İnanç Galerisi ve Deizm

21. asrın toplumsal yüzlerinden biri de dini değişimler. Dinler arası bir geçişkenlikten bahsedildiği sanılmasın. Esasen bu yazının amacı, deizm tartışmasından yola çıkarak din içi değişimlere odaklanmaktır. Dini anlayışların kolektif yaşandığı bir aşiret ikliminden kapı komşuların hatta aile fertlerinin bile farklı dini anlayışlar geliştirdiği postmodern bir sabaha uyandık. Farklılaşmanın zirvesini yaşadığımız söylenebilir. Yeni çağın karakteristiğini kurumsal dinin zayıflamasına karşın bireysel din anlayışlarının ve yeni tip dini cemaatlerin görünürlüğünün artmasıyla özetleyebiliriz. Bize gösterilen (daha doğrusu bizim görmeyi tercih ettiğimiz) imajlar çoğaldıkça ve insanlar farklılaştıkça seküler dünyadan kaçmak daha zor hale geliyor. Varoluşun esrikliği, aşkın değerlere tutkunluk modern insanın ufuklarından uzaklaşıyor. Nietzsche Tanrı’nın ölümünü ilan etmişti 19. asırda. O, başka bir aşkınlığın, üst-insanın peşindeydi. Yeni çağda ise insan(lık)ın ölümünden bahsediliyor.

Düşünsel değişim konusunda dini çevrelerde deizm merkezli bir tartışma dönüyor. Ateizm değil, özellikle deizm konuşuluyor. Gelenekten dolayısıyla dini pratiklerden kopan gençler, ilk sosyalleşmelerinin bıraktığı izle ve teolojinin büsbütün karmaşık doğası nedeniyle Tanrı fikrine karşı gelemiyor. Bu yüzden inanca dair problematik (teodise) bazılarını deizm fikrine sürüklüyor. Ancak bu kopuşun bir açıklaması olmalı. Kurumsal dinin ibadet boyutunu maliyetli bulup çok daha konforlu bir inanç aradıklarından mıdır, yoksa geleneğin yaşananlara tutarlı cevaplar üretememesinden midir, deizm bir alternatif gibi görünüyor onlara. Dini camianın bu tartışmalara tepkisi nedir diye baktığımızda iki farklı görüş beliriyor. Birincisi eleştirel tutum sergileyenler: “Bu gündem sun’i ve geçici, abartılmamalı. Ayrıca sorunun konuşulmasının zararları var. Zira konuşuldukça reklamın olumsuzu olmayacağı iktizasınca, bu tür topluma yabancı ideolojiler yayılacaktır.” Meselenin ciddi olduğu ve kalıcı hasarlar oluştuğu düşüncesine sahip olan ikinci grup ise apolojetik (savunmacı) tutum geliştiriyor. Özetle: “Gençlerin soru ve sorunları artarken onların arayışlarına doyurucu cevaplar verilmiyor. Dinin özünü oluşturan değerlere saldıran bu soyut düşmana (antagonizme) mukabelede bulunmak gerekiyor. Deistlerin argümanları tek tek irdelenmeli, çürütülmeli, karşı sorular yöneltilmelidir.”

Değişimin temelinde yeni ulaşım ve enformasyon teknolojilerinin yattığını söyleyebilirim. Artık küçülen, cebe sığan dünya ile daha yakın temastayız. Farkında olunmasa da bu yeni dünya bize bir inanç galerisi sunuyor. Bu yeni(lenen) dünyanın mottosu çoğulculuk ve farklılık. Megalomani pompalayan sanal dünyada, vitrinde kalmak için farklı olmak şart. Yoksa dikkat çekmiyorsun. Şüphesiz konunun toplumsal ahlak ile ilişkisi bulunmakta. Sanal ortamda herkes dürüst, herkes hatasızken gerçekte sahtelikten geçilmiyor. İnsanları bir kalemde harcayan küresel iktidarın taşıyıcıları bile insan hakları, demokrasi, laiklik ve hukukun üstünlüğü söylemlerini güçlü ve zinde imajları için kullanıyor. En katı dini görüşlerin bile esnediği, arayış insanın çoğaldığı bu alışılmadık dünyada merkezi din söyleminden kopuşların yaşanması, deizm gibi felsefi düşüncelerin toplumsal bünyeye katılması pek şaşılası değil.

Dine mesafeli olanların öne sürdüğü en önemli gerekçe din istismarı denilebilir. Bu minvalde son yıllarda din-siyaset ekseninde yaşanan gerilimler, gençlerin dini habitustan kaçışına yol açan başka bir etken. Sosyo-kültürel açıdan dinin şekil ve taassup ile yaşanması önemli bir başka iddia. Dindar görünenlerin yeni çağın rasyonel icaplarına direnmeleri, her yeniliğe savaş açmaları, fikirlerde tutarlı olamayış, inanç-yaşantı ikiliği, “dini partikülarizm” denilen tek doğru dayatması vb. daha pek çok neden sayılabilir. Bir kere dayatmacılığın kendisi, tek başına gençliğin çok önemsediği özgürlük ethosuna ters gelmekte.

Konuya farklı bir açıdan bakılırsa bu tartışmaların bazı dini grupların meşruiyetini artırdığı ve yeni dini oluşumlara kapı araladığı da iddia edilebilir. Mademki gençlerin imanı tehlikededir, o halde eylemsellik gerekmektedir. Malum olduğu üzere ortak kaygı taşıyan insanlar kolektif hareket imkânı bulduğunda gruplar oluşacaktır. Doktrinin temeli bir araya gelmeden önce zaten atılmış, geriye savunulacak görüşlerin sistematize edilmesi kalmıştır. Ardından grup liderlerince geleneğin yeniden üretilişi ve sentez bir değer sistemi oluşturulması gelir. Yeni dini cemaatler bugün bunu yapıyor ve sosyo-kültürel sahada daha çok yer almaya çalışıyor. Dini kültürlerini tehlike altında gören eski dini grupların bazılarında da yenilenme söz konusu. Toplumsal meşruiyet sağlamak için dernekleşiyorlar, sosyal medya hesapları açıp web sayfaları kuruyorlar; yayınevi, televizyon ve radyo gibi kitle iletişim araçlarına sahip oluyorlar. Bunlardan biri de din eksenli yeni “gençlik kolektifleri”. Özellikle rafine birtakım projelerle dikkat çekmeye çalışıyorlar. Profesyonelleştikleri sosyal medya mecrasından başka spor turnuvaları, doğa kampları, kermesler ile ilgi uyandırıyorlar. Ayrıca bu yeni oluşumların dini söylemlerine milliyetçiliğin de karıştığı gözlemlenebilir. Gençleri ateizm-deizm tehlikesinden uzak tutmak için var olduklarını iddia ediyorlar ki bu büyük sözlerin ne oranda karşılığı olduğu geleneksel dini çevrelerde oldukça tartışmalı görünüyor.

Konuyla ilgili kendi görüşlerimi özetlersem; Kültürel doku elvermediği için bunun ikrarından kaçınan, deizme kayan çok sayıda genç olduğunu düşünüyorum. Ancak bu kayma-kaçış yüzeysel bir değişiklikten her an yeniden dönüş biletini içinde taşıyan bir yolculuğa benziyor.

Deist olduklarını iddia eden gençlerin birçoğu aslında deizmi bilmiyor. Tanrı tasavvuru da geleneksel din anlayışındaki Allah’a çok benziyor. Konuştuğum gençler dua edilebilir, günlük hayatın akışına müdahale edebilir, talih yollarını açan bir Tanrı’dan bahsediyor.

Deizm söylemleri bir arayışın sonucudur. Yeni çağın arayış insanı gerçeğin peşinde değildir. Duygularının götürdüğü yere gidecektir. Söz konusu olan -akıl değil- duygular ise “menzil” yok demektir. Oysa yola çıkan aradığını yolun sonunda bulacağına inanan bir arayıştır rasyonel arayış. O yüzden yarım kalan bir arayışın adıdır deizm. Yolda kalan bir arayışın…

Bazı gençler makul ve mantıklı cevap bulmak derdinde değiller. Dini yaşam biçimine muhalif olmanın moda haline gelmesinden etkilendikleri açık. Popüler kültür bu ciddi konuyu da basitleştirmektedir.

İnsanlar bilmeden yapabilirler ama inanmadan yapamazlar. Bilmek akıl ise, inanmak ruh işidir. Hatta “İnsanlar gerçeği bilmek istemezler çoğu zaman, inandıklarını duymak isterler sadece.” dersek abartmış mı oluruz? İnsan bu açıdan irrasyonelliğe daha yakındır. Bunun için “zamanın çocuğu” gençlerimizin yeni çağın inanç galerisinden kendilerine kullanışlı birkaç malzeme bulması, bir kolaj yapması her zamankinden daha fazla mümkündür.

Değişimlerden yerleşik dini kültürün ve dini grupların etkilenmemesi mümkün değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere merkezi dini teşkilatların sahicilik, otantiklik iddiaları bir yere kadar toplumsal sapmaya engel olmaktadır. Yeni duruma ayak uydurabilen, kültürel bağlamda farklı birtakım itiraz gruplarının çıkacağını ve bu süreci fırsata dönüştüreceklerini tahmin ediyorum.

Gördüğünüz üzere soruna bir çare sunamadım. Bazılarını herkesin bildiği bir fotoğraf ortaya koymuş oldum yalnız. Yine de sorunları dinlemek ve bunu anlatabilmek de bir marifet olsa gerektir.

Hasan SARI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir