Gelenek, Modernite ve Kapitalizm Bağlamında “Kadın’a Şiddet” – II

Kur’an’ın kadına bakışını bir önceki yazımızda ortaya koyduğumuz yaklaşım çerçevesinden ele alacağımız için yapacağımız yorumların, çıkarımların anlaşılması için geleneğin de Kur’an’a bakış açısını eleştirel analiz çerçevesinde sürdürmeye devam edeceğiz. Çünkü entelektüel bir düşünüşün görevi kadim olanı parazitlerden temizleyerek bilginin üzerine sinmiş olan asalakları sökmek ve tozlanmış bilginin de tozlarını çırpmaktır. Yine entelektüel bir düşünüş, bu çabayla kadimi büyük bir imkân olarak görüp onu vakıayla çakıştıran, yeni sentezler üretebilen bir düşünüştür. Bu nedenle yapısal sökümler ve eleştirel analizler düşünür için olmazsa olmazdır. Gerçek bir filozof, bilge ve entelektüel, ataların geçmişte gökyüzü lehine saçıp savurduklarının tohumlarını yeniden ekmekle mükelleftir. Yine gerçek bir düşünüş, aklın ne olduğunun farkına varan, geleneğin büyüsüyle akıl tutulması yaşamayan, şimdinin de pragmatizmine teslim olmayan bir düşünüştür. Bu açıdan modern bir Müslüman düşünüş eğer geleneğin, kadim olanın büyüsüyle çarpılmış veya şimdinin kapitalist, kariyer, konfor dünyasında aklını pragmatizme teslim etmişse böyle bir düşünüşün Kur’an’ı modern bireyin bilincine vicdani bir nefha olarak sunması çok zordur.  Burada Müslüman bir düşünürün temel görevi, geleneğin kendi dönemi için büyük bir çabayla inşa ettiği irfan (sufi, tasavvuf, keşf, hayal, sezgi, ilham, vizyon…), burhan (aklın gücü, rasyonel, delil, kanıt…) ve beyan (kelam, fıkıh, söylem, açıklama, sözün gücü…) bilgi sistemlerini modern bilgi sistemleriyle sentezleyerek yeni ufuklar açmasıdır. Kategorik, cemaat, mezhep vs. kapalı sistemlerin içinden hareketle evrensel bir İslam ve insanlık söylemi ortaya çıkmayacaktır. Küresel bir dünyada sadece cemaatinin, mezhebinin, grubunun gururunu okşayan vaazlar, yaklaşımlar, üretimler vs. insanlığı ve dünyayı evrensel bir barış (darü’s selam) yurduna çeviremeyecektir. Hele hele kadim olanı, geleneği, İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an’ı ataerkil bir bakışla, geleneğin bagajlarıyla okumak ve yorumlamak, bunları ataerkil ve güç merkezli olarak ele almak, tekâmül sürecinde neredeyse zirve yapmış modern insan aklı açısından bugün için bu durumun elle tutulur bir tarafı yoktur.

Kur’an’a yaklaşım açısından geleneğin veya herhangi bir cemaatin, ideolojinin, mezhebin kavramsal dairesi içinde onu okuyan ve anlayan bir birey en fazla bu gettoların anlam dairesi içinde vahyi tekelci olarak okumuş ve anlamış olacaktır. Oysaki Kur’an bunların dairesindeki kavramsal bir örgü ve buna dayalı bir düşünmeyle okunduğunda o Kur’an artık Allah kelamı olmaktan çıkmış, belli bir cemaatin, mezhebin belirlediği bir sabit yapı olarak okunmuş olacaktır. Kur’an’ı, Allah kelamı olarak okumak ancak bunların dışındaki bir akletme ve düşünmeyle gerçekleşebilir. İşte bir önceki yazıda önerdiğimiz senkronik okuma ve rizomatik düşünme bize bu imkanı verir. Kadına şiddet açısından da diğer konularda da bu yaklaşım bize modern bilincimizin ilahi mesajı sağlıklı anlama alanları açar. Fakat hâlâ tarım döneminden kalma bir akletme biçimiyle alan savunusu yapmak, modern bireyin bilincinde modası geçmiş, sorunlarına çözüm olmaktan ziyade sorunlarını daha da travmatik hale getiren bir olgu olarak algılanmaktadır. Bu algılama ister tepkisel, kapitalizmin baskısı, modernleşme, bireyselleşme vs. olarak ister başka şekilde ele alınsın; vakıada gelenekçi, muhafazakâr ve İslamcı cenahın evlatları bile artık bu dini, gelecekleri önünde bir engel olarak görmektedirler. Bu iddianın somut göstergelerinden sadece biri olarak birkaç gün önce KONDA şirketinin paylaştığı veriler şunlardır: Oruç tutanlar yüzde 74’ten 58’e, düzenli namaz kılarım diyenler yüzde 27’den 24’e düşmüş. Ateistim diyenler 10 yılda yüzde 1’den yüzde 4’ çıkmış.

Başını örtenler yüzde 57-58’den 50’ye düşmüş. Kendilerini ‘dindar muhafazakâr’ olarak tanımlayanların oranı yüzde 25’ten 15’e düşerken, gençlerde oruç tutanlar yüzde 74’ten 58’e düşmüş. Kendilerini ‘Modern’ olarak tanımlayanların oranı ise yüzde 29’dan 42’ye yükselmiş.

Modern birey pozitif ve sosyal bilimler alanında özellikle internet ortamının da imkânlarıyla bu alandaki bilgilerle sürekli hemhaldir. Bu bilince sahip bir birey için tarım döneminin arkaik dil formlarıyla çoğu şeyin anlamını kaybettiğini söylemek mümkündür. Derrida‘nın deyimiyle geleneksel metafiziğin gemisi batalı çok oldu.  Yeni bir dil, yeni bir evren tasavvuru, yeni bir metafizik dil ve bunlara dayalı yeni bir toplum felsefesi inşa edilmedikçe Müslümanlar 21. yüzyılın en büyük kaybedeni olmaya mahkûm kalacaklardır.

Kur’an bir pozitif veya sosyal bilim kitabı değildir. Fakat pozitif ve sosyal bilim açısından bunların temel felsefesini verir bize. Hele hele Kur’an metni bir hukuk, yasa metni hiç değildir. Bu anlamda tarih boyunca Yahudiliğin en büyük sorunu Tevrat’ı özellikle bir yasa metni olarak ele almış olmasıdır. Bu konuda Fas’lı büyük düşünür M. Abid Cabiri‘ye göre bizim medeniyetimiz de bir fıkıh medeniyetidir. Ve bir dini metnin salt bir yasa/fıkıh metni olarak ele alınması o metnin ölümü demektir.

Kuran surelerini ve ayetlerini senkronik bir okumayla kavrayamazsak buradan bir felsefe ve ufuk kaynaşması da gerçekleşmez. Zamanın geçmesiyle her şey bir “halk-ı cedid” çerçevesinde değişir. Bu değişimi bugün için bile tam olarak kavrayamamış Müslüman birey kendi inanç, mezhep, cemaat, ideoloji vs. dogmalarıyla vahyi işleme tabi tutar. Evet, bu yaklaşım tam anlamıyla ilahi kelamı kendi mezhep veya cemaatinin pragmatizmi için -bilerek veya bilmeyerek- işleme sokmaktır. Burada belli bir yapının bekası için işleme sokulan ilahi kelam artık Allah kelamı değil, ondan mezhep, cemaat, ideoloji, dogma vs. devşirilecek bir araçtır.

Her şeyden önce Kur’an metni İmam Şatıbi‘nin de gösterdiği gibi Mekke’de inen ayet ve surelerin ufkuyla hareket eder. Medeni sure ve ayetler ancak Mekki sure veya ayetler dolayımında sağlıklı anlaşılabilir. Neden? Çünkü Mekki ayetler ilkeseldir ve kuşatıcı temel sabiteler burada yer alır. Kadının aşağı görüldüğü, köleleştirildiği miladi yedinci yüzyılda Kur’an, reel politik birtakım düzenlemeler yapmış ve bunlar Kur’an metninde de yer almıştır ve bu düzenlemelerin neredeyse tamamı Medine döneminde inen ayetlerdedir. Müslümanlar Medine’ye hicret edip politik bir toplum oluşturduklarında ilahi kelam da onların bu yeni durumuna şekil vermek üzere nazil olmuştur. Örneğin miras paylaşımı, çok eşlilik, eşleri -güya- dövmek, cariyelik vb. konularda Kur’an’da yer alan düzenlemeler Medine döneminde inmiş olup birer hukuk ilkesi değil reel politik düzenlemelerdir. Şu soru sorulabilir: Reel politik olan bir düzenleme Kur’an’da neden yer alır ve bu durum İslam’ın evrensellik iddiasını çürütmez mi? Ya da bu iddia tarihselcilik değil midir? Bu konuyla ilgili birçok gerekçeyi öne sürmek mümkündür. Burada bir makalenin sınırlılığı içinde sadece iki temel gerekçeyi sunarak esas konuya gireceğiz. Kur’an’da yer alan bu tarz anlatımlar bir anlatımın “olay örgüsü” içinde bir bütünlük inşa eder. Bu bütünlük olmadan reel politik örneği olmayan bir anlatım çok soyut kalacak ve reel alanda da bir değişimi gerçekleştirmesi çok zor olacaktır. “Olay örgüsü” burada kilit bir role sahiptir. Anlatımlar, ilahi kelama bire bir muhatap olan dönemin bireyini ve toplumunu inşa ederken aynı zamanda müdahalede bulunduğu dönemin yaşam tarzını da sonraki nesillere bir örnek olarak sunar.

“Rabbinin kelimeleri tükenmez…” ayeti Kur’an’ın çok anlamlılığına tekabül eder. Bu ayet, daim bir “halk-ı cedid” ile kozmik bir oluş ve sonsuzluğu imler. Bu açıdan Kur’an, salt bir inanç nesnesi/kaynağı olarak ele alınamaz ve geleneğimiz büyük oranda bunu yaptığı için modernite karşısında çökmüştür. Çünkü her nesnenin bir ömrü vardır. Zamanla yıpranır, paslanır, aşınır, çürür. Oysaki Kur’an metni salt bir inanç nesnesine indirgenemez. Onun anlatımlarının tarihsel, sosyolojik, psikolojik, metafizik vs. anlam katmanları vardır. Metin, ancak bu yönüyle tefekkür edildiğinde bu evrenin içindeki her şeyin Allah’ın esmalarının tecellisi olduğunu kavrayabiliriz. Fakat geleneğin, üç bilgi sistemiyle de tarihte yaptığı üretimler artık modern bireyin bilinci için bir eskatoloji (ahiret, ölüm sonrası için mistik edebiyat…) durumunda olup modern bilimlerin olabildiğine geliştiği bir ortamda bu bilinci hem akli hem de kalbi olarak doyuracak özelliklerini yitirmiştir.

Kur’an’ın farklı düzeylerde anlam katmanlarına sahip olması onu zaman ve mekânla kayıtlı olan bir kitap olmaktan çıkarır ve her zamana hitap edebilen bir seviyeye taşır. Bu özellik açısından Kur’an’ın senkronik ve rizomatik okunması da daha sağlıklı yorum yapma imkanı vermektedir. Burada bizim yapacağımız yorum da nihai bir yorum değil, Kur’an’ın çok anlamlılık düzeyleri içinde kalacak olan bir yorumdur. Önemli olan yapılan yorumun gerekçelerinin sağlam, iç ve dış tutarlılığa sahip olması, aklın ve düşünmenin temel ilkelerine uygun olarak akılla bir mutabakat düzeyine çıkmasıdır. Burada şunu da belirtelim, bizim senkronik ve rizomatik okuma yaklaşımımız bir açıdan 11. yüzyıldan itibaren Necmettin Tufi‘den süzülüp gelen ve İmam Şatıbi ile sistemleştirilen “Maslahat/Makasıt” yöntemiyle de paralelliğe sahiptir. Geleneğin inşa ettiği ve kendi döneminin şartlarına şöyle veya böyle cevap vermiş veya verememiş bilgi sistemlerini de mutlak hakikatler, bağlanmamız gereken zincirler olarak değil, bu zincirlerin de paslarını temizleyerek, onların da merkezde olacağı açılımlar yapmak insanlığımıza ve içinde yaşadığımız toplumun barış ve adalet içinde yaşamasına karşı da bir vazifedir. Geleneksel İslam anlayış ve üretimlerini (fıkıh, kelam, tasavvuf vs.) bir bütün olarak sırtımızda taşımak zorunda olmadığımız gibi çoğu anlayışlar bugün için büyük sorun teşkil etmektedir. Ama bu tümden bir süpürmeyi gerektirmez. Geleneğin de kadim olanın da modern olanın da bağırlarında taşıdıkları hakikatleri vardır. Modern dünyada da -ki bu dünyanın hâkimi batıdır- modern olana teslim olmadan bir sentez yaratmak gerekir ki bu da aynı zamanda modern olanın da eleştirisini içerir. Tanrı’yı öldüren Nietzsche eleştirisi yapmayan bir düşünür eninde sonunda Nietzsche‘ye teslim olup kendi tanrısını öldürmekle karşı karşıya kalacaktır. Anti Ödipus: Kapitalizm ve Şizofreni, Bin Yayla gibi dev eserlere imza atmış rizomatik yaklaşımın inşacısı olan G. Deleuze da eleştirilmek zorundadır. En basitinden, G. Deleuze‘a göre bu evren kendi kendini arzulayan bir makineden ibarettir. Evren, kendi kendini arzulayarak var olur. Ama bay G. Deleuze‘a “bu arzulayışın sebebi nedir?” diye sorduğumuzda alacağımız cevap “kendinden, kendisi için kendisini var kılma iradesidir” diyecektir. Ama bu cevap bizi nihai bir sebepliliğe götürmez.

G. Deleuze‘un yaklaşımı Spinozacı yaklaşımın daha da derinleştirilmiş bir felsefesidir ama bu felsefi yaklaşım da bize nihai sonuçlar vermez. Şunu açıklamaya çalışıyoruz: Hangi kuram olursa olsun, ister kadim ister gelenek isterse post modern bir kuram olsun, eninde sonunda dini de merkeze alarak Allah’ı ve onun gönderdiği ilahi metinleri dikkate almak zorundadır. Mutlak hakikat hiç kimsenin tekelinde olmayan kozmik bir oluş ve gizdir. Ve Derrida‘ya kulak verecek olursak bizler “gizin üzerindeki perdeyi ne kadar açarsak açalım, ne kadar aralarsak aralayalım o hep giz olarak kalacaktır, dolayısıyla gize saygı duymalıyız.”  Gize saygı ise onun evrendeki ve insan bilincindeki farklı tecellilerini bir çokluk ve bir rahmet olarak idrak etmekle mümkündür. Her ne kadar dilin/gramerin içinde hareket ediyor ve kelimeleri/kavramları kullanıyor olsak da “anlam” sonsuz bir derya olup hiçbir beşeri/fiziki alanla kapatılmaz ve tüketilemez. Varlığın mutlak bilgisi Allah’ın levh-i mahfuzunda olup daima O’nun esmalarıyla bu evrene tecelli eder. Levh-i mahfuz (korunmuş levha) varlık bilgisinin Allah’ın ilmiyle yoğrulduğu ilahi bir alan olup, bu alandaki bilginin fizik evrendeki görünüşlerine bakarak tüketilemez. Çünkü varlık, Heidegger‘in dediği gibi bir taraftan kendisini bize açarken bunu kapanmayla yapar. Dolayısıyla varlık alanındaki insani tüm üretimler, anlamaya dayalı tüm yorumlar kısıtlıdır. Kur’an’ın tüm söylemini de başta verilen “Allah’ın kelimeleri tükenmez” kaidesince bu yaklaşımla yorumlamak ve anlamaya çalışmak gerekir.

Gürgün KARAMAN

(Devam edecek.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...