2025 yılı edebi anlamda sizin için nasıl geçti?
2025 benim için edebiyatla mesafemin farklı bir boyuta ulaştığı yıl oldu. Okuduğum ve yazdığım metinler nicel olarak daha önceki yıllara göre biraz azaldı. Ancak, daha seçici olmaya gayret ettim ve ihtiyacım olana yöneldim.
Bu sene bir roman taslağıyla uğraştım. Yılın büyük kısmını o metin üzerine çalışarak geçirdiğimi söyleyebilirim. Arada öykü yazmaya da devam ettim.
2025 kendi açımdan çok verimli bir yıl olmadı. Farklı deneyimler yaşadığım ve bilinç dışımda neler olduğu konusunda farkındalık geliştirdiğim bir sene oldu. Belki de bu içsel deneyim 2026 yılında edebiyata akacak, kim bilir. Sonuç itibariyle edebiyatın kendisi bir arayışın, kavrayışın, yaşayışın dışa vurumu değil mi?
Bu yıl okuduğunuz ve sizde iz bırakan üç kitap adı söyler misiniz?
Ali Ayçil’in Karşı Roman’ını çok sevdim. Özellikle çizdiği minör karakterle bir yakınlık duydum. Öteki olanı, bir olaydan bağımsız, hâl ile süreç ile anlattığı halde dili öylesine ustalıkla kullanmış ki okurken büyük keyif aldım.
Yücel Balku’nun Sükut Ayyuka Çıkar, Goncanın Üçüncü Günü ve Yalnız İğdenin Kokusu kitaplarını okudum. Üçünü de çok sevdim. Masalsı, sezgisel anlatımı çok hoşuma gitti.
Bir de bu sene yeni çıkanlardan Şeyma Samur’un Açık Deniz isimli öykü kitabını çok beğendim. Öykülerindeki ritim ezgiseldi, müzik dinler gibi okudum. Metinleriyle aramda bir ünsiyet oluştu. Kendi kalemime benzettim, aynı damardan akan iki ayrı nehir gibi.
Türk edebiyatında bugün karşılaştığımız en büyük sorun yazmak mı, yayımlanmak mı, okunmak mı?
Okunmak ya da genel olarak okumak. Artık herkes yazıyor, her yer yayımlıyor. Yer bulamayan parasını ödeyip kitabını çıkarıyor. Kirli bir ortam bence. Açıkçası hiç bu işlere girmeyip saf bir okur olarak kalsaydım bu kadar edebi kirliliğe şahit olunca muhtemelen okumaktan ben de vazgeçerdim. Bu sözlerim size kibirli bir yorum gibi gelebilir ancak şunu belirteyim, şayet benim yazdıklarım da niteliksiz ise insanlar beni de okumasın. Zira vakit her şeyden kıymetlidir. Ben okurun bu geri çekilişini çok iyi anlıyor hatta destekliyorum. Bu aslında belki farkındalıksız fakat sessiz bir tepkidir.
Yazan ve yayımlayan herkesin başını ellerinin arasına alıp düşünmesi gerekiyor. Buna çoğu zaman biz, yani yazan kesim de neden oluyoruz. Arkadaş tayfası yazarları bilinçsiz bir holiganlıkla destekleyen davranışlarımız var. Bu avam vicdandan kurtulmadıkça yani işi ve aşkı birbirinden ayırmadıkça okur niteliksiz eserlere daha çok maruz kalacak. Bu söylediklerim aynı zamanda bir öz eleştiri niteliğindedir.
Günümüzde bir metnin yayınevince kabul edilmesi daha çok edebi değerle mi, yoksa piyasa sezgisiyle mi belirleniyor?
Kesinlikle piyasa sezgisi olduğunu düşünüyorum. Küçüğünden büyüğüne bütün yayınevlerinin ilk motivasyonu ticari düşüncelerle ilgilidir bence. Ekonomik anlamda getirisi olmayan bir işi sadece sanat için yapan bir yayınevi var mıdır emin değilim. Yadırgamıyorum da. Satılma ihtimali düşük bir metin çok iyi de olsa değerlendirilmesi biraz zor oluyor. Zaten bu yüzden yazar tabiri caizse ortalık olmuş durumda. Daha çok takipçi daha çok tanınırlık endişesiyle cebelleşen yazar artık yaptığı işin niteliğini de düşünemez oldu. Her metin için geçerli değil bu tabii, çok nitelikli eserler de çıkıyor. Sonuç itibariyle edebiyat tarihi, iyiyi ve kötüyü birbirinden ayıracaktır muhakkak.
Güncel anlamda okuruyla yazar arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz?
Okur ve yazar edebiyat sanatının iki ayrı ucundadır. Biri üretir diğeri tüketir. Birbirine muhtaçtır ikisi de. Bu yüzden okur ve yazar arasındaki ilişkinin birbirlerini besler nitelikte olmasından yanayım. Bu anlamda çağın getirileri, bu iki ucu birbirine ilikleyebildi. Eskiden yazar denince aklımıza ulaşılmaz, karizmatik insanlar gelirdi. Oysa yazar da okur gibi edebiyatı seven herhangi bir insandır. Aslolan metnin kendisidir. Güncel anlamda yazar ve okurun ilişkisinin kolaylaşmasından hoşnut olduğumu söyleyebilirim.
Bugün bir yazarın görünür olabilmesi için iyi yazması mı, doğru çevrede olması mı daha önemli?
Doğru çevrede bulunabilmek iyi yazmaktan geçiyor. Fakat görünür olmak için bazen ikisi de yetmiyor, bu ayrı bir sorun, çetrefilli, bilemiyorum.
Okunma, anlaşılma ya da takdir edilme ihtiyacı yazma motivasyonunuzun neresinde duruyor? Ve sizin için yazmak bir özgürlük müdür, yoksa bir bağımlılık mı?
Yazmak eylem olarak kişiyi özgürleştiren bir hâldir bence, aksine yazın dünyasında var olabilmek ise bağımlılık. Derdin kimseye ulaşmadan yazı yazmaksa özgürsün lâkin işin içine okunma, anlaşılma, takdir görme arzusu girince esaretin başlıyor. Bu paradoks insan olma hâlinin sürekliliği gibi. Dolayısıyla dediğiniz her şey yazma motivasyonumda sürekli yer değiştiren ama yerinden edemediğim şeyler.
2026’ya girerken edebiyattan beklentiniz nedir?
Benim ve herkesin beklentisinden bağımsız olsun. Edebiyat olsun… Teşekkür ederim.
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Hicret BİRİK
- 1978 Van doğumlu.
- Müzik öğretmeni.
- 2024’de Metinlerarasi Yayıncılık Yedi Yılanlı Kavuk adlı öykü kitabını yayımladı.

Son Yorumlar