Balat’ta Bir Kıvırcık Kız

Bence insanın en hassas zamanlarında geriye doğru tamamlayamadığı şeyler özlem olarak ortaya çıkıyor. Geçtiğimiz sene, bebeğim, henüz bir ayını bile doldurmamışken, bunu çok belirgin yaşadım. Çocukluğum, doğduğum ve altı yaşına kadar yaşadığım Fatih/Çarşamba sokaklarında yalnız kalmış da  ara sokaklarda ağlayarak geziyor ve bizi bekliyor gibi hissettim. Bu hisli ve özlem dolu halime o sıralarda Annem ve Eşim tanık oldu. Eşim ve annem bu çocuğa, gezindiği sokaklarda sahip çıkmaya karar verdi ve maaile  sahip çıkmak için oralara gittik.

Benim dünyaya ilk gelişime tanık olan dar sokaktaki cumbalı evin penceresinden bakıyor Kıvırcık Kız. Kimse görmüyor. O beni, ben onu çok iyi tanıyorum. Biraz sonra karşı binadaki arkadaşı Arzu’yu mandalina yerken görecek ve aynısını annesinden isteyecek. Yine aynı sokaktaki ablaları Birgül ve Hanife Ablaları aşağı inince o da sesli değil telepatik iletişim(!?) kurduğu bir yaş küçük kız kardeşi Öznur ile birlikte ayıcığı ve evcilik kilimini alacak ve aşağı inecek. Ama bugün Kıvırcık Kız, bizimle de gezecek…

Balat Kızıl Kilise

Taş yokuşta Bahri Bakkal’ın dükkanının önünden geçiyorum. Dükkan artık yok. Bahri Amcamız dar-ı bekâya göç etse de sanki hâlâ babamın cebinden aylığını (ç)alıp çikolata almak için kaçarak ona geldiğimi anlamış, elimdeki bir tomar paraya, gözlüklerinin üstünden bakıyor ve beni anneme veya teyzelerime teslim etmeye hazırlanıyor. Kıvırcık Kız’a baktım. Çok heyecanlandı.

Bir yan sokakta, bizim “Kızıl Kilise” dediğimiz Fener Rum Kilisesi çok değişmiş gelmedi gözüme. Yine herkese kapalı ve gizemli. Kıvırcık Kız’ın hep arkası dönük oraya.

Küçüklüğümde sürekli yuvarlanarak düştüğüm taş yokuşta yine korkuyorum… Ama Kıvırcık Kız yine düştü ve yuvarlanmaya başladı. Sonra annem elinden tuttu ve kaldırdı. Başını annemin boynunun altına soktu. Annemin başörtüsünü koklayarak orada biraz daha ağladı. Tıpkı Şadiye İclâl ve Mehmet Selim’in üzgünken bana yaptığı gibi.

İsmet Efendi Tekke Camii

Değişen şeyler de vardı. Rahmetli Osman Saraç Amca’nın eşi Hümeyra Yenge’mizin halen evinin, bahçesinde bulunduğu İsmet Efendi Tekke Camii girişinde bir tabela vardı. İsmet Efendi Vakfı…

Yüzüme tokat gibi vuran bir gerçek ise ara sokaklarda gezinen çocukluğumun neden ağladığını anlamamı sağladı. Hümeyra Yenge beni tanımıyordu. O an Kıvırcık Kız’a baktım. Oturarak duvara yaslandı ve ağlamaya başladı. “Küçüklüğü kıvırcık olan kız var ya… İşte o benim” diyerek tanıtabildim kendimi. “Anladın mı şimdi neden hüzünlü olduğumu?” der gibi baktı Kıvırcık Kız… Allah’ın birleştirilmesini emrettiği bağı kopardığım için ağlıyordu. Geçmişi ile; geçmişime, bebekliğime, çocukluğuma tanıklık edenlerle bağımı kopardığım için… Çünkü insan ancak bir bütünün parçası olduğunda huzurlu olabilir. Geçmişiyle, geleceğiyle… Bunu öğretti hayat bana… Bu eksikliğime rağmen duasını eksik etmedi Hümeyra Yenge. Bana, eşime, çocuklarıma…

Ara sokaklarda dolanan İlknur bugün sakinleşti. “Gel!” dedim ona, “hadi gidelim!” Eşimi ve çocuklarımı da getirdiği için çok mutluydu. Anneme ve babama tekrar özlemle baktı. Eşime, Şadiye İclâlim’e ve Mehmet Selimim’e ise hayret ve sevgiyle… Gülümsedi eksik dişlerini de göstererek, herkesin melez sandığı Kıvırcık Kız… Omuz kaldırarak işaret etti. Konuşmuyordu ama anladım ne dediğini.

Balat Evleri

“Ben gelmiyorum! Ara sokaklarda dolaşmaya devam edeceğim! Ama sen yine gel!”

İlknur Yılmaz ARSLAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir