Abdulkadir Neredesin?

İstanbul’dayım. Koca şehirde müthiş bir tedirginlik var. Deprem çok uzakta ama bütün kederi ve acısı buradaki insanların yüreklerine çökmüş. Şoförler arabalarını bile eskiden olduğu gibi delice kullanmıyorlar. Okullar, devlet daireleri harıl harıl yardım için organize olmuş. Alışveriş merkezlerinde insanlar pirinç, bulgur, makarna, mercimek, çikolata alıyor, paketliyor en yakın yardım merkezine taşıyorlar. Tatil edilmiş okullarda çocukların gelen yardımlar için hevesle çalışmaları gözlerimi yaşartıyor. Bu insanların yürekleri uzaktaki kardeşleri için atıyor. Karşı dairede oturan komşumuz feryat figan… Eşi evde yok, yalnız. Hanım hemen onun yanına gidiyor. Ailesinin olduğu bütün köy yıkılmış. “Evde yalnız nefes alamıyorum,” deyip eşime sarılıyor.

Hangi feryada, hangi sese, hangi hıçkırığa kulak vereyim bilmiyorum. İnsan böyle durumlarda daha da nahif oluyor. Her ses yüreğimi yerinden oynatıyor. Sürekli telefonuma bakıyorum. Bir yerlerden beni arayacaklar, yardıma çağıracaklar diye tetikte bekliyorum. Enkaz altında kalan binlerce insan içerisinde tanıdığım birkaç insana ulaşmak için telefonumdan başka başvuracağım bir güç yok.

Tanıdıklarım… Iğdırlı Mehmet’in kuzeni üç çocuğuyla birlikte enkaz altında…Hataylı Dr. Y. Emek’in ailesinin yarısı, yine aynı şehirden olan arkadaşım Fikret’in eniştesi, ablası, ablasının çocukları… Bir de bir yazar… Gencecik, neşeli, Azerbaycan sevdalısı… Abdülkadir Özkan! Daha ilk gün “Abdulkadir Neredesin, seni merak ediyoruz!” diye mesaj yazdım. Ne yazık ki dört gündür mesajım okunmamış… Azerbaycan’dan Eyvaz Zeynelov, Aslan Quliyev ve diğer yazar arkadaşlar hep Abdulkadir’i soruyorlar. Onunla birlikteyken çekilmiş fotoğrafları yayınlıyorlar. Uzakta olsa da onunla zaman zaman mesajlaşıyorduk. Kahramanmaraş’ta doğup büyümesine rağmen Azerbaycan’a olan sevgisi ve ilgisi beni şaşırtıyordu. Yayınladığı “Günümüzde Azerbaycan Öyküsü” kitabını bana göndermişti. Türkiye Türkçesine aktardığı hikâyeler tadından hiçbir şey kaybetmemişti. Kitabın içinde 30 tane hikâye vardı ve bu hikâyeler Azerbaycan edebiyatının en önemli yazarlılarının hikâyelerinden seçilmişti.

Bu çalışkan yazar bana göre daha çocuk yaşındaydı. 32 yaş nedir ki? 1990’da dünyaya gelmiş ve 22 yaşında “Ayıkhane” isimli bir dergi çıkarmış. Uluslararası ilişkiler okumasına rağmen kendisini edebiyata adamış. Hatta masallar derlemiş ve “Elbistan Masalları” adıyla yayınlamış. Kitaplarından “Enro ve Ötesi” Doğu geleneğindeki hoş anlatımıyla herkesi kendisine çeken bir eser. Çehov ve Maupassant tarzı ilginç öyküler yazan Abdulkadir, “Mecik Böcek”in fantastik dünyasını anlatan öykülerle de realist, romantik, spritüalist ve epik yaklaşımlarla kalem oynatmış.

Azerbaycan edebiyatından Türkiye Türkçesine aktardığı kitaplar ise kendi eserlerinden daha fazlaydı. Azerbaycan’dan gelen yazarları sadece kitap fuarlarında görmez, onları evine de götürürdü. Kimlerin kitaplarını yayınlamamış ki… Eyvaz Zeynalov, Aslan Guliyev, Zahit Halil, Galip Şefahat, Terane Musayeva, Arif Erşad, Firuz Mustafa, Efgan Askerov ve niceleri… Cengiz Abdullayev’den Esad Cahangir’a kadar onlarca Azerbaycanlı yazarın yazılarını, hikâyelerini dergilerde yayınlamış. Bu çalışkan ve yüreği sevgi dolu insandan kaç gündür haber alamıyoruz. Eşinin, küçücük yavrusunun birdenbire yok olmaları sadece beni değil, uzakta onu tanıyanları da kedere gark etmiş. Sosyal medyada sürekli Abdulkadir’e seslenen ondan bir haber almaya çalışan insanların mesajlarını okuyorum:

Eyvaz Zeynalov: “Ah, Abdülkadir sana ne diyeyim! Çok üzüldük İki gündür Aslan, Elabbas,Şeref Bey, Zahid Halil, Firuz Bey, Galip, İnkilap, Ömer, Abdurrahman bey, İstanbul’dan Maraşa’a koşan kardeşin Akif bəy… Telefonlaşıyor senden bir haber duymak istiyoruz. Olmadı, ölüm sana hiç yakışmadı, hiç “.

 Murad Muradov: “Yazık oldu sana kardeşim!”.

Terana Musayeva: “Ben ona Azerbaycan sevdalısı derdim hep”.

Sevinç Efgan: “Hisslerimi ifade etmək üçün söz bulamıyorum”.

Amin Namazlı: “Çok yazık güzel insan”.

Sevetlana Turan: “Kaç gündür yüreğim sızlıyor”.

Ulviyye Heydarova: “Azerbaycan sevdalısı, ruhun şad olsun!”.

Sevinç Nurugızı: “Boynumda hakkın kaldı.”

Oktay Hacımusalı: “Azerbaycan’ın dostu… Azerbaycan edebiyatının vefalı yoldaşı.”

Günay Eminli: “Seni hec vaxt unutmayacam. Dostluğunu, hassaslığını, şakacılığını”.

Firuz Mustafa: “Azerbaycan edebiyatının yorulmaz tanıtıcısı…”

Anar Memmed : “Teessüf  ve ancak teessüf!”

Terane Vahid: “Min təəsüflər olsun ki, gənc yazıçı, tərcüməçi, şair, Azərbaycan ədəbiyyatının yaxın dostu”.

Alig Memmedov: “Büyük edebiyat fedaisi Abdulkadir Özkan! Kalbimizdesin!”.

Galip Şefahat: “Hayallere dönen günler. “

Şair Yahya Kemal’ın dediği gibi, “Demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan!”

Hepimiz bir gün o sessiz gemide yelken açacağız ve bir daha geri dönmeyeceğiz. Abdulkadir’den kalan sadece eserleri ve güzel hatırları oldu. Ve naif yürekten dökülen şiirleri…

“Ellerin bir pamuk tarlası
Ellerinden kalkar turnalar
Güne gün gibi doğar ellerin”

Huzur içinde uyu kardeşim!

Orhan ARAS

One Comment

  1. Muzo Reply

    Allah depremde yitirdigimiz tum vatandaslarimiza rahmet eylesin.Enkazda bekleyenler de bir an once salimen kurtarilsin insallah.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir