Oğlumla Sohbetler, Teknoloji Üzerine…

“Önce biz araçları yaratırız, sonra da onlar bizi.”
Marshall McLuhan

&

Bizim tekilliğimiz, insan ile makinenin değil, akıl ile kalbin birleşmesidir”
 2023 Eğitim Vizyon Belgesi’nden

 

-Baba, matematik dersi bitti, öğle arası var şimdi.

-Gel, otur, dinlen biraz. Oğlum, salgın nedeniyle okula gitmeden evde eğitim alıyorsun ya zorlanmadın, değil mi?

-Önceleri zorlandım, şimdi çok iyi.

-Teknoloji kolaylaştırdı işi öyleyse.

-Benim anlamadığım bir şey var. Okullar tatile girdi, bir hafta sonra hemen evden eğitime başladık, arkadaşlarım ve ben farklı programlar kullanıyoruz, o kadar bilgisayar programı var mıydı?

-Sanki yaygınlaşması için salgının çıkmasını bekliyorlarmış gibi, değil mi?

-Aynen.

-Ama çok işe yaradı.

-Zararları da var bence teknolojinin.

-Ne gibi?

-Teknoloji ile beraber insanlar işsiz kalıyor. Örneğin bankalara giderek yapacağımız işlemleri evden yapınca orada çalışanlar işini kaybediyor.

-Doğru, gerçi yeni iş alanları açılıyor. Eskiden veri toplama mühendisliği, dijital çöpçülük, siber güvenlik uzmanlığı gibi meslekler yoktu, ama yeterli değil, işsiz kalanların tümüne iş alanları yaratamazlar. İnsansız fabrikalar artıyor, sadece niteliksiz işçilerin yerini almıyor robotlar, mühendislerin, mimarların da yerini alıyor. Ben de senin gibi işsizliğin artacağını düşünüyorum.

-Faydası daha çok bence.

-Ne gibi?

-Birçok uygulama işimizi çok kolaylaştırdı, hızlı mesajlaşma sayesinde Amerika’daki kuzenimle anında mesajlaşabiliyorum, birbirimize fotoğraflarımızı gönderiyoruz, ben yeni doğan kedi yavrularının fotoğraflarını gönderdim, hem de ücretsiz.

-Neden ücretsiz bir ürün sağlasın ki sana birileri. Mutlaka karşılığında bir çıkarı vardır, ama para ama bilgi…

-Ücretsiz baba.

-Tamam bir ürün satmıyordur ama belki de amaç sensindir, senin vereceğin bilgilerdir.

-Daha açık konuşsan.

-Sana bu kadar değerli bir şeyi ücretsiz sağlıyorsa senden daha değerli bir şeyi alıyordur, diyorum.

-Gönderdiğim mesajları, kaydedilen sesleri, fotoğrafları diyorsun, evet anladım.

-Evet, bir uygulamayla sesimizi, diğeriyle konumumuzu, öbürüyle arkadaşlarımızı, bir başkasıyla beğenilerimizi,  görüntülerimizi…

-Silmesek, ne kadar çok biriktiğini daha kolay fark ederiz.

-Yüzümüzü, parmak izimizi, sesimizi, hareketlerimizi, zevk ve beğenilerimizi, duygularımızı, inanç ve düşüncelerimizi, sahip olduklarımızı, borç ve gelirlerimizi, anbean nerede olduğumuzu, kiminle ne konuştuğumuzu, kaç adım attığımızı, kilomuzu, nabzımızı yani bize ait ne varsa biliyorlar üretilen uygulamalar aracılığıyla.

-Bizi bizden daha iyi tanıyorlar desene.

-Evet.

-Şimdi de sırada bedenimize ilişkin daha ayrıntılı bilgilerin toplanması var.

-Teknoloji her geçen gün daha fazla sızıyor yaşamımıza, artık okul da bunun içine girdi.

-Yeni teknolojiler baş döndürücü.

-Efe Öğretmenim, artık bilgisayarlar giyilebilir olacak diyor, bu kaçınılmazmış.

-Bilgisayarlar ve bedenlerimiz üzerine giydiğimiz bilgisayarlar, beden hareketlerimizle şarj olduğundan ve kısa zamanda her yerde internet olacağından kurtuluşumuz da yok, eskisi gibi; telefonu kapatmakla, şarjımızın bitmesiyle, internet bağlantısının kesilmesiyle sistemle bağımız da kesilmeyecek.

-Senin çocukluğunda teknoloji var mıydı?

-Vardı ama teknoloji insanlık için yeni. Öncesinde teknik vardı.

-Teknik ne?

-Bir şeyi yapma biçimi, kuralı. Her şeyin bir tekniği var. Boya yapmanın, bahçeyi çapalamanın.

-Anladım.

-Teknik, bir araç; insan etkinliğinde gösteriyor kendini ve beceriye dayanıyor.

– Hımmm.

-Hani beraber deniz kenarında taş kaydırmaca oynuyoruz ya, hatırladın mı? Hangi taşların daha uygun olduğunu, taşı fırlatırken ne kadar eğilmen gerektiğini anlatmıştım, daha önce defalarca deneyimlediğim için ustalaşmıştım, sana da aktarınca bilgilerimi işin kolaylaşmıştı haliyle.

-Ama ben de yılmadan, tekrar tekrar denedim.

-Elbette, teknik de böyle bir şey. İnsanların iş yaparken kullandığı, deneyimle geliştirilen bir araç.

-Balıkçı Mehmet, nasıl bu kadar iyi balık tutabiliyorsun diye sorunca, çocukluktan itibaren denizdeyim, olsun o kadar demişti. Bunun gibi, değil mi?

-Evet canım.

-Deneyime dayalı bilgi yerini ne zaman bilimsel bilgiye bıraktı, işte o zaman teknik, teknolojiye dönüştü. Deney, deneyimin yerini aldı, teknoloji doğdu yani.

-İlk teknolojik olay ne o zaman?

-1831’de elektrik motorunun Joseph Henry tarafından elektromanyetik alan teorisine dayanarak imal edilmesi ile başlatılıyor teknoloji tarihi.

-Motor olmazsa yaşam zor olurdu, her şeyde motor var. Arabada, tıraş makinesinde, uçakta. İnsanın gücü nasıl yetecekti araba olmasaydı o kadar uzaklara gitmeye.

-İnsan olarak el becerilerimiz, bedensel, zihinsel yeteneklerimiz sınırlı olduğu için önce teknik sonra teknoloji üretmişiz. Elimizi yakmasaydı ateş, maşayı; gözümüz görseydi mikropları, mikroskobu yapmazdık.

-Merak da etmiş olabiliriz; içimizi merak ettiğimiz için röntgen çektiriyoruz ya, grip akciğerimi etkilemiş mi diye hastaneye gitmiştik.

-El becerilerimizin, bedensel, zihinsel yeteneklerimizin sınırlı oluşu, merakımızı giderme ihtiyacı teknik ve sonra teknolojiyi doğurmuş. İhtiyaçlarımızı gidermek istemişiz.

-Bununla ilgili Ezop Masalları’nda bir masal okumuştum, anlatayım mı, istersen kitabı bulup okuyayım.

-Arama şimdi, aklında ne kaldıysa onu anlat.

-Bir tane karga varmış; susuzluktan ölmek üzere olan. Orada bir de ibrik varmış. İbrik ne biliyor musun?

-Neydi?

-Ağzı sivri, kıvrımlı bir şey, damacana gibi ama daha küçük. İşte karga, gagasını ibriğin içinden geçirememiş, ibriği devirmeye çalışmış; ağır olduğu için devirememiş de. Ne yapayım, ne yapayım diye düşünürken aklına bir fikir gelmiş. Karga çevresindeki küçük taşları ibriğin içine atmış, attığı taşlarla beraber ibriğin içindeki suyun seviyesi yükselmiş, su taşmış. Karga da ölmekten kurtulmuş. Güzel mi?

-Anlamlı bir masal. Zaten ihtiyaçlarımız artıkça yaratıcı düşünce de artıyor, masaldaki karga gibi insan da ihtiyacını giderecek çözümleri deniyor. İnsanlık tarihi boyunca ihtiyaçların yoğunlaştığı zamanlarda teknik de teknoloji de çok artmış.

-Bence iyi olmamış.

-Ne iyi olmamış, teknolojinin gelişmesi mi?

-Evet, teknolojiden dolayı evrimimiz geri kalmış. Zürafa üst dallara ulaşmak için gösterdiği çabayla boyunu uzatmış. Biz teknik üretip fiziksel evrimimizi durdurmuşuz. Bak şimdi kafam karıştı, belki de iyi olmuş, tam karar veremedim.

-İyi ya, insan oluşumuzun sınırlılıklarını bedenimizle oynamaksızın alet, ürün geliştirerek tamamlamışız.

-Tamam da baba, bence bedensel eksikliğimizi, sınırlı oluşumuzu kapatmak için bir alet geliştirmeye gerek yok artık.

-Neden?

-Çünkü yapay zekâ var, insanlara ihtiyaç duymadan birbirleriyle iletişim kuran yapay zekâların yönettiği akıllı fabrikalar var, onlar karar verecek üretimin verimliliğine filan.

-Vay be, etkileyici.

-Evet baba, yapay zekâyla hareket eden robotlar her yerde. İnsansız araba da böyle işte.

-Anladım.

– Yapay zekâ insana sormadan, ona bağımlı olmadan karar verecek. Sence daha iyi olur mu?

-Korkunç da olabilir, iyi de oğlum. Duygu da yüklemeye çalışıyorlar robotlara. Ağlayan, üzüldüğünü dile getiren robotlar var. Zamanla değer de yükleyebilirler belki kim bilir?

-Bak şöyle olabilir baba, beden robot, beyin insan.

-Ya da beden insan, beyin robot. Yok yok senin dediğin daha akıllıca.

-Neden daha akıllıca buldun; benim beden robot, beyin insan deyişimi?

-Az önce insanın fiziksel yetersizliğinden söz ettik ya, insan sınırlı dedik ya, ondan.

-Bedeni robot, beyni insan, doğru ya; yapay zekâyla konuşur, düşünür, seçenekler arasından tercihte bulunur, üzülür, üzüldüğünü söyler, hatırlar, sahi hafıza da yüklenebilir mi robotlara?

-Bilgisayarlara yüklenebiliyorsa neden olmasın?

-Baba, düşünsene böyle bir şey olsaydı, büyükbabam ölmemiş olurdu; bir robotta yaşardı.

-İyi de o robot, benim babam, senin büyükbaban olur muydu?

-Neden olmasın ki, senin baban, benim büyükbabam, kemik ve etten mi ibaretti sadece?

-Anladım, doğru söylüyorsun, şimdi düşündüm de bir adam kaza geçiriyor protez bir bacak taktırıyor, ona karşı çıkmıyoruz, bu artık insan değil, insanlıktan çıktı demiyoruz, adamın boynundan aşağısı felç oluyor, işlevini yitiriyor bedeni, yine insan değil demiyoruz, bedenin bir bölümü protez olunca bir şey demiyoruz, tamamı robot olunca mı diyeceğiz?

-Bedene ihtiyaç yok mu diyorsun yani.

-Evet, neden olmasın, şart mı beden?

-Hastalıklar da olmaz, yorulmayız da.

-Ölmeyiz belki de.

-Bir gün beynimiz ve içindekiler bir robota yüklenebilir, evet duymuştum böyle şeyler, filmlerden hatırlıyorum.

-Tüm dersleri yüklesem çalışmama gerek kalmaz, değil mi?

-Oğluummm!

-Tamam tamam, kızma hemen. Şaka yaptım. Hem bir kişiye yükleniyorsa başkalarına da yüklenebilir baba.

– Aynı anda farklı yerlerde de olabilir insan, düşünsene, bir yerde çalışırken farklı bir yerde gezebiliriz artık.

-Aaa, ne güzel. Benden birine ödev yaptırırım, ben de gezerim, oyun oynarım. Bizim futbol takımına Messi’den bir tane alırım.

-Düşünüyorum, bu durumda üreme nasıl olur, neslin devamı nasıl sağlanır? Herkes kabul etmez bunu.

-Ben kabul etmem baba.

-Neden kabul etmezsin?

-Organlar yok, yemek yemeye gerek o zaman. Döner yok, iskender yok, hamburger yok.          -Bunlar insan değil oğlum.

-Peki baba sen benim beynime eklenecek şeylerle zihnimi geliştirmemi ister misin?

-Belki cevap vermek için zamanı gelmiş bir soru, ama zor soru oğlum, bilmiyorum. İnsandan uzaklaşıyor muyuz, bilakis insana  yaklaşıyor muyuz, çözemiyorum.

-Haklısın belki ama, bunlar insan değilse, insanı insan yapan ne o halde?

-Düşünmesi mi, hatırlaması mı, üzülüp sevinmesi mi?

-Bir şey öğrenmesi mi?

-Baba, yapay zekâyla çalışan bir robot dört saatte satranç öğrenmiş, haberin yok sanırım, hem de bir insanı 28 kez yenmiş.

-İnsanın biyolojik donanımını söylemiyorum bile, o hayvanlarda da var. Düşünme ve düşünmenin ürünleri yani tercihte bulunması, hatırlaması, problem çözmesi olabilir, insanı insan yapan özellikler. Duyguları ve duygu durumları; sevmesi, nefret etmesi, kaygılanması olabilir.

-Baba, bir haber okudum; bir robot rekabete girdiğinde hırslanıyormuş,

-Ya, demek ki duygu da dahil edilmiş programa. Sosyalliği, diğeriyle sohbet etmesi, oyun oynaması olabilir. Konuşurken aynı zamanda düşünüyorum; bu söylediklerimi de  yeni nesil robotlar yapıyor. Ve bu gelecek o kadar yakın ki.

-Senin gibi benim gibi insanlar olmayacaksa, biz son insanlarız demektir.

-Bilmem, belki de.

-Bizi insan yapan ne baba?

-Bilinç diye düşünüyorum, ne bileyim ruh mu desem, öz mü?

-Anladım. Baba, derse geç kalacağım, ben gidiyorum; öğretmenim gelmiştir, yine konuşuruz, tamam mı?

Barış AYGENER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...