Dede Korkut’un İstanbul Seyahati

Alman edebiyatında Goethe’den sonra en önemli şairlerden sayılan Eduart Mörike “Altın Kasım” adlı Kasım ayı için yazdığı şiirde yaprakları sımsıcak akan sıvı altına benzetir:

“Apaçık mavi gökyüzü,
Bastırılmış dünyada dolu bir sonbahar
Sıcak altın renginde akıyor.”

Tabii ki sonbahar denince bizim şair Baki’nin “Hazan Gazeli” insan gönlüne ayrı bir tat, ayrı bir hüzün vermektedir:

“Her yandan ayağına altun akup gelür.”

İstanbul’un tanımadığım ağaçlı yollarına girdiğimde ve ayaklarım kızıl yaprakların içinde kaybolduğunda hep bu dizeleri hatırladım. Baki’nin deyimiyle bahardan “nam-ı nişane” kalmaması zamanın hızı, yaşamın geçiciliği hakkında da ister istemez bize mesajlar taşımaktadır. Dede Korkut’umuz da öyle demiyor mu?

“Gelimli gidimli dünya
Son ucu ölümlü dünya!”

İnsanoğlu günlük keşmekeşin ve modern dünyanın gittikçe çeliğe döndürdüğü mekanlarda artık ne Köroğlu’nu ne de Dede Korkut’u hatırlıyor. Bunu birkaç gün önce Marmara Üniversitesi’nde tekrar gözlemledim. Üniversite’nin Göztepe Kampüsü’nde gencecik öğrenciler, tecrübeli hocalar Dede Korkut’un hikâyelerini Azerbaycan’dan gelmiş bir hocanın dilinden dinledikçe belki de bildikleri bilgileri yeniden hatırlıyor ve meraklı gözlerle adeta Dede Korkut kılığına bürünmüş hocanın sözlerine daha dikkat kesiliyorlardı:

“Beyrek yıllar sonra Deli Ozan olarak obasına geldiğinde nişanlısı Banuçiçek’e bir sır söylemiş, o sır nedir?

“Ok atıp güreş tutmadık mı?

Altın yüzüğümü parmağına takmadın mı?”

Marmara Üniversitesi’nin öğrencileri ellerinde vazgeçilmez cep telefonlarıyla sanki mitolojik dünyaya yeniden dönüyorlar ve yüzlerce yıl öncesinden Oğuz tayfasından kopuzuyla kopup gelmiş Dede Korkut’la yeniden tanışıyorlar:

“Uruz, babası Kazan’a sordu: “Şu gelenler kim ola?”

“Kim olacak, yağıdır!”

“Yağı kimdir?”

“Yağı malında, canında, namusunda gözü olandır, bizi her gördüğünde öldüren, bizim her gördüğümüzde öldürdüğümüzdür.”

Öğrenciler gülümsüyorlar. Yağının kim olduğunu öğrendiklerinden değil, şiirsel bir dille aktarılan sözün gücünü gördükleri için seviniyorlar.

Bir saat kadar süren tarih ötesi yolculuk bittiğinde bu kez sorular başlıyor. Daha fazla Dede Korkut, daha fazla zihinsel yolculuk…

Salona, salondaki öğrencilere, hocalara bakıyor ve sorulan soruların içinde kaybolup gidiyorum. Bizim yıllardır hayal ettiğimiz ortak dil, ortak edebiyat, ortak tarih bilinci işte böyle gerçekleşmeliydi. Yüz yüze, aynı sözlerden zevk alarak, aynı tarihsel yolculuğa çıkarak ve aynı edebiyat üslubunun içinde yeni yollar arayarak. Kamal Abdulla Hoca tecrübesi, bilge tavırları, neleri konuşacağını bilen aydın bir insan olarak çok kısa zamanda öğrencilerin dikkatlerini üzerinde toplamayı sağlıyor. Ayrıca konuşmasında seçtiği kelimeler tam arzu ettiğimiz ortak Türkçe kelimelerden oluşuyor ve ağzından çıkan her sözcük genç dimağlara güçlü bir şekilde tesir ediyor.

O gün Marmara Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi salonunda Kamal Abdulla, Dede Korkut’u yeniden İstanbul’da hatırlatırken aslında Azerbaycan’la Türkiye’nin kültürel kodlarını da yeniden gözlerimizin önüne getirmişti. Bu önemli gün için Milli Savunma Bakan Yardımcısı ve kökü Gence’den olan Şuay Alpay Bey de kalkmış Ankara’dan gelmişti. Sunumdan sonra onun heyecanla konuşması bizimle aynı duyguları paylaştığını gösteriyordu.

İkinci kez gördüğüm Burak Eke’nin hem iyi bir hukukçu hem de çok iyi bir organizatör olduğunu gözlemliyorum. Azerbaycan’dan gelen saygın bir bilim adamının mega bir şehrin labirentlerinde kaybolmasına izin vermiyor, onu kültürel duyarlılığın yüksek olduğu merkezlerde değerlendirerek ortak kültürümüzün yeniden alevlenmesinde rol oynuyor. Ne yazık ki bu tür insanlarımız o kadar az ki…

Üniversite’deki akademisyenler de bizim heyecanımızı paylaşarak yanımızdan ayrılmıyorlar. Odasında bizi ağırlayan ve Kamal Abdulla’nın konferansını sunan Prof. Sebahat Deniz Hanım, Prof. Harun Duman samimiyetleri ve duyarlılıklarıyla rahat etmemiz için ellerinden gelen çabayı esirgemiyorlar. Üniversite’de konuk öğretim görevlisi olan Prof. Mesut Efendiyev ile Doç. Mehdi Genceli ise kırk yıllık dostlar gibi her dakika yanımızda ve sohbetlere Azerbaycan’ın rengini kokusunu, esprisini katıyorlar.

Her konferanstan sonra çabucak ayrılmalar, yarım kalmış sohbetler yerine bu kez adeta bir ruh ve bilim tazeleme yaşanıyor. Bir saat sonra güzel bir mekânda tekrar buluşuluyor. Bu buluşmada Erkan Mumcu, Erhan Afyoncu, Fethi Gedikli, Yasemin Bayer, Coşkun Çokyiğit gibi bazılarını şahsen tanıdığımız bazılarını da yazılarından ve konferanslarından tanıdığımız insanlar katılıyor. Fethi Gedikli de hukukçu olmasına rağmen abisi Yusuf Gedikli ile birlikte ömrünün çoğunu Azerbaycan kültürüne adamış bir insan. Azerbaycan’dan biri geldiğinde gözlerinin içi gülüyor. Yasemin Bayer, eşi, oğlu ile birlikte bir süre yaşadığı Azerbaycan’ın etkisini anlata anlata bitiremiyor. Yaptığı tercümelerle Azerbaycan kültürüne önemli katkılarda bulunmuş. Coşkun Çokyiğit ise bana hem yakın hem uzak biri. Orada gazeteciliğinden söz edince bir an kafamda anılar canlanıyor. Lise yıllarındaki okumalar, Ahmet Kabaklı gibi hocalarla tanışma heyecanları ve okuduğumuz dergiler, gazeteler geliyor aklıma. Coşkun bey o safhalarından hemen hemen hepsinden hem yazar olarak hem de bir film senarist, yapımcı olarak yer almış.

Kamal Abdulla bir Dede Korkut gibi baş köşede oturmuş ve gözlerini kısarak etrafına bakıyor. Dede Korkut’un ruhunu, nefesini, sesini İstanbul’a getirmekten memnun ve gururlu olduğu her halinden belli. Mehdi Genceli tatlı diliyle Türkiye’ye ilk gelişinde nasıl kartonlar dolusu bardak getirdiğini anlatıyor. Sohbet koyulaşıyor.

Burada kopuz yok ama kervanın yola çıktığı haberi inceden inceye duyuluyor. Bir ara yan taraftan yabancı kahkahalar yükselince Coşkun Çokyiğit, “Gelin biz de Çırpınırdın Karadeniz”  türküsünü söyleyelim,” diyor.  Türkü söylemiyoruz ama Dede Korkut’u dinliyoruz:

“Güvendiğim dağlar yıkılmıştı,
Geri yükseldi.
Akıntılı sularım çekilmişti,
Yeniden çağladı.
Koca ağacımın dalı budağı kurumuştu,
Filizlenip yeşerdi şimdi.
Durma oğul, durma!
Herkesten ileri var.”

Orhan Aras

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir