Mağaraya Doğan Güneş

Platon, Devlet’te; hakikatten bîhaber olan toplumu mağarada yaşayan insanlara benzetir. Gözleri karanlığa alışmış, ayak bileklerinden zincirle bağlanmış bu insanlar arasından bir kişi dışarıya çıkar. Önce yansımaları, sonra ışığın kaynağı olan güneşi görür. Ve bu zamana kadar aslında mağarada gerçek sandığı şeylerin sadece gölge olduğunu fark eder. İnip insanlığa hakikati göstermek istediği zamansa alay ve öfkeyle karşılaşır.

Tarih boyunca mağaralar, hakikat arayışı yolunda hep mekân olarak karşımıza çıkıyor. Hazreti İbrahim’in henüz küçük yaştayken mağarayla yetinmeyip dışarı çıkması; ağaçları, yıldızları, ayı ve nihayet güneşi düşünmesi, sonunda hiçbirinin gerçekten yaratıcı olmadığına ikna olması bunun en çarpıcı örneklerinden biri.

Sapkın bir toplumda yaşayan birkaç arkadaş da hakikat yolunda yürümüş, sonunda o hakikate bir mağarada yüz yıllar boyu süren “uyku” sonunda varmıştı.

Ve nihayet, tüm insanlığa nur olarak inen Peygamber Efendimiz de mağarada uzun uzun tefekkür etti. İlk ayet, düşünmek için mağaraya gittiği bir gün indi.

Genel olarak toparlayacak olursak; cennetten yeryüzüne indirilen insanoğlu ilk başta hayatını mağaralarda idame ettirmeye çalıştı. Zamanla ‘cennetten kovulma’ hikmetinin sırrı unutuldu. İbrahim onu hatırladı ve yeniden insanlığa anlattı. O da unutuldu. Sonra Allah, birkaç cesur ve inançlı gençle yeniden mağara üzerinden aynı hikmeti insanlığa gösterdi. O da unutuldu. Ve en sonunda yine aynı hakikat ışığı mağaradan yükseldi. Öyle ki ayı ikiye böldü. Miraca yükseldi. Tüm insanoğlu oradan gelen müjdeyle yeniden huzur buldu.

Fakat unutkanız. Modern dünya, hikmet dolu öğretileri, sabırla işlenen ruhları kaldıracak kadar olgun değil. Her şeyi yutan, önüne çıkanı kendisine katıp tarumar eden amansız bir tsunami gibi hızla ilerliyor.

Evet, biz de teknik anlamda mağaralarda yaşıyoruz. Platon’un metaforundaki mağaraya çok benzer bir yapı bu. Ayaklarımızdan kelepçeliyiz. Para kazanma hırsı, şöhret merakı, adeta tapındığımız yeni değerler bizi dışarı çıkmaktan alıkoyuyor.

Her dönemin kendine has prangaları vardır. Belki de insanlık tarihinin en çetin prangaları bizi bağlamış durumda.

***

Dışarıda adım başı bizi bu mağaranın içine çeken aldatmacalarla karşı karşıyayız. Yeni çıkan telefonlar, son model arabalar, bilmem kimin aldığı maaş veya en güzel moda elbiseler… Üstelik bunlara karşı çıksanız, ilgilenmeseniz karşılaştığınız tavır aşağılayıcı ve iğneleyici. Sanki birbirlerine sizi işaret ederek, “Bak, işte şuradaki adam. Evet, evet o!” deyip, deli olduğunuzu kulaktan kulağa yayıyorlar. Halbuki onlar bilmiyorlar.

Peki mağaradan çıkış yolu nedir? Veya çıkmalı mıdır? Her ne kadar şikâyet etsek de artık bu devasa mağara bizim evimiz. Evimizi terk etmektense, onu temizlememiz gerekir. Temizleyelim ki, hakikat orada yeniden canlansın ve kendisinden taşan ışık diğer ışıklarla birleşsin.

Bunun için önceki örnekleri iyi incelemek, ders çıkarmak gerekiyor. Zira Platon’un mağara örneği karşımızda karamsar bir tablo olarak dururken, bahsettiğimiz diğer mağaraların hepsi güzel örnek.

Mağarayı evimiz olarak kabul ettiğimize göre, öncelikle evimizi temizlememiz gerekiyor. Bunun için, az önce bahsettiğimiz türlü aldatmacaları ve düzen dayatmalarını bir kenara itmemiz, yerine hakikati getirmemiz gerekiyor. Bahsettiğim reçete tabii ki kolay değil. Fakat kesin bir zorunluluk.

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, bu temizleme için mağaranın tarumar edilmesi, kaya görünümlü kâğıttan duvarlarının yıkılması gerekiyor.

Duvarlar yıkıldığı, mağaranın yüzeyi gün ışığıyla baş başa kaldığı zaman, örümcek ağı gibi etrafını saran aldatmacalara su çalarak onları yok eden insan tutunacak bir dal aradığı zaman, ruhu ateşten kabuslarla sıkışmış insan gözyaşlarıyla kendine ağladığı zaman, hakikat gelecek ve ona çıkış yolunu gösterecektir.

O zaman modern çağın sayısız çarkları arasında sıkışmış bizler, aradığımız huzurun içimizde olduğunu belki görebiliriz. Belki o zaman toprağa daha da yakınlaşabiliriz.

Nihayet toprağa vurduğumuz kilitleri birer birer kıracağımız gün de gelmiş olacaktır.

İbrahim CAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...