İnsan ve Maymun

1860’da sıcak bir Haziran günü duyunca insanın maymundan geldiği söylentilerini, söylenir ki Worcester Piskoposunun eşi şöyle feryat etmişti, ‘Ne diyorsun, maymundan gelmek mi? Umalım da doğru olmasın, yok şayet öyleyse dua edelim ki kimse duymasın.’

On hearing, one June afternoon in 1860, the suggestion that mankind was descended from the apes, the wife of the Bishop of Worcester is said to have exclaimed, ‘My dear, descended from the apes! Let us hope it is not true, but if it is, let us pray that it will not become widely known.’

Anekdot

 

Önce göğü ve yeri yarattı Allah (1Musa, 1/1-2), sonra ışığı (1Musa, 1/3), sonra karanlığı (1Musa, 1/4); ışık gündüz oldu, karanlık gece, akşam oldu, sabah oldu, gün oldu, 1.Gün (1Musa, 1/5). Sonra suları yarattı, 2.Gün (1Musa, 1/6-7-8). Denizleri ve karaları (1Musa, 1/9-10), sonra nebatat ve meyveleri yarattı, 3.Gün (1Musa, 1/11-12-13). Sonra gökyüzünde ışıkları, (1Musa, 1/14-15), sonra güneşi ve ayı, yıldızları yarattı, 4.Gün (1Musa, 1/16-17-18-19). Sonra denizde balıkları, rüzgarda ve karada kuşları, kanatlıları yarattı, 5.Gün (1Musa, 1/20-21-22-23). Sonra hayvanatı (1Musa, 1/24-25) ve en nihayetinde kendi suretinde insanı yarattı Allah (1Musa, 1/26), kendi suretinde bir erkek ve bir kadın olarak yarattı (1Musa, 1/27) ve ona dünyanın anahtarını teslim etti, 6.Gün (1.Musa, 1/28-29-30-31). Yoğun bir hafta geride kalmış, yaratılması gereken yaratılmış (1Musa, 2/1), iş tamamlanmıştı artık ve Allah yapması gerekeni yapmış olmanın huzuru ve yorgunluğuyla yorganı üzerine çekti ve ışığı kapattı, 7.Gün (1Musa, 2/2-3). Kutsal kitabın anlattığı yaratılış hikâyesi kısaca böyle. Bu bağlamda en son yaratılan ve dünyanın anahtarı kendisine teslim edilen insanı yaratılmışların tacı (Alm. Krone) ya da zirvesi (İng. summit) olarak görmek bir çok kutsal kitap taraftarı için olmazsa olmaz bir hakikattir. Her ne kadar Mushaf’ta bu tarz bir yaratılış hikâyesi anlatılmıyor ve insanın taç maç olmadığı açıkça dile getiriliyor olsa da, Müslüman olduğunu söyleyenler arasında Musaftan Kutsal Kitaptan çıkartılan sonuca benzer bir sonuç çıkartanların sayısı hiç de az değil sanırım. Komik aslında. Maymunu duyunca hafakanlar tarafından baskına uğrayanların tuttuğu yekun ise oldukça büyük. Öbür taraftan dengeden bahseden köy imamlarının Yaratılış ve Evrim Kitabı yazmaları bir başka komedi. Hani siz Türkler diyorsunuz ya; insan biraz utanır, biraz haddini bilir, de kime diyorsunuz. Paul Feyerabend‘ın toprak olmuş kulakları çınlasın: Anything öyle değil böyle goes. Türkiye burası. Welcome to the Pleasuredome, İslamoğlu goes to Cambridge.

İnsanlar da Maymunlar gibi Memeliler sınıfına ait Primatlar düzenine dâhildirler. Aynıları günümüzde yaklaşık 200 farklı türle birlikte temsil edilirler dünya üzerinde. Oldukça renkli bir halkla karşı karşıyayız yani. Bedensel olarak en etkileyici primat olan Goril 170 cm boya ve yaklaşık 200 kiloluk bir ağırlığa ulaşabiliyor. Hayvanat bahçelerinde iyi beslenmiş bazı Gorillerin 350 kiloya kadar vardıkları dahi gözlemlenmiştir. Buna karşın Fare Makiler 20 cm’yi geçmiyor, dolayısıyla o orantıda bir ağırlığa ulaşabiliyorlar ancak. 70 milyon yıllık geçmişi olan Primatların en belirgin özellikleri Kavrayıcı El ve Stereoskopik Görüş Yeteneği‘dir. Bu demek diğer Memelilere nazaran Primatlar için görme organları son derece önemlidir. Özellikle insanlar için tam anlamıyla Gören Hayvan tabirini kullanabiliriz. Genelde sıcak yaşam mekânlarını tercih ederler. Bu bağlamda Homo Sapiens bütün dünya üzerine yayılmış olan ve aynı dünya üzerinde çöpünü bırakmadığı yer bırakmayan tek Primattır. İçine sıçmadığımız yer kalmadı yani. Nitekim 7 milyara yaklaşan sayımızla diğer Primatlardan büyük, çok büyük ara farkla dünyayı istila etmiş durumdayız. Düşünsenize; aynı sayıda Goril ve bir o kadar da Şempanze ve hepsinin sadece bir ev ve bir arabası olsa ne olurdu? Dar olurdu, dünya oldukça dar olurdu. Diğer Primatları bırakın: Sadece Çinlilerin ve Hintlilerin yarısı bizim yaşadığımız hayatı yaşamaya kalksalar, her hangi bir hayat yaşayacak dünya kalmaz ortada. Allah’tan kendimizden başka hiç bir türe yaşam hakkı tanımıyor, nefes aldırmıyoruz, kendi türümüzün büyük bir kısmını da kırıntılarla besliyoruz da, bir şekilde idare ediyoruz işte; yoksa yaşanmazdı buralarda. Bir Kurban Bayramı reklamında elinde bir kumbara olan tonton bir dede kucağına oturttuğu torununa, yavrum paranı bu kumbaraya at ve biriktir ki ihtiyacı olan kardeşlerimize gönderelim. Onlar da hiç olmazsa senede bir gün et yiyebilsinler diyordu. Arşın titremesi gerekmiyor muydu tam bu noktada?

Bu taksimi kurt yapmaz,
kuzulara şah olsa.
Mustafa goes to Cambridge,
Dücane nach Weimar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir