Seferlerimizin Ana Teması, Alaka’sı, Anadolu’su

Dedemin köyünün Anadolu’nun ortasında, sarp kayalar, yüksek dağlar arasında, ulaşımı son derece zor bir diyarda olduğunu, oraya akrabaları ziyaret amacıyla gittiğimde / yuvaya döndüğümde fark etmiştim. Kalp gibi mahrem bir yolculuktu sıla-i rahim.

Eğin (Kemaliye) Başpınar

Bir yeri çok sevmek, bizi bütün yerlerin yerlisi kılıyor. Aidiyetimizi idrak ettikçe, yeryüzünde yalınayak yürüdük, yürüyoruz.

Kendi gönlümüzün seyyahıyız her birimiz. Diğer talip olan yolcular gibi. Ve bu mecazı Anadolu’da, hiç yaşamadığım bir ata köyünde bulmak veya doğduğumdan beri yaşadığım şehirde bulmak; her koşulda yersiz yurtsuz aidiyetsiz soyut bir dünya vatandaşı olarak kendini tanımlamaktan yeğdir diye duyumsamıştım.

Kıymeti nerelerde aradığınız sır muhakkak, lâkin içinizdeki cevherin neyi gizlediğini bilmeden düşünmeden merak etmeden yaşamak ‘yerli’ değil, ‘yabancı’ gibi gezdiriyor bizi yeryüzünde. Oysa aslımıza dönme yolculuğunun ana izleği sevgi. Muhabbet. Maddi ve manevi seferlerin ana teması, buluşma noktası. Alaka’sı. Anadolu’su!

Bundan mülhem, manevi bir işaret ile Anadolu’ya gelenlere bakalım. Yesevi hazretlerinin yetiştirdiği çok sayıda halifesi ta Yesi’den Anadolu’ya ve sonra Balkanlara kadar gelmiştir. Mevlana Belh’ten yola Anadolu’ya, İbn-i Arabi Endülüs’ten çıkarak yine Anadolu’ya gelmiştir. Niyazi Mısri hazretleri, Malatya’dan Mısır’a gitmişken yine manevi bir işaretle Anadolu’ya dönmüştür.

Seyyid Mahmut Hayrani, Hacı Bektaş-ı Veli, Belhi hazretleri, Hüsamettin Uşşaki hazretleri hep böyle gelmiştir Anadolu’ya. Döneme baktığımızda mana yolcularının istikameti hep Anadolu olmuş.

Başpınar

Erenler neredeyse merkez orasıdır der büyüklerimiz. Anadolu halihazırda merkez. Yunus Emre ise Anadolu’dan çıkmış, etrafa seyahat etmişse de yine Anadolu’da kalmıştır. Nitekim “Baba Tapduk manasını saçtık elhamdülillah” derken kendisi gibi gönül yolcularına iz sürmeleri için bıraktığı izlerin gerçek taliplerin nezdinde sayısız olduğunu belirtmiştir. 

Leyla İPEKÇİ

Not: Yazı, Leyla Hanım’ın iki yıl önceki bir gazetedeki köşe yazısı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir