Sevgili Ophelia

Bugün 15 Şubat. Zemheri kış geçip gidiyor üstümüzden. İlk cemre havaya düştü. Keşke düşen sadece cemre olsaydı. İçimde yükselen seslerin arasında suretin düştü ve kalakaldım. Sana hayranlığımın sınırı yok. Ruhum bir kitap gibi senin adınla başlıyor da uzun serenatlarla devam ediyor yoluna. Ne desem bilmiyorum. Kimi zamanlar boşlukta kalıyorum, içim daralıyor. Adınla başlayan umuda sarılıyorum ve kendimi arıyorum. Ne kadardır bilinmez ama insan için ummanın sonu yok. Ummanlar kadar büyük ve sahralar kadar geniş umut hepimizin yolu…

Güz aylarında yapraklar nasıl dökülüyor, sonra yeniden yapraklanıyorsa, baharla yeniden topluyor bedenim tüm gücünü. Hasretin, özlemin, kavganın yönüne doğru dönüyorum yönümü ve kendimden kendime bir yol arıyorum. Oysa sen çok uzaklardasın, ırak diyarlardan bana kalan bir anısın. Baharın adımlarıyla tadını alıyorum beni sardığın günlerin. Ophelia, nasıl açıyorsa çiçekler, öyle açıyorum sana kucağımı ve zihnimi; öylece, öylesine, öylelikle bekliyorum açılacak geçitleri, yıkılacak engelleri bir anda.

Bedenim yoksul, ruhum kayıplarda. Keşke sana olan özlemim dinseydi ama biliyorsun ki uzaklardasın ve benim sana gelişim de mümkün değil. Sanırım bunun acısıyla kendimi bulacağım. Bununla yaşamaya alışacak, yaşamıma yol vereceğim. Sensizlik ölüm gibi bir şey. Zira bütün büyüsünü yitiriyor yaşamak. Tümüyle kopuyor etimden ve kemiğimden. Sıyrılıyor yalanlar ve gerçekler, geriye kalıyor tortusu… Tutunabilmek için ne gerek bu sarp kıyılara? Bilmiyorum, bilemiyorum… Sana doğru meylediyor ama asla ulaşamayacak olmanın hüznüyle yanıp kavruluyorum. Yüreğimi söküyor bu ateş, bedenimi mahvediyor da isminle başlayıp karanlıkla nihayetlenen bir Nihavend oluveriyor kulağımda. Senin şarkın bu, seni haykıran ve seninle çağlayan bir nehir misali.

Belki çıkışı bulur diyorum bazen, belki tutuşan kemiklerimde iliklerime değin süren acıyı paylaşır da unuturum kaybın getirdiği yükü. Oysa bilinmez ki kaybedilene değin yaşamak. Taze kır çiçekleri mezarlarda açar sevgilim ama ben ölümü değil yaşamakları toplamak isterdim avuçlarında. Çaresizliği çare kılmak ve yaşamın kaynağını yeniden bulmak… Irmaklar akardı omuzlarında ve kaynağına değin sürerdi izini. Nitekim seni tanıdığım günden beri bedenimde durur izleri ve sıyrılır aklın hükmü öylece. Suya koşar gibi, sana koşarım çaresizce. Düşerim yollara, düşlere kapılır da düşüncelerin rotasını kaybederim. Ve çaresizlikle senin diyarlarına varmayı umut ederim, şefaatini beklerim…

Ophelia diyor aklım gece gündüz, seninle başlıyor ve seninle nihayete eriyor düşlerim. Cemre düşüyor ufkuma. Yarılıyor gökyüzü ki, tutunabilen ne varsa damla damla eriyor sevda denilen şu biçare dilimde. Sonra suya düşüyor cemre ve toprağa doğru yol alıyor. Oysa bilse toprağa rahmetini veren senin adındır, suya yazılan senin yüzündür ve şeklini alarak gözlerimden sarkıtan halatlarını, kaçırır sonsuza değin gemilerini. Şu limanları şimalden uçuran ve gark ettiren kabuslardan. Gözlerini kapayıp da cenneti ellerimden alma.

Yüreğimde bir sızı var. Bahar geliyor, çiçekler ağır aksak tomurcuklanmaya başlarlar. Yorgun bedenimi çimenlere bırakıp ağaçları dinleyeceğim günler yakın. Keşke sen de burada olsaydın ama biliyorum ki insanı kendisinden başka kimse yalnızlığından alıkoyamaz. Yine de umudum büyük. Yaşamak böyle bir şey ne de olsa ”yarım yamalak bildiğim şeyleri tamamlamak için yürüdüğüm bir yol” Ve benim aklımda göçebe düşüncelerin ortasında yürümeye alışık uçarı bir seyyah var bilirsin. İklimler arasında dolaşan kayıp bir seyyah…

“Ben bir seyyah garip olsam
Giysem karayı karayı
Yitirdim nazlı yarimi
Bulsam arayı arayı
Yitirdim nazlı yarimi
Bulsam arayı arayı”
(Ercişli Emrah )

Emre BOZKUŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir