Tamamlanmamışlık Üzerine

Efendim,

Bu bahis altında “tamamlanma” kavramı etrafında değiniler bulacaksınız.

Hayat Akışı 1

Hani bir işin ilk adımlarını atanlara “Allah tamamına erdirsin” diye hayır duada bulunulur, mesela evladını nişanlayanlara filan. Tamamına “ermek” yahut “erdirilmek” hayırlı bir işe kalkışıldığında, işin bütün safahatının usulet ve suhuletle halledilerek arzulanan neticeye vasıl olunması anlamına geliyor. Bu, daha ziyade prosedürlerin ya da icabatın yerine getirilmesi demek. Öyle ya, her bir adımda, taraf olanların ilk kararlarında sebatı, kem gözlerin uğursuzluğundan masuniyet, fitnecilerin ara karıştırmasından veya muratlarına ermelerinden sıyanet… gibi “sürecin bozulmasına yol açabilecek müdahaleler”in etkisine karşı anlamlı bir hayır dua. Ama “artık büyük ölçüde yitirmiş olduğumuz” hayat duyarlılıkları, sadece hayır duada bulunmaktan ibaret değildi. İnsanlar birbirlerinin halinden tavrından işlerin yolunda gidip gitmediğine dair emareleri sessizce sezer, yükün taşınmaz bir hal aldığını fark ettiklerinde hafifletmek için “yahu komşum (yahut yeğen, zâhit, ahretkarındaşım…) şu işten şöyle bir zuhurât oldu (elimize para geçti), şimdilik bana lazım değil, bu benim sana emanetim olsun; lazım olunca senden isterim” kabilinden “borç, vade, kefil” gibi incitici şeylere dil sürmeden ve sanki muhatabın ihtiyacı için değil de, emanete verilecek bir yüklerini tevdî eder gibi yardım ederler, dostlarının bükük belini doğrulmuş, mütereddid yüzlerini mütebessim, ürkek yürüyüşlerini kararlı görmenin mükafatı ile mesrur ve bundan kendilerine erişecek “ahiret azığı” ile mutmain olurlardı.

Hayat Akışı 2

Hayat, geleneksel akışın dışında seyrediyor artık.

İnsana “gözü gibi bakan” dostları hala var mıdır, bilemiyorum; hatta kiminin “göz bebeği gibi” ihtimam eden dostları bile olabilir. Fekat bu dost bağlar, bizi yanıltmasın; dostluk mazrufu, o dost bağların içinde sarmalandığı “dostluk zarfı olarak hayat”tan mahrum artık.

Günümüzde dostluk bağları, hem “büyük dostluk halesi” olarak geleneksel topluluk tarafından kuşatılıp destekleniyor değil; hem de, belki bu yüzden, insan hayatı ömürlük dostlukların kucağında beşikten mezara taşınmıyor. Lakin, bizi yanıltmaması gereken bir başka nokta da şu: Geleneksel topluluk, sadece dostluk bağları ören bir ipek böceği kozası değildi. İnsanoğlu yitirdiği herşey gibi, geleneksel topluluğu da nostaljik bir “badem gözlü”lükle yâd etme eğiliminde. Geleneksel hayatın asıl karakterize edici vasfı, insanlar arasına yaşa, cinsiyete, soya, dinsel mensubiyete, sosyal zümreye… göre iki farklı bariyer koyuyor olmasıydı: 1. Temas bariyeri ve 2. kalıcı sosyal mesafe bariyeri.

jjjjj

İnsanoğlu yitirdiği herşey gibi, geleneksel topluluğu da nostaljik bir “badem gözlü”lükle yâd etme eğiliminde.

Daha anlaşılır bir dille söylenecek olursa, “asla temas kuramayacağınız insanlar” vardı; bunlarla ortak mekânlarda bulunsanız bile -bırakın, tanışmayı, konuşmayı, alışverişi, yardımlaşmayı…- kimi durumlarda göz göze dahi gelmekten men edilmiş olurdunuz. İnsanlar arasındaki bariyerler, sadece çok kesin tariflere kavuşturulmuş “temas yasakları”ndan ibaret değildi. Temas kurmanız mümkün insanların çoğu ile de -yine çok kesin tarif edilmiş- belirli bir mesafeyi koruyarak “sınırlı münasebetler” içinde olabilirdiniz. Bu açıdan bakıldığında, geleneksel hayat, sizi kendi topluluğunuz içine kapatır, o topluluk içinde de temas kurmaktan kategorik olarak men edildiğiniz başka insanlar bulunur ve nihayet, temas kurabileceğiniz insanlarla da belirli mesafeleri neredeyse asla aşmadan münasebet kurabilirdiniz.

Geriye kalan az sayıdaki insanın neden yakın ve sıcak bağlar kurabildiğini, bu bariyerleri tanıyınca anlamanız daha kolaydır. Bununla birlikte, şunu da anlamalıyız ki, geriye kalan bu insanlarla da, işler her zaman umulduğu gibi yürümezdi. Bugün pek çoğumuz için hiç de mesele edilmeyecek şeyler gibi görünen çok küçük meseleler, o derin dostlukları enfekte etmeye yeterdi. Derin dostluk bağları, sanıldığının aksine böylesine kırılgan ve hassas olduğu için geleneksel toplum, dostlar arasındaki kırılganlıkları onaran bir dizi “özür dileme, bağışlanma talebi, mahviyet, tevazu…” ritüelleri ile “affetme, bağışlama, hoş görme, görmezden gelme…” fedakarlık ve yükümlülükleri tanımlıyor; “dostların arasını bulmak”, “küsleri barıştırmak” konusunda ağır sorumluluk ve ödevler yüklüyordu.

Geldik çok daha önemli bir noktaya. Geleneksel hayat sadece “temas yasakları ve sosyal mesafeler” ile kuşatılmış bir ortamda, sınırlı ama derin dostluklara imkân vermekle kalmaz, aynı zamanda, onarılmaz gizli ya da açık husumetler, eskilerin tabiriyle “nâ-kâbil-i izâle” (giderilmesi imkansız) adavet ve düşmanlıklar barındırırdı. Dostluklar bu nedenle çok daha değerliydi. Temas kuramayacağınız, ancak belirli bir mesafe içinde münasebet kurabileceğiniz, husumetinden ve düşmanlığından dolayı huzursuz, güvensiz ve hatta korku içinde yaşayacağınız öteki insanların orta yerinde, dostlarınız çok büyük önem kazanırdı.

Dostlukların derinliği kadar kırılganlığı da dikkate alındığında, geleneksel toplum, kişileri “bireysel seçim ve gayret”le dostluk kurmağa zorladığı kadar, insanlar arasında “bireysel seçim ve gayret” gerektirmeyen ve asla içinden sıyrılamayacakları bağlarla örerdi.

Akrabalık bağları böyleydi mesela; ama bunun sadece kan akrabalığı (sıhr, neseb) ile sınırlı olmadığını, evlilikler yoluyla (sebeben) veya tasavvurî (ya da şibih) akrabalık bağlarını da kapsadığını unutmamak gerekir. Buna bir de sırdaşlık ilişkileri ve sır gruplarını ilave etmek lazım.

Geleneksel toplumda hayat, gayet kalın duvarlarla çevrili bir labirent içinde akar, insan hayatı, bu temas ve mesafe yasakları, husumet ve düşmanlık tehditleri, akrabalık ve sırdaşlık bağları ile kuşatılır ve dostluklarla tamamlanmış olurdu. Bir akrabayı, hısımı, süt anneyi veya süt babayı, ahret kardeşi, musahibi, ustasını, komşusunu, dostunu kaybetmek ne büyük bir eksilmedir, onu da siz düşünün.

ROMANTİK

… (tamamlanacak)…

SOSYAL

… (tamamlanacak)…

TARİHSEL

… (tamamlanacak)…

ONTİK

… (tamamlanacak)…

ne çoktur ödevlerimiz.

Fare geçemediği delikten kuyruğuna kabak bağlarmış 

ggggggg

Vehbi BAŞER

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir