Bir Kahraman (قهرمان), Asghar Farhadi‘nin yazıp yönettiği; Amir Jadidi, Mohsen Tanabandeh ve Alireza Jahandideh‘in oynadığı 2021 yapımı bir İran filmidir. Bir Kahraman’da, Farhadi kendi sinematografisinde yeni bir yaklaşımı deniyor ve adından da uzunca bir süre söz ettirecek gibi görünüyor. Film Haziran 2021’de, Altın Palmiye için yarışmak üzere seçildi ve Cannes Film Festivali’nde de Grand Prix kazandı. Ayrıca 94. Akademi Ödülleri’nde En İyi Uluslararası Uzun Metraj Film için İran’ın girişi olarak seçilmeyi başarmıştır.
Rahim Sultani, tefeciden aldığı parayla girdiği işi yürütemeyip batınca borcunu ödeyemediğinden kendisine kefil olan ve borcu üstlenmek zorunda kalan Bahram, kendisinden şikayetçi olur ve bu nedenle hapse girer. Eşinden, şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmış olan Rahim’in konuşma bozukluğu yaşayan oğlu Siyavuş’a da ablası bakmaktadır. Dağılmış bir ailenin çocuğu olan Siyavuş, ailenin ilgisizliğine karşı kendisini dijital oyunlarla oyalamakta ve herhangi bir iletişim çabası içerisine girmemektedir. Annesinin ikinci bir evlilik kararı almasından dolayı da tüm ilgi ve alakasını babasına yöneltmiştir.
Hapishaneden aldığı iki günlük izin ile dışarı çıkan Rahim, evlenmeye karar verdiği Farhonde ile buluşur ve Farhonde’nin bir hafta önce bulduğu altınları bozdurmak için kuyumcunun yolunu tutarlar ancak bulunan altınların ederi hem borcu kapatmamakta hem de bir hafta öncekinden daha az etmektedir. Bunun üzerine altını bozdurmaktan vazgeçerek kuyumcudan ayrılırlar. Rahim, eniştesiyle birlikte alacaklısı olan Bahram’ın yanına giderek kendisini ne kadar ikna etmeye çalışsa da başarılı olamaz. Sonunda eline geçen altınları bozdurmanın da bir fayda sağlamayacağına karar verir. Altınların sahibini bulup altınları teslim etme çabasına girer. Bu vazgeçişin sebepleri film boyunca derinleştirilecektir. İzleyici başlangıçta bunu basit bir hesaplama hatası olarak görse de işin aslı daha karmaşık ve daha muğlaktır.
Altınların sahibini aramak için ilanlar hazırlayan Rahim, ilanlara iki gün sonra döneceği hapishanenin numarasını yazar. Birkaç gün sonra da beklediği telefon gelir ve telefondaki kadın kendisinin altınların sahibi olduğuna Rahim’i ikna eder. Bu konuşmayı duyan hapishane yetkilileri işkenceler dolayısıyla adı kötüye çıkan hapishanenin bu kötü şöhretini ortadan kaldırmak için Rahim’in durumunu fırsata dönüştürmek isterler. Böylece İran medyasında kısa sürede Rahim bir “kahraman”a dönüşür. O, artık halkın gözünde, elindeki altınları kendi borcunu ödemek için kullanmayı tercih etmeyerek sahibini arayan dürüst bir insandır. Bir imaj yaratılır Rahim üzerinden, namuslu, kader mahkumu, onurlu bir adam… Ajitasyona hayli alışık olan İran halkı buradaki dramı da kısa sürede benimser ve Rahim’e sevgi ve saygı gösterilerinde bulunmaya başlar. Yaratılan bu kimlik Rahim’in de hoşuna gider. Artık o kaybeden bir adam değildir, Bahram’ın aşağılamalarından, ailesinin kendisine olan güvensiz tavırlarından kurtulduğunu zannederek başı dik bir şekilde yürümeye başlar. Oğlu ile de ilişkisini düzeltmeye, ona ilgi göstermeye çalışırken, yaşadığı bu onuru onunla paylaşmaktan geri durmaz. Lakin bu şöhreti peş peşe ortaya çıkan haberlerle zedelenmeye başlar ve o vakitten sonra kendinize şunu sormaya başlarsınız; sıradan bir vatandaşın ahlaki normlara uygun davranmış olması onu gerçekten kahraman yapar mı? İyilik midir bu gerçekten yoksa zaten kendisine ait olmayan bir şeyi sahibine vermesi bir vatandaşlık görevi midir? Bu soruları elbette biraz da ortaya çıkan bu kahraman imajından ve kendisine yükletilen “kötü adam” imajından rahatsız olan Bahram sordurtmaktadır.
Rahim’in bir hat sanatçısı ve afiş ustası olan kefili, teknolojiye yenilip iflas edince Rahim’in borcunu, karısının altınlarını, kızının çeyizlerini satarak öder. Kefilin, Rahim’den tek isteği hayatını darmadağın eden borcu ödemesidir. Ancak, kimse Rahim’e güvenip bir daha kefil olmak istemez, onun adına çek kesip borcu kapatmaya yeltenmez; kendi ailesi bile. “Kendi ailesinin dahi güvenmediği bu adama ben kefil oldum” der Bahram, haklıdır da. “Bu yüzden mi kötüyüm” der.

Hayırseverlerin, borcunu ödemesi için düzenlediği hayır gecesinde kekeme olan oğlu Siyavuş’a mikrofon tutup konuşturması ise filmin tartışılan diğer konusudur. Oğlunu işin içine dahil etmesi ahlaki midir, normal mi karşılanmalıdır yoksa oğlunun zor durumundan yararlanmak mı istemiştir? Burada da seyirci kendi değer süzgecinden geçirerek bir cevap bulur kendine. Farhadi bu filmde bize hayatın siyah ve beyaz olan taraflarını griye boyayarak sunmaktadır. İyi, ne iyidir artık ne de tam kötüdür. Bakış açısının önemi vurgulanır diğer taraftan da. Farhadi, bu filminde meseleye nereden baktığınız önem arz eder, tavrınızı belirler demek istemektedir.
Farhonde’nin, üst üste hatalar yaparak halkın gözündeki imajı yerle yeksan eden Rahim’in onurunu kurtarma çabası ve âşık olduğu adama olan inancını yitirmeyişi filmin net olan tek rengidir. Bu aşk uğruna yalanlar söyler, oyunlar oynar ancak kendi hesabına hiçbir beklentisi olmadan. Son hamlesiyle de Rahim’in korumaya çalıştığı onurunu bir nebze de olsa kurtarır.
Toplumun gözünde yaratılan imajın, yaratılması süreci mi daha çetrefillidir yoksa onu koruma süreci mi? Bu soruyu da hem hapishane yetkililerinin olaya dahil oluşları ve tavırları üzerinden hem de Rahim tarafından aldatıldıklarını fark eden ve topladıkları bağış paralarını Rahim’e vermek istemeyen hayır kurumunun kendi masumiyetlerini anlatma çabası üzerinden soruyor yönetmen bizlere.
Asgar Farhadi, kendisinden önceki kuşağın etkisiyle zincirlerini kıran İran Sinemasına, bireyi merkeze oturttuğu ve bireyin iç dünyasının çıkmazlarına yoğunlaştığı, demagojiden uzak anlatı tarzıyla yepyeni bir soluk getirdi. Onun sinemasında karakterler kişiliğin derinliklerinde bekleyen örtülü gerçeklerle tetikleyici bir olay sayesinde yüzleşir; olayların gelişimi ve tematik örgüsü ise adeta senfonik bir keşmekeşe dönüşür. Kahramanlar bu keşmekeşin içerisinde ahlak ve vicdan ekseninde sürüklenirken, izleyici de tüm bu kargaşa ve sır perdesinin bir parçasıdır. Merak duygusu son ana kadar canlı kalır. Perdede ya da ekranda “son” yazısı belirdiğinde ise; senaryo boyunca kahramanların yaşadığı ikilem, soru ve sırların cevabı, akış boyunca bütün bu keşmekeşin bir parçası olan izleyicinin kendisine bırakılır.
İranlı yönetmen, sinemasında dar bir kozmos yaratır, oradan evrensele uzanmaya çalışır ve insan olmaya dair geçerli sorular sorar. Görüntünün gücünün ön planda olduğu bir anlatıdan, diyaloğun daha belirleyici olduğu, karakter üzerinde katmanlı bir yapının kurulduğu, görsel değil metinsel dilin tercih edildiği, didaktik olmayan bir yapı söz konusudur Farhadi sinemasında. Sinematografi genelde bir ya da iki sınırlı alana sıkışmıştır ancak hareketli kamera kullanımı senaryoyla sade bir uyum halindedir ve bu durum gerçeklik duygusunu geliştirip hikâyeyi izleyicinin gözünde daha anlaşılır kılar.

Emel AKBAŞ

Son Yorumlar