Şafakta Düşünmek…

Sabaha karşı elimdeki kitabı bitirip sehpaya bıraktığımda, aklımdan düşüncelerimin yanında biraz da uyumak isteği geçiyordu. O sırada dışarıdan yağmur damlalarının sesi duyulmaya başladı. Cep telefonundan saate baktım, 6.00’ı gösteriyordu. Bir saat sonra hazırlanıp dışarı çıkmalıydım. Sahaf’ı bugün ben açacaktım, öyle sözleşmiştik Aydın’la. Bir süre camdan dışarıyı izledim. Düşüncelerim beynimin içinde adeta volta atıyordu. Akşam, henüz uyumadan önce okuduğum haberler üşüştü aklıma…

Kiğılı’nın patronu “Perakendenin en zor dönemine girdik. Bugün içinde bulunduğumuzdan daha büyük kriz görmedik diyebilirim” demiş ve 450 kadar AVM’nin kapanabileceğini söylemişti. Şimdi düşünüyorum da, bu insana “Ülkeyi bu hale getirenlerin yanlış politikalarına hiç ses çıkarmayarak, sizin bu durumda hiç mi kusurunuz yok?” diyesim geliyordu. Diyordum da. İçimden tabii…

Diğer haberler mi? Onlar da, bundan daha iyi değildi. Zor günlerden geçiyoruz. Dünyanın her yerinde arka arkaya meydana gelen depremler dünyanın çatladığını, Stefan Hawking’in yıllar önce görüp kitaplarında anlattığı Karadeliklerin dünyamızı daha çok tehdit ettiğini, hele uygulanan yanlış politikaların neden olduğu iklim değişikliğinin doğanın dengesini hızla bozduğu günümüzde, Amin Maalouhf’un bir deneme kitabına isim olarak verdiği gibi, ‘çivisi çoktan çıkmış bir dünyada’ yaşamaya çalışıyoruz. Ne koşturmacalı değil mi, insanın kulağından başlıyor tırmalamaya. Sanki an gelecek, bizi hepten ele geçirecek…

Camın önünden ayrılıp mutfağa geçtim. “Bari bir yağmur keyfim olsun!” diyerek ocağa kahve suyu koydum. “Yağmur keyfi” deyince aklıma yine dükkân geldi. Öyle ya insanlar üç damla yağmur düşünce evlerinden dışarı çıkmıyor, kent bomboş oluyordu. Hem zaten hiç kimse de evinden sadece kitap almak için dışarı çıkmıyordu, ne yazık ki! Dışarı çıkmışken yapılabilecek bir alışverişin ürünüydü kitap. Sonra önceki gün bir sosyal medya paylaşımındaki “Kitaplarınızı çevrimiçi mağazalardan mı, kitapçılardan mı alırsınız?” diye paylaşılan bir soru geldi hatırıma. Altında 22 kadar yorum yapılmıştı da sadece 1 kişi “Kitapçıdan alırım” diye cevaplamıştı. Bizim için ne kötü değil mi? Oysa tam 23 yıldır hep aynı heves ile Sahaf’ımıza geliyor, her gün piyasaya çıkacak olan yeni kitapları taşıyan kargoları bekliyor ve heyecanla o kitapları raflarımıza yerleştiriyorduk. Birçoğunu zevkle okuyor ve yeni okurlara tanıştırmaya çalışıyordum. Bu en iyi yaptığımı hissettiğim işti. Sürekli yeni fikirler üretiyor, hiç vazgeçmiyorduk. Çalışma arkadaşlarımla yeni imza günü etkinlikleri planlıyor ve bırakın şehrimizi, çevre illerde bile edebiyat, tiyatro etkinlikleri planlıyorduk…

Birden bir yeis düştü içime. Hoş, son yıllarda bu yeis, ara ara içime düşmüyor da değildi hani! Gün, akşam olana kadar kitabevine gelen okurların birçoğu ile kitap içeriğinden çok fiyat konuşur olmuştuk. Hatta bir ara vitrine kocaman harflerle “Sahafımızda bulunan kitaplar, internet sitelerinde satılan kitaplardan 2-3 lira pahalıdır” diye yazı asmak istemiştim de, bu teklif arkadaşlar tarafından pek beğenilmemiş ve ben de düşününce vazgeçmiştim. Tabii ki isteyen alacağı ürünü istediği yerden alabilir de, neyi nereden alacağını bizimle niye paylaşıyorsun kardeşim! Şöyle diyaloglar gün be gün artıyor bizim gibi bağımsız kitapçılarda:

-Şu kitap kaç lira, indirim ne kadar?

-Fiyatı şu kadar, şu kadar olur.

-Ama internette şu kadar…

E ben bu muhabbette ne diyeyim? Mesela şöyle mi demeliyim: ‘Onlar (int. mağazaları) bütün ülkeye hatta yurtdışına bile satış yapıyor; ama ben aynı 100 okura!’ veya “Onlar, bizden 500 kat hacimli!”

Ne diyeyim? Kısaca hoş bir muhabbet olmuyor. Bizim gibi çalışan diğer perakendecilerde de durum çok farklı değil.

Teknolojinin gelişimi ile dijital alanın hızla bütün perakendeciliği arayışlara yönelttiği günümüzde, biz kitapçıların da değişmesi, yeni yaşam biçimlerine uygun yeni söylemler geliştirmesi ve varlığımızı sürdürmek için başka arayışlara girmeliyiz. Belki de kendimizi daha iyi anlatacak yollar bulmalıyız. Yoksa bu iş böyle gitmeyecek…

Düşüncelerimden sıyrılıp ana döndüm. Yağmur yağıyor ve saat de yerinde durmuyordu. Sokak lambalarının sarıya boyadığı, ıslak kaldırımlarda aklımda deli sorularla, Sahaf’ımıza yollandım.

Gün başlıyordu…

İsmail KUN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...