Bir Adım Öne Çıkmak: Şahsiyetli Olmak…

“Bir toplumu oluşturan bireyler hep aynı seviyede olsa, belki her biri ahlâkî bir fert olabilir; fakat o toplum ahlâkî bir toplum olamaz. Bir toplumun ahlâkî olması, gelişmeyle mümkündür. Gelişme ise ancak bir adım öne çıkan bireylerin varlığıyla ortaya çıkar.”

H. Spencer

 

İnsan hayatı, sadece içinde bulunulan ana sığdırılabilecek dar bir tecrübe değildir. Gerçek anlamda yaşamak, bugünün sınırlarını aşarak yarına uzanabilmeyi gerektirir. Bu yöneliş ise alışılmış kalıpların dışına çıkmayı, güvenli görünen fakat fark ettirmeden insanı yerinde tutan alışkanlıkları sorgulamayı zorunlu kılar. Zira çoğu zaman insanı geride tutan zincirler demirden değil, düşüncedendir.

Bireyin bu içsel yolculuğu, kaçınılmaz olarak toplumla kurduğu ilişkiye de yansır. Toplum, bireye kimlik kazandıran bir yapı olduğu kadar, onu sıradanlaştırma eğilimi de taşır. Benzer düşünmek, benzer yaşamak ve benzer tepkiler vermek güvenli bir alan oluşturur. Fakat bu güvenli alan aynı zamanda görünmez bir sınırdır. Bu sınırı aşmaya çalışanlar çoğu zaman yadırganır, eleştirilir, hatta engellenmek istenir. Çünkü farklılık, yerleşik düzen için bir tehdit gibi algılanır. Oysa ki ilerleme, tam da bu rahatsız edici farklılıkların içinden doğar.

Nitekim Herbert Spencer’ın “sosyal organizma” anlayışı da bu durumu açıklar. Spencer’a göre toplum, biyolojik bir organizma gibi farklılaşarak gelişir. Organizmayı oluşturan tüm parçaların aynı işlevi üstlenmesi nasıl bir durgunluk yaratırsa, toplumda da tüm bireylerin aynı düzeyde kalması durağanlığa yol açar. Bu nedenle ilerlemenin kaynağı, bazı bireylerin işlev, yetenek ve bilinç bakımından öne çıkabilmesidir. Bu öne çıkış, bütünden kopuş değil; aksine bütünün gelişimine katkı sunan bir ayrışmadır.

Toplumsal ilerlemenin bu yapısı, bireyin hayat karşısındaki tutumunu da belirler. Geleceğe yönelen insan, geçmişin yükünü inkâr etmez; fakat onun esiri de olmaz. Gelenekleri tanır ama onları sorgulamadan kabul etmez. Alışkanlıkların konforuna sığınmak yerine, ideallerin zorlu yolunu seçer. Böyle bir insan için hayat, sürekli bir yükselme çabasıdır. Son bir durak yoktur; asıl değer, yolculuğun kendisindedir. Her adım, insanı biraz daha olgunlaştırır, biraz daha bilinçlendirir.

Nitekim toplumsal gelişme de bireysel cesaretle başlar. Herkesin aynı seviyede kaldığı bir yerde sükûnet olabilir ama fakat gerçek anlamda ilerleme mümkün değildir. Öne çıkan, risk alan, farklı düşünen insanlar; başkaları için yeni ufuklar açar. Onların varlığı, çevrelerindeki insanların da potansiyellerini fark etmelerine vesile olur. Yükseğe çıkan biri, yalnız kendini değil, bakışları da yukarı çevirir.

Bu yüzden asıl mesele, sürü içinde kaybolmamak; şahsiyet sahibi olabilmektir. Şahsiyet, körü körüne karşı çıkmak değil; bilinçli tercihler yapabilmektir. İnsanı yönlendiren görünmez etkileri fark etmek, onları değerlendirmek ve gerekirse aşabilmektir. Şahsiyetli kişilik, özellikle zor anlarda verdiği kararlarda ortaya çıkar. Menfaatin, korkunun ve baskının karşısında eğilmeyen bir duruş, gerçek şahsiyetin en açık göstergesidir. Ancak bu duruş sayesinde insan, edilgen bir varlık olmaktan çıkar, yön veren bir özne hâline gelir.

Sonuç olarak insanın önünde iki yol vardır: Ya alışılmışın rahatlığında eriyip gidecek ya da zor olanı seçip kendi yüksekliğini inşa edecektir. İlk yol güvenlidir ve rahatlık vaat eder; ancak yerinde saymaya mahkûmdur. İkinci yol ise zahmetlidir; insanı hem kendisine hem de insanlığa karşı sorumlu kılar ve ilerlemenin somut bir göstergesidir. Gerçek anlamda şahsiyetli yaşamak da bu sorumluluğu bilinçle omuzlamayı gerektirir.

Metin KAZAN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir