Zeki Velidi Togan Efsanesi

(Azerbaycan’nın en ünlü yazarlarından ve Azerbaycan’daki Edebiyat Gazetesi’nin Yayın Yönetmeni Azer Turan, Zeki Velidi Togan hakkında önemli bir yazı kaleme aldı. Yazıyı Türkiye Türkçesine Orhan Aras aktardı.)

Prolog:

O, Lenin’le sohbet ettiğinde ona Ulyanovlar sülalesinin Türk-Tatar soylarından olduğunu anlatmıştır.
Stalin’le beraber tavuk kızartması yiyerek Gürcü şarabı içmiştir.
Atatürk’le iyi ilişkisi olsa da 1932 yılında araları açılmıştır.
Sovyetler Birliği’indeki bütün kaynaklarda onu karalamak için “Hitler’in Müslüman Dünyası Müşaviri” ismiyle tanıtılmıştır.
Hindistan’da Nehru, Pakistan’da Başbakan Mirza İskender Ali Türkistan’ı onun eserlerinden okumuşlardır.
1930 yılında Viyana’da meşhur Siegmund Freud’un komşusu olmuştur. Başkurt Milli Hareketinin Lideriliği sırasında Başkurt Milli Ordusunu kurmuştur.
1922 yılında Enver Paşa ile beraber Bolşeviklere karşı savaşmıştır.
Türkistan’da Basmacı Hareketi’nin liderlerinden biri olarak tanınmıştır.
Herat şehrinde Şair Nevai’nin mezarını bulmuştur.
Umumi Türk tarihinin temellerini atmıştır.
Türk destanlarını ilmi şekilde  tasnif eden ilk Türk alimi olmuştur.
İran-Turan savaşlarını ilmi açıdan değerlendirmiştir.
Destanlarda geçen Efrasyab’ın Alper Tunga olduğunu ilmi delillerle ispat etmiştir.
Kaşgarlı’dan bir adım daha ileriye giderek Alper Tunga’nın adeta şeceresini çıkarmıştır.
İlk defa Fars destanları ile Yunan mifolojisini karşılaştırmıştır.
Asurilerin kitabelerini, Çin mexezlerini araştırmıştır.
Halife Muktedir’in Hazar ülkesindeki elçisi İbn Fadlan’ın Türkoloji ilmi için çok büyük önem taşıyan “Seyahetnamesi”nin el yazmasını 1923 yılında Meşhed Kütüphane’sinde tesbit etmiş, 1939 yılında Leipzig’de Almanca yayınlatmıştır.
Kaşgarlı Mahmud’un eserinin tam yayın tarihini tesbit etmiştir.
Şeybani Han’ın şiirlerini, Zamehşeri’ni, Ebu Reyhan Biruni’yi, Raşideddin’i ve diğer türkolojiyi ilgilendiren bütün alimeleri ve onların bütün eserlerini tetkik etmiştir.
Kur’an-ı Kerim’in onuncu yüzyıla ait Türkçe tefsirini meşhur Berthold’dan daha önce incelemiş ve açıklamıştır.
Kutadgu Bilig’in en eski nüshasını ve “Oğuzname”yi bilim alemine sunmuştur.
Bütün büyük Türkçüler gibi o da Emir Timur’u daha çok sevmiş ve onun tarafını tutmuştur.
Onun soyunu aşağılamaya çalışanları ve onun sahte tarih yazdırmakla suçlayan ve “Vezirler efsanesi”nden bahseden Berthold’un ve ondan önce aynı fikirleri ortaya atan İsveç alimi d’Ohsson (Tosunyan) da iddialarını güçlü delillerle çürütmüştür.
En eski kaynakları inceleyerek Timur’un Cengiz Han’nın mensup olduğu Börçegin sülalesinde hanlık yapmayan bir koluna mensup olduğunu yazmakla yetinmemiş, Emir Timur’un nesebinin Cengiz Han’la aynı kökten geldiğini Timur’un mezar taşına kazınmış soyağacı ile tastik ettirmiştir.
Ayrıca Cengiz Han’nın Göktürklere bağlı Şato-Çümük aşiretinden olduğunu yazarak Cengiz’in soyu ile bağlı tartışmalara (Ali Bey Hüseynzade’den sonra) son koymuştur. Osmanlıların kurucusu Kayı Aşireti ile Uzak Doğu’dan kalkarak Batı’ya akan Moğolların savaşçı Kay, yahut Kayı boyu ile akrabalıklarını eldeki delillerle savunmuştur.
Gazneli Mahmud’un babası Sebük Tekin’in Kayılardan Kökem Yabgu’nun kardeşi Serenkin oğlu olduğunu ileri sürmüştür.
İndo-German kavimleri ile etrusk kavmi arasındaki ortak yönlerin destanlarda ve dilde yer aldığını eserlerinde örneklerle göstermiştir.
Turan düşüncesinin genetik tasnifini yapan Ziya Gökalp’ın sosyolojide, Umumi Türk edebiyatının sınırlarını belirleyen Fuat Köprülü’nün filolojide tesbit ettiklerini o tarihçilikte yapmıştır.
Belki o çalışmalarını sosyoloji ve filoloji alanlarında yapılan çalışmalardan biraz daha ileriye götürmüştür.
M.Ö XII-VII. Yüzyıllara uzanan Şu destanlarında adı geçen Çu devletinin Türk kökenli bir devlet olduğu, ayrıca M.Ö VII-III. yüzyıllarda Sakaların, İskitlerin Türk kökenli olmaları, Hazar hanlığının varlığı konularında en inandırıcı makaleleri Z.V.Togan kaleme almıştır.
Zeki Velidi Togan çalışmaları ile Türk tarihçiliğini modernleştirmiştir. Ayrıca onun teşviki ile Türk tarihi maddesine ruh veren Abdulkadir İnan ona Şaman cazibesi ve psikolojisi aşılamıştır.
Bahattin Ögel’in destanlar ve sinoloji kaynaklara dayanarak Türk tarihini Turan fikri çerçevesinde ele alması, İbrahim Kafesoğlu’nun Türk varlığının İslam mahiyetiyle bütünleşmesi, Türk-islam sentezi fikrine kapı açması, Osman Turan’nın Türk cihan hakimiyeti mefkuresi üzerinde yoğunlaşması, Faruk Sümer’in iki bin yıllık Türk varlığı üzerinde çalışması ve “Oğuzlar” kitabını yazması Zeki Velidi Togan mektebinin getirdiği sonuçlardır.
Bütün bunlara bakınca Zeki Velidi Togan’ı Türk tarihçiliğinin zirvesi olarak görmek mümkündür. Eğer böyle olmasaydı 1951 yılında Türk Dışişleri Bakanlığı İstanbul’da geçirilen ve 524 önemli ilim adamının katıldığı 22. Uluslararası Şarkşunaslar Kongresi’ne başkanlığı ona layık görmezdi.

Bir Azerbaycan Türkü olarak sürekli, Togan’nın “Azerbaycan” isimli makalesi ile “Azerbaycan Tarihi Coğrafyası” isimli çalışmalarının bizim âlimler tarafından niye incelenmediğini düşünmüşümdür. Onun “Umumi Türk Tarihine Giriş”, “Tarihte Usul”, “İbn Fadlan Seyahatnamesi”, yine onun tercüme ettiği Fazlullah Raşideddin’nin “Oğuzların ve Türklerin Tarihi” isimli kitapları olmadan gerçek bir Azerbaycan tarihi yazılamayacağını bizim âlimler bilmiyorlar mı? Zeki Velidi Togan’nın İstanbul kütüphanelerinde bulduğu ve Moğolların hâkimiyeti döneminde Azerbaycan Türkçesinde yazılmış 4-5 sayfalık metinden Fuad Köprülü de bahsetmektedir. O kaynağı Köprülü’nün kendisi de okumuştu. Zeki Velidi Togan’nın ölümünden sonra metnin ortaya çıkmaması ve  aradan bu kadar yıl geçmesine rağmen Azerbaycanlı araştırmacıların bu konuda hiç araştırma yapmamaları gerçekten ilginçtir. Onun Türk tarihi ile ilgili araştırmaları, keşifleri Azerbaycan tarihini de kapsamaktadır. Hatta bazen onun eserlerini okuduğumda bizim hakkımızda en derin araştırmalar yapanın Zeki Velidi Togan olduğunu düşünmeden edemiyorum. O sadece Azerbaycan’nın değil Kaşgar’dan Kafkas’a Volga boylarından Kırım’a, Hazar’dan Altaylar’a bütün Türklerin tarihçisi ve ocağının bir ferdidir.

Onun araştırmalarına kadar bizim tarihlerde İbn-i Hişam’ın Kitab-el Tican eserindeki Emevi Halifesi ile Ubeyd b. Sariye’nin arasında geçen konuşma yer almış mıdır? Bence yer almamıştır. Halife’nin “Azerbaycan nedir” sorusuna Ubeyd b. Sariye şöyle cevap verir: “Bu, eskiden Türklere ait bir memleketti.” Zeki Velidi Togan bu aktarmanın ardından şöyle devam eder: “Efsanevi dönemlerde Himyar krallarının Azerbaycan’da ve Musul taraflarında Hazarlar ve Türklerle savaştıkları görülmektedir. Bu rivayetlerde İskender’in ve Himyarilerin Orta Asya’da Türkler, Soğd ve Tibetlilerle olan ilişkilerine ait ayrıntı hep Azerbaycan’da vuku bulmuş hadiseler gibi anlaşılmaktadır.”

18. Yüzyılın ilk yarısında Başkurt Türklerinin bayrakları Göktürklerde olduğu gibi kurt başlı bir bayraktı (O. Ş. Gökyay) Zeki Velidi Togan da bir Başkurt Türküdür. Sasanilerin tabirince, “Kurt ordusunun yaşadığı memlekette” 10 Aralık 1890 tarihinde Ahmedşah’la Ümmülhayat Hanım’ın ocağında dünyaya gözlerini açmıştır. Medresede okumuş, araştırmalara yönelmiş ve mensup olduğu milletin tarihini yazmıştır. Türklerin bütün kollarıyla, vaftiz edilmiş Şaman kökenli Pravoslav, Altaylı Sağay Türkü Katanov’la dostluk yapmıştır. Sadece dostluk etmemiş, Katanov’un meşhur şahsi kütüphanesini Yusuf Akçura vasıtasıyla İstanbul’a göndermiştir. Yine bir kavga edip bir barıştığı Şair Tukay’la, Çolpan’la ruh kardeşi olmuştur. Bolşevizmin Lideri Lenin’e, onun soyunun Türklere dayandığını anlatmıştır:

“Ben Lenin’e, Ulyanov isminde birisinin 19. yüzyıl ortalarında Kazan vilayetinde Rus olmayan kavimlerin ve Çuvaşların etnoğrafyasına ait yayınlanmış bir eserini gösterdim. Bu eserden Ulyanov’un Çavuşça ve Tatarca bildiği anlaşılıyordu. Lenin’e sordum: “Bu yazar Ulyanov sizin akrabanız mı? Yoksa sizin Tatar veya Çuvaş akrabalarınız var mı?” diye sordum. Lenin, kendi soyu ile ilgili hiç araştırma yapmadığı ve kitabın yazarını araştıracağını, çünkü kendi soyundan böyle birinin bu tür bir kitap yazdığını duymadığını söyledi. Çok samimi ve içten geçen sohbetimizde Lenin benim yaptığım çalışmalar hakkında bilgi sahibi oldu.”

Zeki Velidi Togan, Lenin’le buluşmalarından sonra onun samimiyetine inanarak Kominterin 2. Kongresi için “Milliyetçilik ve Sömürgeciliğe Dair” başlıklı 12 maddelik bir makale sunar. Sonra da Başkurtların muhtariyeti için milli ordu kurarak çalışmalara başlar. Stalin’le görüştükten sonra kuvvetlerini Bolşeviklerle birleştirir. Stalin ve Bolşeviklerin onu aldattıklarını anlayınca da Kazaklarla bir federasyon kurmak için çalışmalar yapar. Onlardan yeterli desteği alamaz ve Başkurtistan Komünist Partisi’nin kurulmasına öncülük yapar. 19 Mayıs 1920 tarihinde Başkurtistan Cumhuriyeti Bolşevikler tarafından işgal edilince Bolşeviklere karşı isyan hareketi başlatır. O sırada Enver Paşa Türkistan’dadır. Onunla birlikte çalışmaya koyulur. Ama hâlâ içinde komünistlerle birleşerek Turan Sosyalist Cumhuriyeti kurabileceği ümidi vardır. Bana göre, Sultan Galiyev’le aynı şekilde düşünüyordu. Ama çok geçmeden komünistler, Ahmet Yeseviler, Timur’lar, Nevai’ler, Mahtumkulu’lar yetiştiren bütün Türkistanı ayrı ayrı cumhuriyetlere bölerek parçalarlar.

Kazakistan’dan Kazan’a kadar bütün Türkistan’daki dil çalışmalarının sekteye uğratılması ve planlı bir şekilde lehçeler arasındaki farkların öne çıkarılması, ortak Türk edebi dilinin yozlaştırılması “ortak dil” ve ortak medeniyet bağlarının kırılmasına yol açtı. Zeki Velidi’ye göre de siyasi karmaşa ve manevi buhran önce dilden başlamaktadır.

Zeki Velidi bu konuya “Hatıraları”nda geniş yer ayırmıştır.” Kominterin toplantısında müslüman ülkelerinde çalışacak Türk olmayan komünistlere Türk halkları arasındaki sabit olmayan dilbilgisini değiştirme, lehçeler arasındaki farkları abartma talimatı verilir. Çünkü bu yolla hem müslüman aydınlar arasına nifak sokulacak hem de birlikte olma duygusu yok edilecektir. İlminski’nin Bolşevik mirasçılarının yok etmeye çalıştığı değerleri Zeki Velidi ToganUmumi Türk Tarihi’ne giriş eserinde bir araya getirmeyi başarmıştır.

***

Zeki Velidi Togan asla yorulmayan, usanmayan bir kişiliktir. Bu kadar uzak mesafelere, karışık ortamlara rağmen asla yorulmak nedir bilmemektedir.1920 yılında Bakü’de Doğu Halklarının Kurultayı’ndadır. Enver Paşa ve Çolpan’la yanyanadır. Zaten Kurultay’ın Bakü’de geçirilmesi fikrini ileri süren kişi de Togan’dır:

“1-5 Eylül’de Bakü’de toplanan Doğu Halkları Kongresi… Cemal ve Halil Paşa’ların huzurunda tarafımdan ortaya atılmışsa da bu iş Stalin’in “Milli İşler Komiserlığı ve Müslüman Komünistleri Merkezi tarafından düzenlendi. Kongre’nin başkanlığına da Zinovyev ve Radek getirildiler.”

Bakü’ye ikinci kez gelen Togan, Bakü’de Türk Komünist Partisi Merkezi’nde Mustafa Suphi ile görüşür. O sırada Sovyet gizli polisi tarafından her yerde aranmaktadır. Polis tarafından arandığını bildiği için Kurultay’ın olduğu salona girmez ve olayları perdenin arkasından izler. Başkurtlar tarafından ileri sürülen kararları o hazırlar. Kurultay’dan sonra şunları yazar:

“Beni liman ve istasyonlarda arayan polislere yakalanmamak için Bakü’den Sumgayıt istasyonuna kadar faytonla gittim ve ordan da trenle Petrovski’ye geldim.”

Bolşeviklerin milli siyasetlerinin kuru ve kötü bir oyun olduğunu anlayan Zeki Velidi’ye yakın dostlarından Georgi Petrovksi şöyle demiştir:

Lenin Rusya’nın menfaatlerini Büyük Petro’dan daha geniş bir şekilde savunuyor.”

Zeki Velidi Togan Bolşeviklerin gerçek niyetlerini öğrendikten sonra Buhara’ya gider. Türkistan’nın merkezi konumundaki Buhara’da, Enver Paşa ile birlikte Turan imparatorluğu ideali uğrunda savaşmaya başlar.

Enver Paşa’nın vefatından sonra o, Atatürk’ün isteği ile Türkistan Milli Birliği üzerine çalışmalara başladı. Onun esas arzusu Türkistan Federasyonu kurmaktı. Eylül 1922 yılında daha 31 yaşında olan Togan, Taşkent’te Özbek ve Kazakların kurultayını düzenledi. Orda Türkistan Milli Birliği’nin proğramını ilan etti:

“Türkistan bağmsız olacaktır. Türkistan’nın kaderini Türkistanlılar belirleyecektir. İdare şekli demokratik cumhuriyet olacaktır. Din işlerinde tam bir özgürlük olacaktır. Din ile devlet işleri birbirinden ayrılacaktır.”

Lenin elbette bunları istemiyordu. Onun çabalarıyla Türkistan Milli Birliği parçalandı. Özbekler, Kazaklar, Türkmenler arasına nifak sokuldu.

Artık Türkistan Milli Birliği’nin geleceğinin olmadığını anlayan Zeki Velidi, Abdülkadir İnan’la birlikte önce İran’a, ordan da Afganistan’a geçer. Afganistan’da beş ay kalan Zeki Velidi ardından Türkiye’ye hicret eder.

***

1927 yılından 1932 yılına kadar İstanbul Üniversitesi Umumi Türk tarihi Bölümü Başkanlığı yapan Zeki Velidi Togan, “Kutadgu Bilig’in en eski nüshasını da ilim dünyasına kazandırmıştır. Çok geçmeden “Umumi Türk Tarihine Giriş” kitabını ilim âlemine kazandırır. Deli Dumrul cesaretiyle yazılmış bu eser, bir abide mahiyetindedir. Bilim tarihinde bu tür eserlere çok nadir rastlanır. Bu eser bir bilim adamının yazı masasında veya bir kütüphane salonunda değil hapihsane duvarları arasında, hamam böceklerinin kaynaştığı bir ortamda tashih edilmiştir. Ne yazık ki o dönemin politik zorunluluğu nedeniyle Zeki Velidi Togan hapsedilmiştir. Onunla birlikte Nihal Atsız, Orhan Şaik Gökyay gibi önemli bilim adamları da “Türkçülük-Turancılık” davasında hapse atılmışlardır.

Zeki Velidi Togan hiç bir zaman ırkçı olmamıştır. Bazı iddialara göre Hitler onu müslüman meseleler üzerine danışman olarak atamıştır ama bunun aslı yoktur. Zeki Velidi, Hitler ırkçılığını kesinlikle reddetmiştir:

“Avrupa’daki ırkçılık, İndo-Germanların günümüzdeki hakimiyeti, Duçe ve Hitler’in sistemine baktığımızda bunun Türk milletinin ruhuna uygun gelmediği görülmektedir.”

Yine 1931 yılında yazdığı bir makalede şunları belirtmektedir:

“Bugün medeniyet alanında demokrasi ile komünizm ve faşizm arasında mücadele devam etmektedir. Komünizm tehlikesine karşı demokrasinin zayıflığını bahane ederek ortaya atılan faşizm ideolojisi karanlık ve şüphelidir. Bütün dünyaya yayılmak iddiasında olan faşizm gerektiğinde komünizmle bile ittifak yapabilir. Onlar müthiş bir ihtiras ve şövenist kabalıklar içindedirler. Faşizmde milliyet fikri temel olsa da, onlardaki milliyet uluslararası ve şövenizmden başka birşey değildir.”

Zeki Velidi Togan, Türk tarihinden örnekler vererek, Türk hakanlarının başka halklar arasında arabuluculuk yaparak büyük imparatorluklar kurduklarını ve bunların İndo-German veya İran yada Sami kavimlerinin despotlarıyla bir alakalarının olmadığını yazmıştır. Togan bu görüşleri sadece okuyucu ve öğrencileri için yazmıyordu. Hitler’in ideologlarından birine, Alman Bilimler Akademisi Başkanı’na yazdığı mektupta da aynı meselelere dokunuyordu. Bütün bunlar bilindiği halde ona Hitler’in danışmanı sıfatı iftirası yapılması neyle izah edilebilir?

Zeki Velidi’ye göre, “Türk siyasi birliği Göktürkler ve Çengiz Han döneminde gerçekleşmiştir. Yazık ki Emir Timur bunu gerçekleştiremedi.”

O Türk birliğinin gerekliliğine inanıyor ve bu da açık bir şekilde beyan ediyordu. Daha 1940’lı yıllarda Almanların bölgeye olan arzu ve ihtirasları ortadaydı. Ruslar ise Balkanlar ve Doğu Avrupa’da bir Slav birliği gerçekleştirmek istiyorlardı. İngilizler ön Asya ve Akdeniz’de onlara bağlı bir Arap birliği yaratmak istiyorlardı.

Bütün bu siyasi arzuları ve hareketleri Zeki Velidi gibi büyük bir tarihçi analiz edebilir, bir sonuç çıkarabilirdi. Bunu yapınca da on yıllık bir hapis cezasına çarptırıldı. Gerçi dört yıl sekiz aydan sonra serbest bırakıldı ama ömründen uzun yıllar adeta çalınmıştı. Bu durum o dönem yöneticilerin hayatında bir kara leke olarak kalacaktır. Çünkü, Nihal Atsız’ın da dediği gibi Zeki Velidi Togan ilim âleminde bütün dünyada kabul görmüş, Amerika, Hindistan, İngiltere, Almanya, Pakistan ve Japonya tarafından üniversitelerine davet edilmiş o dönemde tek âlimdi.

 ***

Togan, Viyana Üniversitesi’nde okusa da Berthold ekolünün temsilcisi sayılıyordu. Rusya Türkoloji tarihinin altın sayfaları bazı alimlerin de kabul ettikleri gibi Berthold’dan başlar Minorski ile devam eder ve Togan’la tamamlanırdı.

***

O sadece kaybolmuş el yazmalarını bilim alemine sunmuyordu. Herat’ta yaptığı araştırmada Ali Şir Nevai’nin mezarını da tespit etmişti:

“On beşinci asrın son yarısının kültür hayatının en önde gelenlerinden biri olan ve bu şehrin (Herat- A.T) imarında büyük rol oynamış olan büyük Türk şairi Ali Şir Nevai’nın mezarı bilinmiyordu. Yalnız Ali Şir Nevai kendi eseri olan “Vakfıye” de bugün de yerleri bilinen medrese, cami ve kendi evinin arasındaki mesafelerin ne kadar olduğunu açıkça yazmıştır. Bu bilgilerden yola çıkarak bu binalar arasında yapılan hangi türbede gömüldüğü anlatılmış olduğundan benim tespitim o kadar da zor olmadı. Metre ile ölçümler yaptım ve sonuçta vardığım yerde bir mezar taşı buldum. Ama orada görevli olan şahsın anlattığına göre o mezar taşı sonradan oraya getirilmişti. Burası ise Herat’lılar tarafından “Şahı gariban” mekanı olarak anılıyormuş. Eskiden burda mumlar da yakıyorlarmış. Sonra o taşlar buradan kaybolmuş. Herat’lılar tarafından “Garipler Şahı” olarak bilinen Ali Şir Nevai’nin mezarını böylece tesbit etmiş oldum.”

Zeki Velidi Togan 1923 yılında Ali Şir Nevai’nin mezarını bulduktan sonra “Garipler padişahı”nın mezarını ziyaretgâh haline getirdi. Sadece mezarını bulmakla yetinmedi onun eserleri konusunda da bazı kurallar ortaya koydu ve güzel bir eser kaleme aldı.

***

1923 yılında Türkistan’dan ayrılmak zorunda kalan Zeki Velidi Togan’ın yolları İran, Afganistan, Paris ve Almanya’ya kadar uzandı. 1925 yılında Fuad Köprülü, Yusuf Akçura ve Dr. Rıza Nur’un isteği ile Türkiye’ye geldi. Atatürk ona Türkiye vatandaşlığı verdi ve dostları arasına aldı. 1932 yılında yapılan ilk Türk Tarih Kongresi’nde Atatürk’ün tarih konusundaki bazı fikirlerine karşı çıktı. Türk tarihi dersliği için önerilen “Tarih” kitabı Togan tarafından tenkit edildi. Onun düşünceleri yine Rusya Türklerinden olan Sadri Maksudi Arsal tarafından eleştirildi. Atatürk de, Arsal da, Togan’nın bilimsel delillere dayanmayan hiç bir düşünceyi kabul etmeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Togan bir devrin değil bütün devirlerin ve dünyanın önemli bir tarihçisiydi. Türkiye’de kabul görmeyince 1932 yılında Türkiye’den ayrıldı.

***

Fuad Köprülü’ye göre Zeki Velidi Togan’nın yaptığı araştırmalarla Türk tarih sahasında bilim adamlarımız taklit ve teslimiyetten kurtulmuşlardır:

“Arapların VII. asrın ilk yarısında Batı Asya’daki başarılarının sebebi Doğu İran’daki Türk baskısının gücüdür,” diye yazan Zeki Bey, dünya tarihinin önemli bir noktasına aydınlık getirmiştir.

Zeki Velidi Togan’a göre Panturanizm, Türk, Moğol ve Fin kavimlerinin birliği, Pantürkizm ise Türklerin siyasi birliği olarak anlaşılmalıdır. Macar panturanizmi veya Vamberi’nin ileri sürdüğü Pantürkizm yalnız Ural-Altay kavimlerini kapsayabilirdi.

Zeki Velidi bir tarihçi olarak Turancı ve siyasetçi olarak da Türkçüdür. Anadolu, Kafkas ve Türkistan Türklerinin Macarlarla tanışıp kaynaşmalarının önemini vurgulayan Togan, 20 Aralık 1931 yılında Macaristan’nın “Levente” dergisine yazdığı bir makalede bu konuyla ilgilenen şahısları isimleriyle belirtmiştir. Ona göre 1915-1917 yılları arasında Rusya’da yaşayan Türkler içinde bir komite teşkil eden (Turan heyeti) Azerbaycanlı âlim Ali Bey Hüseynzade’dir. Kont İştvan Tisza, Miklos Sirenere ve diğer ilgililerle fikir alış verişinde bulunulmuştur. Sonra Hüseynzade  “A Külüghadügyü” dergisinde bu konuda bir makale kaleme almıştır.

1970 yılında vefat eden seksen yaşındaki Zeki Velidi Togan’nın yolları büyük alim Ali Bey Hüseynzade ile İstanbul Karacaahmet mezarlığında kesişmiştir. İkisi de birbirinin komşuluğu ile uykuya dalmışlardır.

***

Elbette bilimin gelişimi olayların ve delillerin yeniden değerlendirilmesini talep etmektedir. Ancak Zeki Velidi Togan’nın “Umumi Türk Tarihine Giriş” eseri Türk tarihçiliğinin kutsal kitabı durumundadır. Bu kitap öyle ustaca bir şekilde kaleme alınmıştır ki orada herhangi bir bölümü veya konuyu değiştirmek veya onu yeniden yazmak asla mümkün değildir. O, Türkistan ve Turan  dünyasının tarih sayfalarını ezbere biliyordu. O bölgede yaşayan kabileleri, boyları, nesillerin şecerelerini biliyordu. O sanki Türk tarihinin sırlı kitabını yeniden yazmıştı. Onun eseri üç bin yıllık tarihimize ışık tutuyordu.

Zeki Velidi Togan’nın “Tarihte Usul” eseri sadece tarih yazmayı değil, tarihe nasıl bakmamızı da bize öğretmektedir. Aynı zamanda tarihi konuda Batı ve Doğu bakış açısını da gözlerimizin önüne getirmektedir. Fuad Köprülü’nün diliyle dersem, Türkiye tarihçiliğini yalnızlıktan kurtarmaktadır. “Tarihte Usul” kitabında da yazıldığı gibi, Renan, Draper, Kormer, Doziy ve sonraları Masis, Pol Valeri, Kayserling, Gustave Le Bon, Osvald Şpengler, Arnold Toynbee ve diğer Batı aydınları Batı-Doğu konusu üzerinde yazdıklarında çoğunlukla Hıristiyan öğretilere yer vermişlerdir. Ayrıca Batı, eski Yunandan kaynaklanan ideolojiler ve menfaatler çarpışmasını kendi fikir hayatı için bir kaynak haline getirmiştir:

 “Bir tarafta vahşet içinde yaşama, diğer tarafta dünyadan vazgeçen bir mistisizm, onların yol açtığı vahşi insan ve evliya insan…”

Zeki Velidi Togan düşüncesini tecrübe ile zenginleştirirken manevi ülkülere de yer veriyordu. Avrupa uygarlığının gelişmesinde nasıl Hıristiyanlık düşüncesi temel olarak alınıyorsa, Zeki Velidi Togan da İstanbul’da İslam Araştırmaları Enstitüsü kurarak ona başkanlık yapıyordu.

***

Zeki Velidi Togan’ı araştırmak, “Zeki Velidi Togan Kimdir?” sorusuna cevap vermek ne Rusya ne de Türkiye âlimlerinin görevidir. Ne kadar Petersburg ve İstanbul Üniversistesi’nde onun büstü olsa da onun kendisi ve bütün eserleri bütün Türkoloji ve türkologların vazifesi haline gelmiştir. Çünkü Zeki Velidi Togan dünya çapında bir âlimdir. Berthold’dan sonra tek veya ondan sonra yeni bir Berthold olabilecek tek âlim Zeki Velidi Togan’dır.

Dr. Azer Turan

Not: Dr. Azer Turan 1963 yılında Neftçala’da (Azerbaycan) dünyaya gelmiştir. 1980 yılında Azerbaycan Devlet Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ni bitirmiş ve 2010 yılında “Hüseyin Cavid’in Eserlerinde Edebi ve Felsefi Kaynaklar” tezi ile felsefe doktoru ünvanını almıştır. Azerbaycan ve Türkiye Türkçesinin yanısıra Rusça da eserleri yayınlanan Azer Turan, Azerbaycan’da meşhur şair Hüseyin Cavid hakkında en önemli uzmanlardan biri olarak görülmektedir. Çeşitli ödüllerin sahibi olan Azer Turan, Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin yayın organı olan Edebiyat gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni’dir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir