Çocukluğumun Iradosu

“Alo Alo Muhterem Samiin!!!”

Bu anonsa yetişememiş kuşaklardan olsak da, bir radyoya bir Koç verildiği günleri gördük. Asker arkadaşlığından daha unutulmaz, daha kadim bir minnet vasıtasıydı  hediye edilmiş radyo.

Abdede’min (Abdi Ede) radyosunun düğmesini kıvrattığımda birçok anlamsız hışırtının arasında tüm dünyayı geziyor hissi ne güzeldi.

Arap radyolarından gelen acılı ve keskin namelerin ne dediği değil, ne çaldığı dağlardı yüreğimizi. Belki El Hamra’da kahve içen bir dilber de bizimle birlikte hüzünleniyordu aynı namelere. Bağdat çarşılarında baharat tarttıran Beyrutlu delikanlının da bu şarkıdan bir kelime saplanıyordu yüreğine bizimle aynı anda belki de.

“Ya Habibi” sözünün bir sevgiliye yalvarış nidası olduğunu iyi bilirdik.

Radyo kanallarından ne verilirse onu dinlerdik. İsmail amcanın taş plağı gibi istediğimiz zaman istediğimiz türküyü çalmasa da radyolar, arzuyla beklerdik “arkası yarın”ları…

Ama ne dinlerdik, ne dinlerdik…

Can kulağı ile kulağın canını çıkarırdık.

“Ben de çıktım bir geyiğin avına
Geyik çekti beni kendi dağına”

Yurttan Sesler haykırırdı.

Yayladaki radyolardan birisi aşağı halakada diğeri yukarı halakada idi.

Topal Osman’ın radyosu hep hükumetten bahseder, devlet ricalinin isimlerini çivi gibi çakardı hafızalarımıza. Reha Muhtar Atina’dan bildirirdi sürekli. Atina Adana’dan da  uzak bir yerdi belli. Sürekli haberleri dinleyen bir bilen adamdı Osman emmi. Öte Yüz’den daha uzakları bilirdi. Angara’da senatör dostları dahi vardı. Guzanlı asker arkadaşının gönderdiği Bitlis tütünü, Tapan Bıçağı ve radyo pillerini gösterirken yine bitip tükenmeyen askerlik anılarına girecek diye korkar, araya laf katarak radyodaki konuya çekerdik onu. Altıgen Şapkasının içine koyduğu terlemiş gazete parçalarında, radyo haberlerine benzer sararmış haberler yazardı.

Erol Evgin’in pamuk şarkılarını hiç çalmadı onun radyosu. O yüzden soğuktu ve ormancının Jipi kadar gölgesi ağırdı.

‘Evlerin ışıkları bir bir yanarken.’

‘Ben imkansız aşlar için yaratılmıştım.’

Radyo tiyatrolarındaki kızlara bile âşıktık. Onlar bize hiç âşık olmadılar.

“Arkası Yarın”

Tunuk Ali’nin radyosu daha bir cazipti. Bayrak radyosunda çalan türküleri bir dinlemeye ezberler bir birimize türküler armağan ederdik.

Bir sonraki türkü sana, ondan sonraki de ona gelsindi.

Ark altından tarla bağışlıyorduk.

Bedia Akartürk’ün Bayrak radyosunda çalan LaDiyez ‘den, üst perdeli uzun havalarına, bostanlık çitlerine sinmiş, ığırcık karanlığında evlere sızmak üzere konuşlanmış tilkiler dahi kulak kabartırdı.

“Gayrı dayanamam ben bu hasrete
Ya beni de götür ya sen de gitme”

Ebeme göre her şeyi Irado bilirdi. Tüm dünya bu kutunun içindeydi. Hatta bu insanlar ne yer ne içerdi, nerde yatarlardı?

“Maden dağı dumandır” diye çığırırken İzzet Altınmeşe,

“Evlerinin önü kahve dibeği“ diyordu Belkıs Akkale.

Kulağı ile oynuyordum radyonun, acılı arap şarkıcıların yine Habibiye yakaran çığlıklarından anlıyordum aşklarının derinliğini. Ve o kadar uzaktan ve uzaydan sesler karışıyordu ki şarkılarımıza; “dalgalar karıştı gene” diyordu Abdedem.

Lili Marlen türküsü çalan Zağrep radyosuna bile giriyordu dalgalarımız.

Berçenekli Mahzuni bağlamanın bam teline vururken mızrabını, tam da bizi çalıyordu.

“Dumanlı dumanlı oy bizim eller.”

“İkimiz bir fidanın güller açan dalıydık” Gülşen Karaböcek’le .

Yıldıray Çınar’ın sesiyle;

‘Karşı köyden davul sesi geliyor
Vallah baba Zeynep Gelin oluyor’du.

Bu yoncayı kim biçecekti Celal oğlan olmayınca. Evlerinin önü diz boyu yoncaydı.

Daha bir sürü evlerinin önü vardı ve evlerinin önünde her şey vardı yarin.

‘Evlerinin önü kaya 
Kayadan bakarlar aya’

‘Evlerinin önü incir ağacı’

‘Evlerinin önü yoldur yolaktır’

Evlerinin arkası yoktu, arkasında bir şey yoktu evlerinin.

Orhan Gencebay; ‘Batsın bu dünya ‘diyemese de o yıllarda

Sesi tatlı olan biri sürekli söylüyordu soyadı gibi. Gerçek soyadının Tatlıses olmadığını yıllar sonra öğrenecektik.

‘Ayağında kundura’ derken İbrahim Tatlıses, bütün ayaklarımızda kara lastik vardı.

Astarsız AR lastiklerinde terleyen ayaklarımız, astarlı ERMENEK’le huzura erecekti. Biz radyolarda huzura erecektik.

Cilalı Kundura Devrine çok vardı.

Bizim buralarda hiç olmayan isimler radyolarda vardı. Asörtik şarkılar söylüyorlardı.

Ajda Pekkan’dan dinlediniz.

“Kimler geldi kimler geçti“ Ajda Pekkan’ın hayatından

Hiçbirisi de sonuncusu kadar sevilmemişti.

‘Gurbetten gelmişim yorgunum hancı
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş‘ derken Tanju Okan,

‘Ekmeğin az, tuzun tadı yok’

diye ekledi  Suavi…

‘Gel tezkere gel tezkere bitsin bu gurbet ‘ diyen Esmeray’ı sevdi ‘Asker yolu bekleyen/Günü güne ekleyen Anadolu kadını.

Türkülerden sonra bir de Barış abiyi sevdi; “Sarı çizmeli Mehmet Ağa“

“Beyaz Atlısı şimdi geçti buradan.” Cem Karaca’nın

Ve pilleri bitti bütün radyoların. İspariş verdiler çerçi bakkala.

Bakgör Bakkaliyesi Bayram Bayık.

Gel Çarşamba getirecek pilleri.

Kaldığı yerden değil, olduğu yerden çalacaktı radyolar.

Taş plaklarsa kaldığı yerden çaldı hep.

“Ela gözlerini sevdiğim dilber
Göster cemalini görmeye geldim.
Sözlerin  derdime derman dediler
Doğru mu sevdiğim sormaya geldim …” 

Remzi ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir