Kar Yağıyor

Bu akşam
Bir sokak şarkıcısıyım hünersiz bir sesim var
Sana
Senin işitemeyeceğin bir şarkıyı söyleyen bir ses
Karanlıkta kar yağıyor.
Nazım HİKMET

 

Kar yağıyor şimdi… Pencerelerden önce buğulanıyor yalnızlık. Yalnızlık hüzünlü bir sessizlik gibi iniyor içime. Her parçası avuçlarından düşen kristal bir cam gibi dağılıyor içimde. Kırlangıç çiziyor şimdi bir çocuk buğulanmış pencerelere. Bir kırlangıç, seni uğurlamak için… Resim çizildi. Tamam oldu her şey. Hiçbirşey bütünleşemedi oysa. Şimdi senin gurbetine doğru kanat çırpıyor kırlangıçlar. Yarım kalmış bir sözcüğü hatırlatırcasına… Tamamlanmış bir cümleyi eksiltircesine… 

Kar yağıyor… Şimdi tabiat ölüyordur gözlerinin nâmesinde. Ağıraksak bir hüznün raksı başlıyordur yere düşen her kar tanesinde. Bir kar sessizliği çarpıyordur şimdi dağların ıssızlığına. karanlığın kuytularına… Her köşe başında elleriyle yüzünü kapatan sebiller ağlıyordur nâmelerinin çığlığıyla. Nâmelerinin çığlığında durgun çocuklar, nâmelerinin çığlığında sokak kedileri, nâmelerinin çığlığında üşüyen kaldırımlar… Şimdi dolaştığın bütün sokaklar, baktığın gök, soluduğun hava, omuzlarına konmuş serçeler karlar altında…

Bir unutkanlık dolaşıyor şimdi topuklarımda. İçimden dışıma saldıran üşümek, yokluğunla bir salgın gibi eritiyor bedenimi… Taa Musalla taşına kadar akıyorum. Sonra anlatılmamış masallar oluyor kar yağarken kararan bütün yıldızlar. Çıkrığını çeviriyorum yıldızların, terkettiğin ne varsa dökülüyor eteklerinden. dökülüyor ne varsa sadrından. Dökülüyor…

Kar yağıyor. Yağıyor kar. Rayları ayıran makasların üstüne. Bir istasyonda kavuşup ayrılan iki kaderi hatırlatır gibi… Bir bankta dengini unutmuş bir yolcunun üşümesi gibi… Bir de rüyalarından uyandığımız şehirlerin hayal mayal anımsanan izlerine. Bir bozkırın yalnızlığa çözülen saçlarına… Kar yağıyor… Hiç durmamacasına, ince ve kesif… Dudaklarımda ıslığa benzer bir şiir. “… kar bırakılmış karanlığına ya da hep kar yağıyor da düşünmesi siyahtan.”

Eksilerek artan bir usanç gibi kendini yok edercesine savruluyor kar taneleri… Tımarhanelere kapatılmış bir şizofrenin sayıklamalarını andırıyor, ritimsiz fakat ıstıraplı. Bu ıstırabı, bu ritimsizliği duymamak için gittin, olanca gücünle kapatarak kulaklarını. Olanca… Şimdi görmesen de senden kalan bir renk damıtılıyor pabuçları delik çocukların saçlarına. 

Kar yağıyor şimdi… Sanki yedi iklim kefene sarılı… Bir ağıt yükseliyor şimdi kendi içine akıp giden nehirlerden. Kendi içine kaybolan… Gönlündeki yaralı ceylanı öldürdüğünden beri suya yansıyan kırık aksimi yılanlar içiyor.

Kar yağıyor. Cesedimden buhurdanlık yapıyor kahinler. Dumanı bütün gücüyle kar tanelerini tutmak için direniyor fakat nafile… “yüz yıldır alacakaranlıkta koşup da ardından” sana yetişemediğim gibi. Alınyazıma yetişememiş gibi… 

Kar yağıyor… Senin gurbetine kanat çırpan o kırlangıçlar bir daha dönmüyor geri.

Kar yağıyor!…

Kar!… 

Muaz ERGÜ

3 Yorum

  1. AvatarOrhan BAŞ Cevapla

    Kalemine yüreğine sağlık kardeşim. Yalnızlığın o acı kekremsi tadını, dört mevsim her rengini kar beyazına boyamışsın. Etkili ve dokunaklı…

  2. AvatarTarık Torun Cevapla

    Sayın, Muaz Ergü Beyefendi kardeşim,
    kaleminize kelamınıza sağlık şiir tadında bir yazı “Ağıraksak bir hüznün raksı başlıyordur yere düşen her kar tanesinde.” çok güzel ifadeler,
    Selam ve muhabbetle…

  3. AvatarMustafa Everdi Cevapla

    Şiir değilse bile şiirsel bir yoğunluğu var yazının. Elhan_ı Şita’dan bu yana böylesi yazıldı mı, emin olamadım. Tebrik ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir