öncesinde pek çok istilâlara sahne olmuş Kafkasya’nın coğrafî konumunu belirtmek yararlı olacaktır. Kafkasya, toplam 1.200 km uzunluğundaki ünlü Kafkas sıradağlarının hem kuzeyini hem de güneyini içine alan geniş coğrafî bölgeyi ifade etmektedir. Bir başka ifadeyle Karadeniz ve Hazar Denizi arasında yer alan sarp ve yüksek Kafkas sıradağlarının ikiye ayırdığı bölgeyi ifade etmektedir. Yani Kafkasya güney ve kuzey şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Güney Kafkasya; Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ı içine almaktadır. Kuzey Kafkasya’dan bakıldığında Güney Kafkasya Transkafkasya (Kafkasya Ötesi – Maverâ-i Kafkasya) denilmektedir. Yaşanılan savaşlar ve istilâlar, sonucunda da göç olayı; batısında Azak Denizi ve Karadeniz, kuzeyinde Maniç Çukuru, doğuda Hazar Denizi ve güneyde de dağları geçerek Karadeniz’e ulaşan İnguş ırmağı ile çevrili Kuzey Kafkasya ile kısmen güneyde yer alsa da kuzeydekilerle akraba olan kavimlerin yaşadığı Osetya ve Abhazya da geçmiştir.

Kuzey Kafkasya, üzerindeki unsurların farklılığı nedeniyle anlaşılamayacak bir şekilde karışık, etnik ve sosyokültürel yapıda olan, tarih boyunca kavimlerin ve medeniyetlerin geçiş noktası olan ve pek çok kavmin kültürel mirasını günümüze taşıyan, bunun yanında birbirinden farklı kırktan fazla dil konuşulsa da Kafkasya halklarının birlikte yaşayabildikleri dünyanın en karmaşık bölgelerinden birisidir. Çerkesler ise çok eski tarihlerden itibâren bölgede yaşayan yerleşik halklar olup 19. yüzyılda yaşadıkları trajedi ise tarihin en acı olaylarından birisidir. Sonuçları bakımından değerlendirilirse Kuzey Kafkasya’nın otokton (yerli) halkı yaşadıkları olumsuzluklar neticesinde üzerlerindeki Rus Baskısı nedeniyle topraklarında rahat edememeleri, dolayısıyla büyük kitleler halinde yerlerinden edilmeleri şeklinde oluşan bu olaya zorunlu göç, sürgün ve hatta soykırım denilmektedir.

Tarihî açıdan Kafkasya halkı ikiye ayrılmaktadır:

Bunların ilki: Otokton halklar olan Adige (Şapsığ, Abzeh, Hatukhoy, Besleney, Kabartey vd.) Abhaz- Ubıh, Çeçen-İnguş grupları ve Dağıstan bölgesinde yaşayan (Andi, Avar, Lak, Lezgi vd.) diğer kabilelerdir.

İkincisi ise: bölgeye sonradan gelen halklar olan Turanî kökenli, Karaçaylar, Balkarlar, Nogoylar, Kumuklar ile İndo-Germen kökenli bir halk olan Osetlerden oluşmaktadır.

Kuzey Kafkasya’da en fazla nüfusa sahip olan Adige-Abhaz-Ubıh grubu, kuzeyde Kuban nehri kıyısından, güneydoğuda Sunja nehrine kadar uzanan bölgede yaşıyorlardı. Bu bölgenin insanları yüzyıllarca kader birliği ederek, tarih boyunca oluşan sosyo-kültürel süreç içerisinde gelenek ve göreneklerini, aynı hayat görüşünü ve kültürünü benimseyerek “Kafkas Kültürünü” oluşturmuşlardır. Bu birlik herhangi bir bireyin, babasının Çerkes (Adige), annesinin İnguş, büyükannesinin Abazin olabilmesiyle gösterilebilmektedir. Bu nedenle büyük göç hareketi başladığı sırada Anadolu halkı, ülkelerine gelen bu insanlara geniş anlamıyla Çerkes tabirini kullanmışlardır.

Çerkes isminin nereden geldiği ile ilgili pek çok araştırma varsa da iki görüş öne çıkar. Bunlardan birincisi Grekler (eski Yunan) tarafından batı Kafkasya’da yaşayan halklara verilmiş olan “Kerket” veya buna yakın bir ismin değişerek bugünkü şekline geldiği görüşüdür. İkincisi ise “toprağı işleyen” anlamına gelen “Jarkaz” kelimesinin zaman içinde değişerek “Çerkes” hâlini almış olmasıdır. ‘’Çerkes’’ isminin ilk defa Plano de Carpini tarafından 1215 yılında kullanıldığı bilinmekle birlikte Ernest Chanter, Çerkeslerin M.Ö 500 yıllarında tarih sahnesine çıkan antik bir millet olduğunu belirtmektedir. Nitekim Çerkes tabiri geniş anlamda kullanıldığında yurtlarından çıkarılan bütün Kuzey Kafkasya halklarını kapsarken dar anlamda kullanıldığında Adigeleri ve Adige guruplarını (Şapsığ gibi) kapsar. Siyasî coğrafya açısından kullanıldığında ise Karaçay-Çerkesi kapsar. Osmanlı Devleti kendi ülkesine gelmiş olan bu insanları Çerkes üst kimliği ile isimlendirmiştir. Ruslara göre ise bu halk Dağlılardır.

Timur’un saldırıları sonucu Altınordu Devleti’nin yıkılmasından sonra bölgede güçsüz hanlıklar ortaya çıkmış, Kazan Hanlığı 1552 yılında, Astrahan Hanlığı da 1556 yılında Çar 4. İvan döneminde Ruslar tarafından işgâl edilmiştir. Bundan sonra Ruslar ile Çerkesler arasına tampon bir güç girmemiş, Ruslar yayılmacı politikası gereği Kafkasya’ya yönelmiş ve savaşlar da bu sebeple başlamıştır. Rusların nihaî hedefi, Karadeniz limanlarını ele geçirdikten sonra Hindistan’a açılıp buraya yönelik uzun vadeli planlarını gerçekleştirmektir. Bunun için Kafkasya’yı kontrol altına alması gerekmektedir. Astrahan Hanlığı’nın yıkılma tarihi olan 1556 yılı Kafkas-Rus savaşlarının başlangıç tarihi olup 1567 yılında Çar 4. İvan, Kabardey (Kabartay) topraklarına saldırmasıyla tarihe “Kafkas-Rus Savaşları” olarak geçecek olan savaşların ilk aşamasına girilmiştir.

1604-1605 yıllarında Rusya, Dağıstan’a saldırdıysa da Çeçen ve Dağıstanlıların ortak savunmasıyla ağır bir yenilgiye uğramıştır. 1711 yılında Ruslar tekrar Dağıstan’a saldırmış, karadan ve denizden yapılan kuşatma sonucu Derbend’i ele geçirmişlerdir. 1735 yılına kadar Dağıstan’da kalmayı başarmışlar, aynı zamanda da bölgede çok sayıda Kazak köyü inşâ etmişlerdir. Hazırlık Savaşları olarak adlandırılan bu savaşlar, 1762 yılına kadar tam 206 yıl sürmüştür. Savaşların bu denli uzun sürmesinin nedeni Kırım Hanlığının Çerkesler ile Ruslar arasında hala bir tampon bölge teşkil etmesidir. Kırım Hanlığının ilhakının ardından Ruslar Kafkasya’daki istihkâmlarına başlamıştır.

Savaşı tetikleyen olay Rusların 1763 yılında bugünkü Mezdok bölgesine kale inşâ etmeleri ve Kabardey prenslerin kale inşâsının durdurulmasını Çariçe II. Katerina’dan istemeleridir. Nitekim bu istek reddedilmiş ve 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yayılmacı Rus politikası kendisini göstermeye başlamış ve aradaki dostluk ilişikleri sona ermiştir. Küçük Kaynarca Antlaşması (1774) ile Osmanlı Devleti’nin Rusya karşısında mağlup olup, Kırım’ın bağımsız olması, Rusya’yı Kafkasya emellerine yaklaştırmıştır. Savaş bahânesi olarak da Rusya hükümeti Çerkesleri kanuna karşı başkaldıran âsîler olarak ilan etmiştir. Ruslar, Terek ve Kuban bölgelerine Rus istihkâmları kurmaya başlamışlar ve 1787 yıllarında Rus yayılmacılığı kendisini daha da göstermiştir. Kuzey Kafkasyalılar, Rusların yayılmacı politikası ve işgallerine karşı direnişe geçmişlerdir. Özellikle ilk örgütlü direniş 18. yüzyılın sonlarına doğru Müridizm (Gazavât) Hareketi adı altında Dağıstanlı Şeyh Mansur döneminde gerçekleşmiş, Şeyh Şamil döneminde ise bu direniş, Dağıstan’ın ve Çeçenistan’ın tamamını etkisi altına almıştır. Kafkasyalıların ilk sistemli direnişi olan Müridizm hareketinden kısaca bahsetmek, Çerkeslerin direnişini daha iyi anlamak için gereklidir.

Müridizm, Kafkasya’da 19. yüzyıl ve sonrasında etkili olmuş, Kadirî ve Nakşibendiliğe bağlı özel bir harekettir. Bu hareketi özel yapan Kafkas halklarının Ruslara karşı direnişinde üstlendiği siyasal roldür. Şeyh Şamil örneğinde olduğu gibi, Müridizme bağlı imamlar direnişi örgütleyen ve yöneten siyasal önderlerdir.

Nakşibendî tarikatı mensupları öncülüğünde başlatılan bu dinî-millî direniş hareketini Rus müellifleri müridizm olarak adlandırmış, hareket Rus ve Batı literatüründe bu adla yaygınlık kazanmış, Müslümanlar ise giriştikleri bu mücâdeleye “gazavât” adını vermişlerdir. Çeçen asıllı İmam Şeyh Mansûr’un 1785 yılında Çeçenistan’da başlattığı gazavât, Nakşibendîler’in önderliğinde Kâdirîler’in de desteğiyle ve çeşitli aralıklarla 1920 yıllarına kadar devam etmiştir. Gazavât, başlangıcından kısa bir süre sonra millî bir nitelik kazanarak bağımsız Kafkasya idealinin ortaya çıkmasında başlıca etken olmuştur.

İmamların öncülüğünde, önceleri birkaç kabile ile başlayıp, yavaş yavaş Kuzeydoğu Kafkasya ve kısmen de Kuzey Kafkasya’nın büyük bir bölümüne yayılma eğilimi gösteren bu hareketin en yetkin liderliğini; cesareti, kısa sürede halkları harekete geçirmedeki ustalığı, politik ve taktik yeteneğiyle Şeyh Şamil yapmış ve Gazavâtın en etkili imamı olmuştur. 1820 yılı ile beraber Şeyh Şamil’in Çerkeslere ve diğer halklara yardımcı olan hareketi ve çabaları başlamıştır. Bu tarihten itibaren; Dağıstan, Çeçenistan, Karaçay, Osetya ve Kabardey bölgelerini içine alan Kuzeydoğu Kafkasya’da ortaya çıkan kurtuluş mücâdeleleri millî bir nitelik kazanmıştır.

Osmanlı Devleti’nin yenilgisiyle sonuçlanan 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan 1829 Edirne Anlaşması’nın Kafkasya’ya yansıması bu coğrafyanın tamamen Rusya’nın nüfuz alanına terk edilmesi olmuştur.

İlerleyen yıllar içinde Çarlık Rusyası, yüz binlerce askerini Kafkasya’ya göndererek burada tarihin tanık olmadığı vahşetlere başlarken Çerkesler için de ardı arkası bitmeyen kara günler, kara yıllar başlamıştır. Rusların emperyalist emellerinin kurbanı olan Çerkesler, 1850’lerden itibaren yurtlarında sistematik bir şekilde katledilmişler, direnenler de çoluk çocuk, hatta hayvanlarıyla birlikte öldürülmüştür.

Kırım Savaşı’ndan sonra (1853-1856) Rus Çarı II. Aleksandr Kafkasya’da ciddî bir çatışma çıkmamasına rağmen 260.000 askeri Kafkasya cephesine konuşlandırarak Kafkasya’nın kesin zaptına karar vermiştir. Bu iş için 1856 yılında General Bartinski, Kafkasya Genel Valiliğine getirilmiştir. General Bartinski göreve gelir gelmez General Yermolov’un savaş stratejilerini örnek almış, hatta ondan daha da sistemli bir şekilde hareket ederek Kafkasya’yı bütünüyle kuşatıp, kuşatma çemberini yavaş yavaş daraltmıştır. Bu taktik birkaç yıl sonra işe yaramış ve Şeyh Şamil’in birliği dağıtılmış, nihâyetinde 6 Eylül 1859 tarihinde Şeyh Şamil esir alınmıştır. Bu olaydan sonra Şeyh Şamil döneminde 25 yıl devam eden Gazâvat Savaşları sona ermiş, Ruslar Dağıstan’ı da içine alan bütün Kuzeydoğu Kafkasya’yı işgâl ederek buradaki tüm birliklerini Kuzeybatı Kafkasya’ya kaydırmışlardır.

Rus istilâlarının Çerkesya’da zaman içindeki evrimi

1859 yılı itibarıyla Çerkes boyları olan Şapsığ, Abzah, Wubıh ve Bjeduğlar’ın yaşadığı bölgelerin dışında Kafkasya tamamen Ruslar tarafından işgâl edilmiş durumdadır.

1861 yılından sonra Rus Çarı II. Aleksandr’ın emriyle Kafkasya’da kelimenin tam anlamıyla Müslüman Çerkeslere soykırım uygulanmış ve 1.200.000 Kuzey Kafkasyalı katledilmiştir.

Şeyh Şamil’in Kuzey Batı Kafkasya’daki Çerkeslerin Ruslara karşı direnmeleri ve vatan müdafaalarını yapmaları için o bölgeye gönderdiği gönderdiği Kuzeybatı Kafkasya Naibi Muhammed Emin komutasındaki müridler beş yıl daha gazavâta devam etmişler ise de onlar da 1864 yılında silahlarını bırakmak zorunda kaldılar ve Rusya’ya teslim oldular. 

Kuzeydoğu Kafkasya’daki Gazavât hareketinin son bulmasıyla Kuzeybatı Kafkasya’daki Çerkesler savaşa devam edip etmeme konusunda ikilemde kalmışlardır. Adige, Abhaz, Ubıh grupları ve Kuban ötesi aşiretler inatla direnme kararı almışlar, nihayetinde kayıpları giderek artmıştır. Kayıplarının artmasında ve savaşı kaybetmelerinde Çerkeslerin aralarındaki feodal yapının etkisiyle birlik olamamaları, bölgesel direniş göstererek tek elden ve sistemli büyük ordular kuramamaları etkili olmuştur. 1861 yılında Soçi’de Wubıhlar’ın öncülüğünde  Abzeh, Ubıh ve Şapsığ liderler bir araya gelerek bir meclis “Büyük Bağımsız Çerkesya Meclisi” kurulur ve bu meclis, aldığı kararlarla aynı zamanda bir devlet şeklinde hareket ederek bazı bölgelere yetkililer atamıştır. Aynı zamanda meclis, İngiltere ve Osmanlı Devleti’ne elçiler göndermiş ve yeni kurulan bu devleti tanımalarını istemiştir. Her ne kadar son aşamada bu şekilde bir hamle yapılmaya çalışılsa da geç kalınmış bir birliktelik olmuş, Rus işgâlleri engellenememiştir.

Çerkes boyları olan Abzah ve Şapsığ bölgelerinde direniş büyük olur. Hiçbir yerden destek ve yardım alamayan Çerkesler yenilir. Bölge 1863 sonunda Rus orduları tarafından işgal edilir. Son direnişçiler olan Wubıhlar ise 1864 yılı baharında Kbaada’da yenik düşecektir.

Rus-Kafkas Savaşı’nın son günü ya da Son Çerkes Direnişi 21 Mayıs 1864 tarihinde bugünkü Soçi şehrine 30 kilometre uzaklıktaki şimdiki adı Krasnaya Polyana (Kızıl Çayır) olan Kbaada’da gerçekleşir. Bu vadideki 20.000 kişi civarındaki son Çerkes direnişçilerinin etrafı 100.000’i aşkın Rus kuvveti ile kuşatılmıştı. Teslim olmak yerine vuruşarak şehit olmaya karar veren Çerkes direnişçiler gerçekleşen muharebede Rus silahları ve top ateşi sonucu büyük zayiat verirler. Kbaada’dan Karadeniz’e akan Açepsu deresinin kenarında şehit Çerkes savaşçıların kanları nedeniyle bu dere kızıla boyanır. Orantısız bir şekilde insan ve silah üstünlüğüne sahip olan Rus birlikleri gerçekleşen muharebede Çerkesleri imhâ etmenin verdiği keyifle zafer şenliği düzenlerler. Çar II. Alexandr da 21 Mayıs’ı ‘Ordu ve Zafer Bayramı’ ilan eder.

21 Mayıs 1864 tarihinde Ruslar bölgede denetimi tam anlamıyla sağlar. İşgâl ordusu komutanı Kafkasya Genel Askerî Valisi de Kafkas Savaşlarının bittiğini ilan eder. Böylece Çerkeslerin anavatanlarındaki asırlara bölgede üç yüzyıla yaklaşan bir varoluş ve özgürlük mücâdelesi bu tarihte acı bir mağlubiyetle sona erer.

Çar II. Aleksandr’ın Kafkasya’da görevlendirdiği kardeşi Grandük Mihail, Ağustos 1864 ayında Batı Kafkasya halklarına şöyle bir bildiri yayınlar: “Bir ay zarfında Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusya’nın çeşitli bölgelerine sürülecektir.”

Böylece Çerkeslerin Büyük Felâketi başlar ve 1.500.000 Çerkes yurtlarını terk etmek zorunda kalır. Çerkes direnişinin son safhası gerçekte bir sürgündür. Çerkes halkı topraklarından kopartılmış, çâresiz bırakılmıştı. Çerkesler için bundan sonra acılı günler başlayacak, Çerkes halkının çok büyük kısmı hayatlarını başka topraklarda geçireceklerdir.

1864 Mayıs’ında, Çarlık, toplu sürgünle ve zorunlu göçle, “Dağlı (Çerkes) Sorunu”nu çözdüğünü ilan etmişti. Zor şartlarda, aç-açık durumda bırakılan yüz binlerce insan, zorla Karadeniz sahillerine sürülmüş, gemilerle Osmanlı topraklarına gönderilmiştir. Rus birlikleri Çerkes halklardan geride kalan köyleri yakıp yıkmış, Çerkeslerin boşalttığı yerlere de Rusları ve (Hristiyan) Don Kazaklarını iskân etmeye başlamıştır.

Şeyh Şamil’in yenilgisini izleyen dönemden itibaren oluşan göç dalgaları 1864 yılında doruk noktasına ulaşır.  İşte tarihte “Muhaceret, Büyük Göç, Sürgün, Soykırım, Yistanbılako’ue (İstanbul Yolculuğu) gibi isimlerle anılan bu olay, tarihin tanık olduğu büyük dramlardan biridir.

Kimi insanlar fizikî yaşamları sona erse de fikirleri, eylemleri ve verdikleri mücâdeleler ile kendilerinden sonra gelen nesillere ilham vermeye devam ederler. İşte onlardan birisi olan 1834-1859 döneminde Kuzey Kafkas halklarının Çarlık Rusyasına karşı verdiği destansı özgürlük mücâdelesine liderlik eden Şeyh Şamil’in görkemli yaşamından kesitler.

Çerkeslerin vatanlarından sürgün edilmelerinin pek çok nedeni vardır. Bu nedenlerden bazıları; Çerkeslerin yüzlerce yıldır hür olmaları ve hâkimiyet kabul etmeyen kişilikleri, Rusya nedinde yegâne çare olarak Çerkesleri vatanlarından çıkarmaları gerektiğini ancak bu şekilde Kafkasya’ya hâkim olabilecekleri fikrini uyandırmıştır. Özellikle Kuzeybatı Kafkasya’da Rusya’nın hâkimiyeti esnasında sert bir politika izleyerek halkın önemli bir kısmını topraklarından çıkarmasının sebebi ise Karadeniz’e ve buraya kıyısı olan Batı Kafkasya ticaretine hâkim olmak, bu sâhil şeridini boşaltıp Rus yanlısı Kazakları yerleştirmek olmuştur. Bir diğer önemli neden ise Çerkeslerin Müslüman olmalarıdır.

Çerkes boyları tarafından sürdürülen direniş hareketleri 1859 yılına varıldığında sert bir şekilde bastırıldığı gibi, zorunlu göçün de büyük bir hızla uygulamaya konulduğu görülmüştür. Örneğin M. Venyukov adında bir Rus askerinin anılarındaki aşağıdaki ifadeler Çerkesler açısından durumun güçlüğünü gözler önüne sermektedir:

“Savaş son derece amansızsa cereyan ediyordu. Biz geri dönülmesi imkânsız bir tarzda ve askerin bastığı her toprak parçasını son ferde kadar Çerkeslerden temizleyerek adım adım ilerliyorduk. Kar erir erimez ve ağaçlar yeşermeden önce yüzlerce dağ köyleri ateşe veriliyordu. Ekinler atlara yediriliyor veya çiğnetiliyordu. Köy nüfusu gafil avlandığı taktirde, derhal asker muhafazasında en yakın Kazak köyüne götürülüyor ve oradan Karadeniz sahillerine ve daha sonra Türkiye’ye sevk ediliyordu. Bizim yaklaşımımız sırasında boşalan kulübelerde çoğu zaman masanın üzerinde, içinde kaşığı ile beraber henüz soğumamış lapaya, üstünde iğne takılı tamiri yarıda kalmış elbiselere, döşemeye bırakılmış çocuk oyuncaklarına rastlıyordu. Bazen askerlerimizin şerefiyle mütenasip çok nadir, canavarlığa kadar varan hunharca hareketler de yapılıyordu”

Rusların gösterdiği çok sert davranışlara örnek olarak 1863 yılında Thee Free Prees Gazetesinde yayımlanan ve Fransız kaynaklı olan bir haber şu şekildedir: 

“Şapsığ ülkesinin Hafia köyünde bir yamyamlık sahnesi sergilenmiştir.

Köy erkeklerinin cephede ileri hatlarda bulunmasını fırsat bilen Çarın askerleri köydeki savunmasız halkın üzerine üşüşerek onları öldürmüş, evlerini yakmış ve mallarını yağmalamıştır. Kurbanlar arasında 18 yaşlı kadın, 8 çocuk ve 6 yaşlı erkek bulunmaktadır.

Öldürülen kadınlardan birinin cesedine şu sözcükleri içeren bir yafta iliştirilmişti:

“Haydi git yardım için temsilcilerinizi gönderdiğiniz İngiltere Kraliçesine şikâyet et!”

Küçük bir çocuğun cesedinde ise şu yazı okunuyordu:

“Koruyucunuz Türklere kendini satacağına burada kal!”

Yine Gözleri oyulmuş yaşlı bir erkeğin cesedinde de şu yazı okunmakta idi: “Git temsilcilerinle buluş Paris’te iyi göz doktoru bulabilirsin”.

Bu bilgiler durumun vahametin apaçık ortaya koymaktadır. Başka bir deyişle Ruslar tarafından uygulanan baskı ve terör, göçü kaçınılmaz hâle getiren temel etkenlerdir. Göç Rus ve Avrupa tarih literatüründe işlenmeye başlanmış, farklı kişiler tarafından göçün nedenleri incelenmiştir. Arthur Fonvill, “Çerkesya Bağımsızlık Savaşı’nın Son Yılı; 1863-1864” adıyla yayınlanan anılarında göçmenlerin sıkıntılı durumundan bahsetmiştir. Adolf Berje’nin “Dağlıların Kafkasya’dan Sürgünü” adlı çalışması ayrıntılı bir niteliğe sahiptir. Y. Abramov, göçü “Dağlıların Kovulması” şeklinle isimlendirmiştir. Balkar aydını M. Abayev göçün sebebini Kuzey Kafkasya toplumlarının politik ve ekonomik etkenleri başta olmak üzere diğer koşullara dayandırmıştır. Devrimci Oset şair Kosta Hetagurov, “Severnıy Kavkaz” gazetesinde yayınladığı “Türkiye’ye Göç” başlıklı yazısında, meselenin temelini dile getirerek açıklamıştır. Bunun yanında Sovyet döneminde de araştırmalar sürmüş, Kafkas halklarının Türkiye’ye göçü G.A. Dzagurov, M.S. Totoyev ve G.A. Dzidzariya gibi bilim insanlarınca araştırılmıştır. N.A. Smirnov, V.P. Nevskaya, T.H. Kumıkov, A.H. Kasumov, H.O. Laypanov gibi Kafkasologlar da çalışmalarında söz konusu meseleye değinmişlerdir. Bagrat Şinkuba’nın “Ats’ınçüarah” (Son Ubıh) ve M. Lohvitski’nin “Gromovoy Gul” (Gök Gürültüsü) adlı romanları; Sergey Pavluk’un “Tysyaça Verst Sudbı” (Bin Verst Kader) öyküsü ve Z. Aksıra’nın “Yistambılako” piyesi Kafkasyalıların sürgününü işlemektedir.

Sürgün sırasındaki yol şartları, salgın hastalıklar, açlık ve Kafkasya’daki Taman, Tuapse, Anapa, Tsemez, Soçi, Adler, Sohum, Poti, Batum ve diğer limanlardan kapasitelerinin çok çok üzerinde yolcu -sürgünlerin bindirildiği- nice deniz vasıtasının (tekne – gemi) Karadeniz’de batması sonucu resmî olmayan rakamlara göre sürgüne tâbî tutulan Çerkeslerden 400.000-500.000’i hayatını kaybeder.

Sürgüne mâruz kalan Çerkeslerin Osmanlı coğrafyasında iskân yerleri

Rus kaynaklarına göre, 1863-64 yıllarında Osmanlı Devleti’ne göç edenlerin sayısı 418.000 kişi, 1858-65 yılları arasında göç edenlerin toplam sayısı da 493.000’dir.  İngiliz savaş tarihçisi ve yetkin bir Kafkasya tarihçisi olarak da bilinen William Edward David Allen‘e (1901-1973) göre, o zamanki Osmanlı topraklarına yerleştirilmiş olan Çerkeslerin sayısı 600.000’den fazladır. Uzmanlık alanları arasında Osmanlı İmparatorluğu, Balkanlar ve Orta Doğu olan ABD’li tarihçi Justin McCarthy (1945-  ), sürülen Çerkes ve diğer Kafkas topluluklarının sayısının 1.200.000 dolayında olabileceğini, bunun ancak 800.000 kadarının hayatta kalabildiğini, sağ kalan nüfusun 600.000’inin 1856-64 arasında, 200.000’inin de 1864 sonrasında göç ettiğini belirtmektedir. Bu durumda Allen ve McCarthy’nin 1864 yılında Osmanlı coğrafyasına yerleşebilen nüfusa ilişkin tahminleri uyuşmaktadır. Çerkes-Kabartay kökenli Türk asker (general) ve tarihçi İsmail Hakkı Berkok‘a (1890-1954) göre ise bu sayı 1.000.000 kadardır. Bütün bunlar, kuşkusuz tahminî sayılardır. Sayıyı daha az ya da daha çok olarak gösteren kaynaklar da vardır. Ancak Çerkes kaynakları, genellikle 1.500.000 sayısı üzerinde birleşmektedir.

Sürgüne katılan nüfusun en az dörtte birinin yolculuk, kamp yaşamı ve yeni yerleşim yeri sırasında öldüğü kabul edilmektedir. Rusların doğrudan öldürdüğü Çerkes sayısı ise 500.000’den fazla olarak tahmin edilmektedir.

Zorlu deniz yolculuğunu tamamlayabilen Osmanlı Devleti’nin Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Varna, Burgaz ve Köstence limanlarında indirilir ve bu yerleşim merkezilerine kendileri için hazırlanan kamplara yerleştirilirler. Ancak bu kamplar kısa bir süre içinde açlık ve salgın hastalıklar sebebiyle binlerce insanın hayatını kaybettiği ölüm kampları hâline gelir. Bunun ardından geçmenler bir kısmı göç ettikleri Suriye ve Ürdün gibi bölgelerde iskân edilirler.

Son Çerkes direnişinin gerçekleştiği Kbaada ismi Büyük Çerkes Sürgünü sonrasında Rus idaresi tarafından Krasnaya Polyana (Kızıl Çayır) olarak değiştirilir.

Anavatanlarından sürgün edilen Çerkeslerin yaşadığı tarihî trajedi her yıl 21 Mayıs’ta anılmaktadır.

21 Mayıs 1864, dünyadaki tüm Çerkeslerin kalplerine yazılı acı ve hüzün dolu bir kopuşu simgeler.

Çerkesler Avrupa’nın en yüksek dağı olan Elbruz Dağı’na “Nurlu Dağ” anlamına gelen Oşhamafe derler. Çerkesler için Oşhamafe yücedir, asildir, çok değerlidir ve ulaşılmazdır. Yaşanan acılar nedeniyle de Çerkesler mevcut durumu “Oşhamafe kızgın, Oşhamafe üzgün, Oşhamafe yaslı…” diye ifade ederler.

Anavatanlarından sürgün edilen ve soykırıma mâruz kalan Çerkeslerin yaşadığı tarihî trajedi her yıl 21 Mayıs’ta anılmaktadır

Yaşananlar göç müdür, işgâl midir, yoksa soykırım mı? Bu kavramların anlamlarına bakacak olursak sorunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkacaktır:

– Göç; Bir kişinin veya bir grup insanın uluslararası bir sınırı geçerek veya bir devlet içinde yer değiştirmesidir. Süresi, yapısı ve nedeni ne olursa olsun insanların yer değiştirdiği nüfus hareketleridir. Buna, mültecilerin, yerinden edilmiş kişilerin, ekonomik göçmenlerin, aile birleşimi gibi farklı amaçlarla hareket eden kişilerin göçü de dâhildir. Toplu göç ise menşe ülke dışına (istisnai ve düzensiz) gruplar hâlinde harekettir. Toplu göç çok sayıda kişinin katıldığı bir hareket ya da belirli bir zamanda toplumun bir kısmının hareket etmesi anlamına gelir. Bahse konu tanım ve açıklamalardan sonra bireysel ya da toplu göç için şu şekilde bir genel tanımlama yapmak mümkündür: işgâl ya da başkaca bir zorlayıcı nedenlerle topraklarında eskisi gibi rahat yaşama imkânı kalmayan bir kişi, grup, halk ya da halkların başka bölgelere veya ülkelere kendi kararlarıyla gitmeleridir.

– Sürgün: Bir kişinin veya bir topluluğun ceza yahut güvenlik tedbiri olarak yaşadığı yerden başka bir yere belli bir süre ya da ömür boyu kalmak üzere isteği dışında gönderilmesi ve orada ikâmet etmeye mecbur tutulmasıdır. Kelime, kendisi / kendileri hakkında bu ceza veya tedbirin uygulandığı kişi(ler) ve gönderildiği / gönderildikleri yeri de ifade eder.

– Soykırım ise işgâl edilen topraklardaki halkları planlı bir şekilde ve bir daha toparlanamayacak şekilde toptan yok edilmesi, imhâ edilmesi ve yerlerine de işgalcilerin veya yandaşlarının yerleştirilmesidir.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu 9 Aralık 1948 tarihinde kabul ettiği ve 12 Ocak 1951 tarihinde de yürürlüğe giren Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’nin 1 ve 2’inci maddeleri de konutu net olarak izah eder niteliktedir:

Madde 1- Sözleşmeci Devletler, ister barış zamanında isterse savaş zamanında işlensin, önlemeyi ve cezalandırmayı taahhüt ettikleri soykırımın uluslararası hukuka göre bir suç olduğunu teyit eder.

Madde 2- Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım suçunu oluşturur.

  1. a)  Gruba mensup olanların öldürülmesi;
  2. b)  Grubun mensuplarına ciddî surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
  3. c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirmek.

Çerkesya’da 1763-1864 döneminde yaşananlara genel olarak bakılacak olunursa;

* Çarlık Rusyası, Kuzey Batı Kafkasya’yı işgal ederek, Çerkeslerin tarihî topraklarını ellerinden almış,

* Çarlık Rusyası, 1763-1864 savaşı süresince Çerkesleri sistemli olarak katliama ve etnik soykırıma tâbî tutmuş,

* Rus Çarı ve komutanlarının da bu konuda açık emirleri olmuş,

* Farklı kaynakların belirttiği rakamlarda farklılıklar olmakla birlikte Çerkes soykırımında yaşamını kaybedenlerin sayısı yaklaşık 500.000 ve sürgün edilenlerin sayısı ise 1,5 milyon olup sürgün edilenlerin de üçte biri de sürgün yollarında hayatını kaybetmiştir.

Çerkesya’da yaşananlar için sadece bahse konu BM Sözleşmenin ilgili maddeleri değil aynı zamanda tanıklar ve tarihî kaynakların beyanları da “soykırım” ile örtüşmekte ya da “soykırım” demektedir.  İşte bu beyanlardan birkaçı…

1794 yılındaki Polonya İsyanının bastırılması ile şöhret kazanmış, bu askerî harekâtta büyük kararlılık göstermiş ve ilk kez askerî yeteneklerini ortaya çıkarmış olan Prens ve General Pavel Dmitriyeviç Tsitsianov 12 Eylül 1802 tarihinde Kafkasya ve Gürcistan Orduları başkomutanlığına tayin olmuştu. Tsitsianov, Gürcü asıllı olmasına rağmen bir Rus ruhuna sahip olduğunu söylemekteydi. O, Rusya’nın bölgedeki topraklarını genişletme düşüncesinde olup Kafkasya’ya ise gerçek bir düşman gözüyle bakmaktaydı. Kafkasya toprakları mutlaka ele geçirilmeliydi. Kafkas savaşının temelini atmış, bu savaşın geleceğini ve temel esaslarını tayin etmiş olan General Tsitsianov’un 1804 yılına ait Kabardey halkına hitabındaki aşağıdaki ifadeler pek mânidardır:

“Kanım kazanda gibi kaynıyor, asilerin kanıyla topraklarınızı sulamak arzusuyla bütün organlarım sarsılıyor… Size diyorum ki benim süngü, gülle ve kan nehri metodumla topraklarınızda akan nehirlerin suyu bulanık akmayacak, ailelerinizin kanıyla boyanmış olarak kıpkırmızı akacak.”

General Tsitsianov’un Kabardey bölgesine yapılacak taarruz için 12 Nisan 1804 tarihinde Tümegeneral Glazneap’a yazdıkları aşağıdadır:

Sizi şiddet tedbirleri kullanmaktan men edemem. Benim kuralım her zaman şudur: sonuç yoksa gülle ve süngüler Rus birliklerinin ve komutanının verdiği cezayı güçlendirmelidir.”

Kabardey bölgesine 1810 yılında yapılan bu askerî harekât sonrasında General Bulgakov üst makamlara gönderdiği raporda şu ifadeler yazılıdır:

Kabardey halkının şimdiye kadar bu kadar büyük kaybı hiç olmamıştır. Yakılan iki yüz köyle birlikte bütün mallarını kaybettiler.”

Rus Ordusunda asker olan K. Geys etnik temizliğin askerî bir strateji olduğunu anılarında şu şekilde dile getirmektedir:

“Onlarla (yani Çerkes halkıyla) bütün hesapları bitirmenin en doğru ve hızlı yöntemi olarak ekinlerin kökünden yok edilmesi ve halkın varlığını sürdürmesine izin verebilecek her şeyin imhâ edilmesi… Bu yerlerde uygulanan savaş sistemi gerçekten en iyisi idi. Temel yiyecek kaynaklarının kıştan hemen önce yok edilmesi ve insansızlaştırılan çevrede satın alarak bile yiyecek elde etme imkanından mahrum bırakılması”

Fransız ihtilâlinden etkilenerek Çarlık rejimi anayasal bir rejim ile sınırlandırılmasını isteyen dekabrist akımından etkilenen bir subay olan, görev yaptığı Kuzey Kafkasya’da gördüğü ve yaşadığı vahşet üzerine görevinden de istifa eden general olan Nikolay Rayevski (1771-1829) Rusya’nın bölge siyasetini şu ifadelerle dile getiriyordu:

“Bizim Kafkasya’da yaptıklarımız, İspanyolların Amerika topraklarında yürüttükleri savaşların olumsuzluklarının aynısıydı. Dilerim ki, Yüce Tanrı Rus tarihinde kan izlerini bırakmasın…”

Çerkes Sürgününde köylerini bırakan Çerkesler, Pyotr Gruzinski’nin tablosu, 1872.

General Prens Baryatinski döneminde Çerkeslerin göç ettirilmesinin planlaması yörenin fethedilmesinde harekâtlar kadar etkili bir yöntem olmuştur. Ona göre, devletin çıkarları neyi gerektiriyorsa o yapılmalıdır. General Prens Baryatinski, 1859 tarihinde Gunip’te Şeyh Şamil’i teslim alırken, Kafkas Kolordusu Kurmay Başkanı olan General Dmitriy Alekseyeviç Milyutin de onun yanında bulunmaktaydı. General Milyutin, I. Petro’dan sonra Rus ordusunun en büyük reformcusu olarak kabul edilmekteydi. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne karşı kazanmış olduğu zaferin babası olarak görüldü, zira bu zaferi kazanan onun düzenlemiş olduğu Rus ordusuydu. Kafkasya Savaşına dair iki ciltlik anıları olan ve tarihe Rus ordusunun reformcusu, eskimiş askerlik sistemini yeniden düzenleyen ve Avrupa tipi bir ordu yaratan kişi olarak geçmiş olan General Milyutin de silahın gücüne inananlardan birisiydi.  Çerkeslerin Batı Kafkasya’dan kovulması fikrini 1857 yılında ilk defa ortaya atan ve amacı da Kafkasya’da Rus nüfusunu geliştirmek olan General Milyutin’in aşağıdaki ifadeleri bu hususlar ile örtüşür mâhiyettedir:

“… Çerkesleri, zorla ve bizim istediğimiz yerlere göndermeliyiz. Gerekiyorsa Don (nehri) yöresine sürmeliyiz. Bizim esas gayemiz Kafkas dağlarının eteklerindeki bölgelere Rusları yerleştirmektir. Ancak bunu şimdiden Çerkeslere hissettirmeyelim…”

Jan Karol, Rusların soykırım yaptığı yıllarda Kafkasya’daki bu vahşeti gözlemlemiş ve gün gün not alarak insanlığa duyurmuştu. Karol, Kafkasya’daki vahşeti şöyle özetliyor:

Sürgüne mâruz kalan Çerkeslerin çok zorlu şartlarda gerçekleşen ve bu yolculuk esnasında da nicesine mezar olan Karadeniz’deki yolculuklarına ilişkin bir temsilî resim.

“Rusya’nın Kafkasya’yı fethi, çağımızın barbarlık tarihinin en fecî tablosunu oluşturur. Çerkeslerin direnişini kırabilmek için 60 yıllık askerî terör ve kıyım gerekti…”

Sürgüne mâruz kalan Çerkeslerin çok zorlu şartlarda gerçekleşen ve bu yolculuk esnasında da nicesine mezar olan Karadeniz’deki yolculuklarına ilişkin bir temsilî resim. (üstte)

19. yüzyılın tanınmış ve öne çıkan Kafkasya uzmanlarından biri olan Adolf P. Berje:

“Novorosisk Limanı’nda 17.000 Çerkes’in çektiği eziyeti ve başlarına gelen âfetleri hayatım boyunca unutmayacağım. Kış aylarına rastlayan bu dönemde onca insan burada bir aydan fazla bekletildiler. İnsan kalbine kılıç gibi saplanan birçok olaya şahitlik ettim. Ruslar Çerkesler’e hayvanlara bile yapılmayacak şeyler yaptılar. Şu gördüğüm olayları kağıda gözyaşım damlamadan nasıl yazacağım?”

1864 yılındaki Çerkes Sürgününden 65 yıl sonra, 1929 baharında Adigey’e bilimsel çalışma üzerine giden Gürcü tarihçi Simon Canaşia’ya Şapsığların bölgesi Cubga’da karşılaştığı Çerkes Sürgününe tanıklık eden 91 yaşındaki yaşlı bir Çerkes o günleri şöyle anlatmıştır:

“Deniz kenarında yedi yıl boyunca atılmış insan kemikleri vardı. Kargalar erkek sakallarından ve kadın saçlarından yuvalarını kurarlardı. Deniz yedi yıl boyunca karpuz gibi insan kafataslarını atıyordu. Benim orada gördüklerimi düşmanımın bile görmesini istemem.”

Yazar Y. Abramov, “Kafkas Dağlıları” adlı kitabında vahşeti şöyle anlatıyor:

 “Çerkeslerin başına gelenleri anlatmaya kelimelerin gücü yetmez. Binlercesi yollarda, binlercesi açlık ve sefâletten öldüler Kıyılar onbinlerce ölü ve ölmek üzere olan insan doluydu. Annesinin soğumuş cesedinde süt arayan yavrular, donup öldüğü halde çocuğunu kucağından bırakmayan analar ve sırf ısınmak için sıkışarak yattıkları yerde birlikte donarak ölen gruplar, Karadeniz sahilinde olağan manzaralardı…”

Çerkezya Savaşının son safhasına tanıklık eden Fransız askerî danışman Arthur Fonvill “Çerkezya Bağımsızlık Savaşı” isimli eserinde şu hususları dile getirmektedir:

“Gemicilerin gözü doymuyordu. 50-60 kişilik gemiye 200-300 kişi alıyorlardı. Biraz su ve ekmekle yola çıkmışlardı. 5-6 günü aşınca bunlar tükeniyor ve açlıktan salgın hastalıklara yakalanıyorlar, yolda ölüyorlar ve onlar da denize atılıyorlardı. 600 kişiyle yola çıkan gemiden ancak 370 kişi sağ çıkabilmişti.”

 İngiliz Konsolos William Gifford Palgrave (1826-1888):

“17 Nisan 1867 günü tüm Abhazya’yı dolaştım. Rus olmamaktan başka bir suçu olmayan Abhaz halkının böylesine yok edildiğine ve ülkenin tahrip edildiğine tanık olmak çok acı verici…”

İngiliz Konsolos R.H.Lang:

“Samsun’dan çıkan 2.718 yolcu Kıbrıs’a geldiğinde 853 kişi ölmüş ve diğerleri de ölüden farksızdı. Günlük ölüm sayısı 30-50 arasındadır.”

Marc Pinson da konuya ilişkin çalışmasında şunları dile getirmektedir:

“Karadeniz sahilinde Çerkeslerin ölüm oranı %50’ye yakındır. Sadece Trabzon’da 53.000 kişi öldü. Savaş artığı ‘yüzen mezarlar’ olan gemilerden kaç tanesinin battığı bilinmiyor. Kafkasya’dan Balkanlara sürülen aile sayısı 70.000 ailedir. Edirne: 6.000, Silistre-Vidin: 13.000, Niş-Sofya: 12.000, Dobruca-Kosova-Priştina-Svista: 42.000 ailedir. Yaklaşık 350.000 kişi. Bu bölgelerde ölüm oranı daha az ve % 15-20 dolaylarındadır. …”

Neferlikten terfî eden bir asteğmenin oğlu olarak küçük Kafkas garnizonlarında büyüyen General Nikolay İvanoviç Yevdokimov (1804-1873) kariyerinin zirvesine Şeyh Şâmil’in kesin yenilgisi ve esir alınışı ile ulaşmış, ardından da Batı Kafkasya Ruslar tarafından fethedilmiştir. Yevdokimov’un faaliyetlerinden biri de tanesi Çerkesleri temizlemeye çalışarak Çerkesleri öz yurtlarından kovmaktı. O, Çerkesleri bir tehdit ve düşman olarak görüyor, onlardan nefret ediyor ve Kafkasya’yı her çareye başvurarak Çerkeslerden temizleme amacı güdüyordu.  Bölgedeki askerî başarıları nedeniyle kendisine “kont” unvanı da verilen General Yevdokimov’un bahse konu düşüncelerini Kasım 1863 ayında Savaş Bakanlığına gönderdiği yazıda da görmek mümkündür:

“Batı Kafkasların fethi ile ilgili plan açısından şimdi de kıyı şeridini temizlemeliyiz…”

Yaşananlara ilişkin diğer kimi tanık beyanları ise aşağıdadır:

Yüzbaşı Alexander Zyatov:

“Çerkeslerin köyünü yaktık hayvanlarını öldürdük ekinlerinin üstünde atlarımızı sürdük. Çocuklarını acımasızca öldürdük… Çar bize bu katliamları yaptık diye bu onur madalyasını verdi.

Hangi onur?

Hangi Onurlu insan bunları yapar? Ben Tanrıya, beni affetmesi için her gün yalvarıyorum.

Onlar vatanlarını savundular ve yiğit insanlardı.

Biz ise insanlıktan çıkmış birer ucubeden farksızdık. Elimize esir düşen Çerkeslerle yanyana geldiğimizde sanki biz onların esiri gibi duruyorduk onlar ise dimdik vakur duruşlarından taviz vermiyorlardı.

Tanrı beni affetsin.”

  1. yüzyılın tanınmış ve öne çıkan Kafkasya uzmanlarından biri olan Adolf P. Berje:

“Novorosisk Limanı’nda 17.000 Çerkes’in çektiği eziyeti ve başlarına gelen âfetleri hayatım boyunca unutmayacağım. Kış aylarına rastlayan bu dönemde onca insan burada bir aydan fazla bekletildiler. İnsan kalbine kılıç gibi saplanan birçok olaya şahitlik ettim. Ruslar Çerkesler’e hayvanlara bile yapılmayacak şeyler yaptılar. Şu gördüğüm olayları kağıda gözyaşım damlamadan nasıl yazacağım?”

Çar II. Aleksandr’ın Naibi (Yardımcısı) Prens Baryatinski

“Karadeniz’in kıyılarını bir Rus denizi ve toprağı hâline getirmek için Çerkesleri kıyıdan temizlemek zorundaydık. Çerkeslere ulaşabilmemize engel olan Kuban ötesi halkların da tümüyle yerlerinden kaldırılması gerekiyordu.”  

Çerkeslere karşı savaşan ve anı yazan bir subay olan M.İ. Benyukov

“Batı Kafkasya’nın iskanı ile ilgili resmî projenin uygulanmasından sorumlu Kont Yevdokimov, Kuban bölgesiyle pek ilgilenmiyordu. Çok pahalıya mal olan savaşı bitirebilmek için bütün Çerkeslerin denizin karşı tarafına kovulması O’nun hedefiydi. Kuban ötesinde kalanların da tehlikeli olma ihtimaline karşın, sayılarının azaltılması ve yaşam şartlarından yoksun kılınmaları için her çareye başvurmaktı.”

Rus Tarihçi Sulujiyen:

 “Çerkesler teslim olmuyor diye biz davamızdan vazgeçemezdik. Silahlarını alabilmek için yarısının kırılması gerekti. Kanlı savaşta birçok kabile tümüyle yok oldu. Ayrıca, çoğu anneler bize vermemek için kendi çocuklarını öldürüyorlardı. Birçok kabile bu yüzden yok oldu…”

Rus Tarihçi Y.D. Felisin:

 “Bu, gerçek ve acımasız bir savaştı. Yüzlerce Çerkes köyü ateşe verildi. Ekin ve bahçelerini imha için atlara çiğnettik, sonuçta bir harabeye dönüştü.”

 Ünlü Rus Edebiyatçı Lev Tolstoy (1828-1910):

“Köylere gece karanlığında dalıvermek âdet hâline gelmişti. Gecenin kara örtüsü altında Rus askerlerinin ikişer üçer evlere dalmasını izleyen dehşet sahneleri öylesine korkunçtu ki, hiçbir rapor görevlisi olanları aktarmaya cesaret edemezdi…”

Jan Karol

Rusya’nın Kafkasya’yı fethi, çağımızın barbarlık tarihinin en feci tablosunu oluşturur. Çerkeslerin direnişini kırabilmek için 60 yıllık askeri terör ve kıyım gerekti…”

 Hakhurat Ş.Y. – Liçkov L.S. (Adıgeya isimli kitaplarından)“Çarlık yönetimi, yüz binlerce Çerkesi Kafkasya’dan sürgün etti. Kanlı savaşla Çerkesleri vatanlarından kovarak yok ettiler…”

  1. Abramov (Kafkas Dağlıları kitabından)

“Çerkeslerin başına gelenleri anlatmaya sözcüklerin gücü yetmez. Binlercesi yollarda, binlercesi açlık ve sefaletten öldüler. Kıyılar ölü ve ölmek üzere olan insan doluydu. Annesinin soğumuş cesedinde süt arayan yavrular, donup öldüğü halde çocuğunu kucağından bırakmayan analar ve sırf ısınmak için sıkışarak yattıkları yerde birlikte donarak ölen gruplar, Karadeniz sahilinde olağan manzaralardı…”

Rus Araştırmacı A.P. Berge  

“Novorosisk koyunda 17.000 kadar Çerkesin toplandığı kıyıda gördüklerimi unutamam. Onların bu durumunu görenler Hıristiyan da olsa, Müslüman da olsa, Ateist de olsa dayanamaz, çökerdi. Kışın soğuğunda, karda evsiz, yiyeceksiz ve doğru dürüst giyeceği olmayan bu insanlar tifo, tifüs ve çiçek hastalığının pençesindeydiler. Anasız kalmış çocuklar ölmüş annelerinin göğsünde süt arıyorlardı… Rus tarihinin yüz karası olan bu acılı sayfa Adıge tarihi açısından büyük zararlara yol açtı. Sürgün, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerinin tarihini ve politik bir birlik olma sürecini uzun yıllar kesintiye uğrattı.”

Ünlü Rus edebiyatçı Alexandr Puşkin (1799-1837)

“Çerkesler bizden nefret ediyor. Çünkü onları özgür yaylalarından attık, köylerini yaktık ve kabileleri toptan yok ettik.”  

Dakhovskiy Tümeni – Albay Geyman

“21-22 Aralık 1862 gecesi, sâkinlerinin bize teslim olma sözü verdiği ama hiçbir zaman yapmadığı ve dağların içinde üst Pşıka’nın daha derinlerine yerleştiği, Jankat Ailesinin köyüne doğru hareket ettik. Köyü bütün mal ve mülkleriyle yaktıktan sonra…”

Sebshskiy Tümeni –Albay Levashov

“19 Ocak’da (1863), güneş doğmadan onlara doğru ilerledik. Nehrin iki yakasına konuşlanarak Çerkeslerin savunduğu büyük köyü kuşattık. Savunmaları, bizi köyün önlerinde durmaya zorladı. Harekâtın başarısı için, köy, topçu atışımız ile bombalandı. … Wanoubat köyünün orta kısmının bombalanmasından sonra taburlar köyün içine girdi ve dövüşerek çekilen Çerkesleri dışarı doğru sürdü… Çerkesler arkalarında birçok ceset bıraktı. Köyü ateşe verdikten sonra Tümen, Çibiy nehrine doğru ilerledi.”

Hüzünlü bir Çerkes ninnisi olan “Şiş Naniy” (Karadeniz’in Koynundasın)’in hikâyesi de konunun önemli bir unsurunu teşkil etmekte olup aşağıda sunulmuştur.

1864 yılındaki Büyük Kafkas Sürgününde, Karadeniz’den Anadolu’ya gelen bir teknede bir bebek bu zorlu, çileli yolculuğa dayanamaz ve annesinin kucağında ölür. Bebeğinin öldüğünü bilen anne, bebeğinin öldüğünün anlaşılıp denize atılmasını engellemek için bu ninniyi söylemeye başlar. Çocuğun öldüğü anlaşılınca bebeğin cansız bedeni zorla anneden alınır ve denize atılır. Bu acıya dayanamayan anne, bebeğin ardından kendisini Karadeniz’in sularına bırakır. Sürgünden sonra uzunca bir süre pek çok Çerkes Sürgünü tarafından Karadeniz’den çıkan balıkların yenilmediği anlatılır.

Karadeniz’in Koynundasın

Ninni yavrum ninni.
Uyu yavrum ninni,
Evlerinde değilsin annenle babanın,
Karadeniz’in koynundasın.

Kabaran dalgalar,
Seni sallayıp duruyor.
Rüzgâr estiriyor ağarmış yelkenler,
Soyguncunun gemisi beşiğinde.
Ninni yavrum, ninni,
Uyu yavrum ninni,
Evlerinde değilsin annenle babanın,
Karadeniz’in koynundasın.

Esince kuvvetli rüzgâr,
Ufacık ülkelerini almak için,
Denizi nasıl tuzladığını hatırla,
Sürgünlerin gözyaşının.

Ninni yavrum, ninni,
Uyu yavrum ninni,
Evlerinde değilsin annenle babanın.

Sonuç olarak, yaşanan acılar nedeniyle de Çerkeslerin mevcut duruma ilişkin yerel ifadesi üzere “Oşhamafe kızgın, Oşhamafe üzgün, Oşhamafe yaslı…” Bu soykırım ve sonrasındaki sürgünün cümle mazlum ve mağdurlarına da rahmet olsun…

İrfan PAKSOY

© 2020. Bu makalenin/yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

Kaynaklar:

-, “Bir Türkü, Bir Hikâye”, https://musallem.wordpress.com/tag/karadeniz/, Erişim Tarihi: 13.05. 2020.
-, “Bir Soykırımın Adı: 1864 Büyük Çerkes Sürgünü 3. Bölüm”,  https://circassianportal. Word press.com/ 2010/05/18/bir-soykirimin-adi-1864-buyuk-cerkes-surgunu-3-bolum/, Erişim Tarihi: 13.05.2020.
-, “Çerkes Kardeşlerimizin ve Tüm Kafkas Halklarımızın Acılarını Paylaşıyoruz”, https://www. Anadolu platformu.org.tr/kategoriler/haberler-kuruluslar/cerkes-kardeslerimizin-ve-tum-kafkas -halklarimizin-acilarini-paylasiyoruz/, Erişim Tarihi: 13.05.2020.
-, “Çerkes Soykırımı nedir? 21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü tarihçesi” Milliyet, 21.05.2019.
-, “Çerkes Sürgünü nedir?, https://www.habervakti.com/tarih/cerkes-surgunu-nedir-h70978.html, Erişim Tarihi: 13.05.2020.
-, “İşgal, Soykırım ve Sürgün-Tanıklar”, http://demokratikcerkeshareketi.org/node/718, Erişim Tarihi: 13.05. 2020.
-, “Katliam İşte Budur Putin”, http://www.yenisoz.com.tr/katliam-iste-budur-putin-haber-318, Erişim Tarihi: 13.05.2020.
-, “Putin’e Soykırım Cevabını Çerkesler Verecek”, https://m.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/ 268227.aspx, Erişim Tarihi: 13.05.2020.
-, “Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme”, https://www. ombudsman.gov. tr/contents/files/32702-Soykirim-Sucunun-Onlenmesine-Ve-Cezalandirilmasina-Dair-Sozlesme. pdf, Erişim Tarihi: 14.05.2020.
-,  “152 Yıldır Dinmeyen Acı: Çerkes Sürgünü”, Akşam, 20.05.2016, Erişim Tarihi: 13.05.2020.

-Allen, William Edward David and  Muratoff, Paul; Caucasian Battlefields,  Cambridge University Press, London – UK 2010.
-Altın, Hakan; “XıX Yüzyılda Osmanlı Devleti’ne Yapılan Çerkes Göçleri (Çerkes Sürgünü)”, Belgi, Sayı 14, Yaz 2017 / 1.
-Berslan, Mishe; “Çerkes Soykırımı (2)”, http://cherkessia.net/author_article_detail.php? article_ id=153, Erişim Tarihi: 13.05.2020.
-Bozkurt, Mehmet; “21 Mayıs 1864 Çerkeslerin Sürgünü”, https://www.jinepsgazetesi.com/21-mayis-1864-cerkeslerin-surgunu-10378.html, Erişim Tarihi: 14.05.2020.
-Güzey, Aybüke; “Kafkas Savaşı Esnasında Bölgede Görev Yapan Rus Komutanlar, Amaçları ve Faaliyetleri”, https://kafkassam.com/kafkas-savasi-esnasinda-bolgede-gorev-yapan-rus-komutanlar-amaclari-ve-faaliyetleri.html, Erişim Tarihi: 13.05.2020.
-İleri, Emin; “Kafkas Kartalı Şeyh Şamil vefatının yıl dönümünde anılıyor”,  https://www.aa.om. tr/tr/ portre/kafkas-kartali-seyh-samil-vefatinin-yil-donumunde-aniliyor/1383068, Anadolu Ajansı, Erişim Tarihi: 13.05.2020.
-Kafkas Dernekleri Federasyonu, “Oşhamafe kızgın, Oşhamafe üzgün, Oşhamafe yaslı…”, 07.02. 2014, https:// www.kaffed.org/haberler/diasporadan/item/2015-oşhamafe-kızgın,-oşhamafe-üzgün,-oşhamafe-yaslı.html, Erişim Tarihi: 13.05.2020.
-Kumuk, Tuğan; “Çerkeslerin Türkiye Sürgünü”, (İçinde: Vatanından Uzaklara Çerkesler, Ed.  Murat Papşu,  Bölüm 1, s. 17‐34,  Chiviyazıları  Yayınevi, İstanbul, 2004), http://21mayis.org/ content/pdf/exile/ Kumikov _cerkeslerin_turkiyeye_surgunu.pdf, Erişim Tarihi: 13.05.2020.
-Natho, Kadir I.; Circassian History, Xlibris Corporation, USA 2009.
-Perruchoud, Richard ve Cross, Jillyanne Redpath; Göç Terimleri Sözlüğü, Uluslararası Göç Örgütü, https://publications.iom.int/system/files/pdf/iml31_turkish_2ndedition.pdf, Erişim Tarihi: 14.05.2020.
-Richmond, Walter, The Circassian Genoside, Rudgers University Press, London – UK 2013.
-Türcan, Talip; “Sürgün”, TDV İslam Ansiklopedisi, C. 38, İSAM, İstanbul 2010.
-Uludağ, Müridizm; “Müridizm”, TDV İslam Ansiklopedisi, C. 32, İSAM, İstanbul 2006.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...