Körsel Sanatlar!

Televizyon makinesi ile başladı edebiyatın, yazarların koynundan koparılıp prodüksiyonel avuçlara terk edilişi. Uşaklıgil’i tv dizilerinden tanıyan gözler Aşk-ı Memnu’yu okumadan, yazarını tanımadan ve memnun etme kaygısı taşımadan kendi sularına çektiler. Sular çekildiğinde bir rant kaldı geriye bir de soyulmuş bir edip. Gidip kendini gönül rahatlığı ile roman karakterlerine emanet edebilen okurlar yerlerini aktör ve aktristlere hayal dünyalarını ipotek ettiren “Seyirciler”e bıraktı.

Seyirci kaldığımızdan beri edebiyata; parası zibil bir prodüktörün gözüne kestirdiği bir kitabı kendi kâr terazisinde kefenin bir tarafına oturtmasını bekler olduk. Sağlıklı gülüşler için beyaz dişlere ihtiyacımız olduğuna inandırıldık implantla gülümseyen figürler üzerinden. Oysa temiz vicdanları öğütlüyordu sarı saman kağıtlar üzerinde eski güzel amcalar. Sahne sanatları ile hacmi genişlemesi beklenen eserler bir neslin hayal kırıklığı olarak yansıdı perdelere. Bir iç çekişi anlatamayacaksa sanat ve içine çeken bir kitabı dışına kusan bir para makinesine dönüştürecekse zamane kaygıları hangi dalda şakıyacak öyküler. Ya romanlar? Yazar, kendi içini açtığı eserinde hapsedilirse bu mahpusluk tek kişilik olmayacaktır elbet. Dinamizmi okuru ile buluştuğu anda patlayan neşriyatlar perdede haşrolmak yerine kapital kazanlarda haşlanmaya mı terk edilecek?

Sanat, sanat için; sanat toplum için… Sanat küresel menfaatlerin sobasında cepleri ısıtmak için değil ama(!) Sanat dalları bir bütünlük içerisinde serencamını koruyamaz ise, paranın sahibi kimse, onun satın alabildiği ölçüde birinin diğerine üstünlüğü ile devam edecek demektir. Bu devamiyet okuma zevkini dimağına lezzetle kazımış olanların göz zevkleri ile yaşayamadığı hazzı haykırmaları ile nihayet bulacaktır ancak.

Okuduğuna “O ben miyim?” diye sormadan sahip çıkan bir duruşla, “O, benim!” diyebilen yürekler, edebiyata “Perde inmeden” perdeleri çeyizlik bir örtü gibi yazar ve eserlere hazırlattırarak kitabın kokusunu duyumsayamayan, satırları gözleriyle okşayamayan ve bu hassasiyeti edebiyat ile yürümediği için anlayamayan maddi zihinlerin terbiyecisi olacaktır! 

Tolga DAVER 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir