Azerbaycan’ın İstiklal Şairi Ahmed Cevad

Eskiden Türkiye’de Azerbaycan deyince, Ankara’da yıllardan beri faaliyet gösteren ve “Azerbaycan” isimli bir dergi çıkaran “Azerbaycan Kültür Derneği” akla gelirdi. Öğrencilik yıllarımızda, sanıyorum üç ayda bir yayınlanan Azerbaycan dergisi çıkar çıkmaz alır, baştan sona dikkatle okurduk. Öğrenci harçlığından biriktirebildiğimiz paralarla o derginin çıkardığı önemli kitaplardan da siparişler verirdik. Kitapların çoğu Mehmet Emin Resulzade, Mirza Bala gibi Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucuları tarafından yazılmış kitaplardı. İlk bilgilerimiz, ilk heyecanlarımız, Azerbaycan’a yönelik ilk romantik sevgimiz o kitaplarla başlamıştı.

O dönemlerde elime “Azerbaycan İstiklal Mücadelesi Tarihi” isimli bir kitap geçmişti. Kitap 1975 yılında İstanbul’da basılmıştı. Kitabın yazarı Hüseyin Baykara’ydı. Yalnız kitapta yazar hakkında hemen hemen hiç bir bilgi yoktu.

Kitabı okudukça yazarın da halkı uğrunda hapislere giren, çile çeken biri olduğunu öğrenmiş oldum. Zaten kitabın konusu sadece tarihi kapsamıyordu. O tarihin içinde onların kanlarının, emeklerinin, duygularının, vatanseverliklerinin de izleri vardı. Bu yiğit insanlar sadece sözleriyle, kalemleriyle değil fiili olarak da emperyalistlere karşı mücadele etmiş, dövüşmüş, Çeka hapisanelerinde işkence görmüşlerdi. Kimi sonraları o hapishanelerde kurşuna dizilmiş, kimi ise Sibirya buzullarında yitip gitmişlerdi. İmkân bulup da başka ülkelere kaçanlarsa büyük zorluklar içerisinde hayatlarını sürdürmeye çalışırken de boş durmamış, Azerbaycan için korkmadan, yorulmadan mücadele etmişlerdi.

Hüseyin Baykara’nın yıllar önce okuduğum kitabı da böyle bir mücadelenin tarihi idi ve âdeta kanla, gözyaşlarıyla yazılmıştı.

Ben o kitapta Azerbaycan Milli Marşı’nın ve unutulmaz “Çırpınırdın Karadeniz” türküsünün şairi Ahmed Cevat hakkında yazılmış sözleri de büyük bir dikkatle okumuştum. Bu bilgileri ben ilk okuduğumda çok duygulanmıştım.

Hüseyin Baykara kitapta yazdığına göre, Türkiye’ye göç etmeden önce Bakü’de tutuklanmış ve bir süre Ahmed Cevat’la birlikte bir kaç ay hapis yatmış. Baykara o hapis hayatını kitabında şöyle anlatmıştır:

“Ben şiirlerini okuduğum ve sevdiğim bu şairi “Çeka” tarafından tutuklandığım 1923 yılının sonunda Bakü’nün Staro-Politseyski caddesindeki hapisanesinde tanıdım. Kendisiyle bir bir kaç ay hücre arkadaşlığı yaptım. Orada bize, kitap, defter, kalem vermiyorlardı. Her nasılsa benim elime üç santim büyüklüğünde bir kurşun kalem artığı geçmişti. Bu kalemle Ahmed Cevad’ın “Çeka” şiirlerini duvara yazıyor ve ezberliyordum. Bir gün gardiyan Nikolay, beni pencerenin deliğinden izlemiş ve duvara yazdıklarımı görmüştü. Aniden kapıyı açtı ve duvara yazılan yazıları bir tahta parçasıyla sildi. Ahmet Cevad’ın dört-beş şiiri böylelikle unutuldu, gitti. Bu olaydan sonra yazdığı iki şiirini ezberledim ve kaderin cilvesi ve sevkiyle buraya kadar getirdim. Bu şiirler, “Ay Eller” ve “Neylim” başlıklı şiirler idi.”

“Hani yaz mevsimi gülüm çiçeğim?
Tez düştü yurduma hazan ay eller!
Men yazabilmedim ellerim bağlı,
Yok mu bir derdimi yazan ay eller?”

“Neylim” şiiri gardiyan Nikolay’ın duvara yazılan şiirleri sildikten sonra yazılmıştır. Bu şiirin bir bendinde bu olayı kasdederek şöyle diyor:

“Bari sen gel dedim dinleyip biraz
Ey vefalı kalem derdimi gel yaz
Geldi bir çirkin el söyledi olmaz
Dinleyenler meni geç duyar, neylim.”

Bu tutukluluk pek uzun sürmedi. Bakü’de Ahmed Cevad’ı seven komünist arkadaşları da vardı. Onların yardımıyla  A.Cevat hapisten çıktı. Ben de bir süre sonra bir tesadüf eseri olarak serbest bırakıldım.

O tutukluluktan sonra bazen Ahmet Cevad’ı evinde ziyaret ederdim. Bir gün tesadüf olarak A. Cevat, yeraltı Milli İstiklal Komitesi Başkanı Dr. Dadaş Hasanzade ve liderlerden Rahim Bey Vekilli ile buluştuk. Uzun konuşmadan sonra ben sözü yeraltı komitesinin önemli üyelerinden bir kısmının Azerbaycan dışına çıkmalarını teklif ettim. Azerbaycan İstiklal mücadelesinin her üç lideri de benim bu tekifime karşı çıktılar ve dediler ki;

“Ben dış ülkelere gideyim, sen git, ötekisi gitsin, peki ama bu bedbaht ve talihsiz günleri milletle kim paylaşsın? Çok iyi hatırlıyorum, Ahmed Cevad ve Rahim Bey Vekilli bana çok kızdılar ve bir daha bu meseleyi arkadaşlar arasında konuşmamamı sıkı sıkıya tenbih ettiler.

Bu konuşmanın üzerinden bugün tam yarım asır geçmiştir. Her üç rahmetli ve kıymetli istiklalci yiğitler sözlerine sadık kalmış ve Azerbaycan halkının bedbaht günlerini o halkla paylaşmışlardır. Dr. Dadaş Hasanzade kurşuna dizilmiş, Rahim Bey Vekilli intihar etmiş, Ahmet Cevad ise Sibirya’ya sürülmüş ve kendisinden bir daha haber alınamamıştır.“

5 Mayıs 1882 yılında Azerbaycan’nın en güzel bölgelerinden biri olan Şemkir’de dünyaya gelen İstiklal Şairi Ahmed Cevad, 13 Ekim 1937 yılında Bolşevikler tarafından tutuklanmış ve kurşuna dizilmiştir. Sadece o mu? Karısı Kazakistan’a sürgün edilmiş, çocukları yetimhaneye verilmiştir.

Bugün, Ahmed Cevad’ın o gür ve temiz sesi her gün Azerbaycan’nın dört bir köşesinde “İstiklal Marşı” olarak gökyüzüne yükselmektedir.

Orhan ARAS

Ek: Bu büyük şairin eşi Şükriye hanımla ilgili Azerbaycan’ın genç yazarlarından Cavid Zeynallı’nın Kulis.az sitesine yazdığı yazıya da burada yer vermek isterim.

Ahmed Cevad’ın eşi Şükriye Cevad

Esarette Bir Türk Kadını: Şükriye Cevad

-Azerbaycan Milli Şairi Ahmet Cevad’ın Eşi-

”Ben, asla hiç kimseye ve hiçbir zaman Cevad’ın namusuna dokundurtmam! ”

*** “Can yiyesine” bir parça kara çörek ***

1937 yılı sonunda bir tren Kazakistan çöllerine doğru yol almaktaydı…

Vagonda 47 kişi vardı, üç gündür aç susuz yol gidiyorlardı, üstelik ayakta.

Aynı vagonda 47 kadın, Kazakistan çöllerine, bir bilinmezliğe götürülen 47 Türk kadını…

İçlerinde birisi hepsinden farklıydı, hepsinden daha dik ve mağrur, Azerbaycan Milli Şairi, büyük Türkçü Ahmed Cevad’ın eşi Şükriye Hanım.

Bakü’deki günlerinden tanıdığı Ceyran Bayramova da aynı trende Şükriye Hanım’a eşlik etmekteydi.

O Ceyran ki, Bakü’de Şükriyye hanımı görmeye gözü yoktu, tastamam başka dünyaların adamıydılar. Biri bolşevik, öbür bey kızı birbirini bir türlü sindirim edemiyorlardı.

Ceyran Bayramova, Rus askerlerinin Şükriye Hanım’a hiç yaklaşmadığına hatta ona tiksinerek baktıklarına şahit olmuştu ve sebebini öğrenmek istiyordu.

Şükriye Cevad

Daha da önemlisi 6 gündür hiçbir şey yememiş olan Şükriye’nin açlığa nasıl dayandığını merak ediyordu.

Birgün dayanamadı ve Şükriye Hanım’a sordu:

– Kendini Rus askerlerinin o uğursuz odasından nasıl koruyorsun, neden sana dokunmuyorlar? Senden cüzzamlıymışsın gibi kaçıyorlar. Nasıl yaptığını bana da söyle.

Şükriye Hanım başı ile tuvaleti işaret eder.

– Gece tuvalette kapıyı arkadan bağlayıp elbiselerimi çıkarıyorum. Tuvaletin yerini elbiselerimle silip tekrar giyiniyorum.

Herkes benden iğreniyor.

Yanıma kimse yaklaşmıyor.

Ceyran Bayramova bu cevap karşısında adeta donmuştu, yutkundu, heykel gibi kalmıştı.

Ama merak ettiği bir konu daha vardı Şükriye Hanım günlerdir yemeden içmeden nasıl dayanıyordu?

Şükriye Hanım sert bir şekilde cevap verdi:

– Ben, asla hiç kimseye ve hiçbir zaman Cevad’ın namusuna dokundurtmam!

Şükriye yolculuğun birinci gününü, iki kilometre yürüyerek geldikleri o yolu, o günün akşamı giysileriyle tuvaletin tabanını sildiğini, saçını, yüzünü, gözünü ve o dayanılmaz kokuyu hatırladı ve hıçkıra hıçkıra konuştu …

Sonra yakasında sakladığı küçük sancağı çıkardı:

– Ben günde bir kez bu sancakla parmağımı delip, herkes yattıktan sonra parmağımdan çıkan kanı emiyorum.

Ceyran parmaklarını birleştirip paslı sancakla deldi ve elini ağzına götürüp bebeğin annesini emdiği gibi parmaklarındaki kanı emmeye başladı.

Günlerdir aç olan kadın yetim çocuklar gibi parmaklarını sora sora uyuyordu.

Kazakistan’ın korkunç kampında ömrünün sekiz yılını harcadı Şükriye Hanım.

Odun doğradı, yük taşıdı, terzilik yaptı. Ta ki 1955 yılının 30 Temmuzu’na, beraat gününe kadar …

Vatana döndükten sonra yavrularını başına topladı, Şemkir’in Seyfəllisində, Ahmed Cevad’ın ata yurdunda yaşadı ve dünyaya burada vedâ etti.

Cavid Zeynallı http://news.lent.az/kulis/news/5414

One Comment

  1. Lutfiyye Asgerzade Reply

    “Mən hər ildə bir mayısa
    Lap çox ümidlər bağlaram.
    Hər gələcək mayıs üçün
    Nisan ağlar, mən ağlaram”…. ruhu şad olsun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir