Ebulfez Elçibey…

”Meni sevenlere hoşbehtlig arzulayıram…  Sevmeyenler de milletimizin övladı olduğu üçün onlara da
hoşbehtlik arzulayıram. Milletimin övlatlarına balalarım kimi bahıram. Bu istek menim içimden gelen istekdir.
His edirem ki, insanların hamısını sevmek menim milli borcumdur. Türk dünyasını, Türk milletini daha çok istediyime göre
belke de hamını sevdiyime göre güc tapıram. Bir ifade var, bezen soruşurlar; seven hoşbehtdir yohsa sevilen?
Mence seven hoşbehtdir. Sevilenin de hoşbehtlig de payı var. Bu, sufi mefkuresinde bele izah olunur.
Tanrı mı hoşbehtdir, yohsa tanrını seven insan mı?
Seven insan. Tanrı da bundan hoşlanır.”

 

Ebulfez Aliyev… Bağımsız Azerbaycan’ın ikinci Cumhurbaşkanı. Gerçi biz Onu Ebulfez Elçibey olarak tanıdık. Ebulfez Aliyev ama şu an yönetimdeki Aliyevlerle hiçbir bağı ve yakınlığı yok. Hatta seçimle geldiği Cumhurbaşkanlığından darbeyle uzaklaştırılmasında Haydar Aliyev’in rolü büyük.

Babası Güney (İran) Azerbaycan’dan Kadirgulu Bey, annesi Anadolu’da doğup Keleki’ye göçmüş Mehrinisa Hanım. Elçibey Nahçıvan sınırları içinde yer alan Keleki köyünde 24 Haziran 1938’de doğmuş. Zor ve çetin şartlarla örülmüş bir hayat hikâyesi var Elçibey’in. Omuzlarında ağır sorumlulukların yükü… Doğumundan beş yıl sonra babası II. Dünya Savaşı’na katılmış ve bir daha haber alınamamış kendisinden. İlköğretim ve liseyi türlü zorluklarla Nahçıvan’da, üniversite eğitimini ise Azerbaycan Üniversitesi Doğu Dilleri Enstitüsü Arapça bölümünde tamamlar. Lise yıllarından itibaren Azerbaycan tarihini araştıran, tanıtan, öğreten dernekler kurup, buralarda milli ve bağımsız bir Azerbaycan için emek harcar, ter döker. 1963-1964 yılları arasında Mısır’da tercüman olarak çalışır.  Bu resmi görevinin dışında Azerbaycan’ın bağımsızlığı ve Rusya’nın sömürgesi olmaktan kurtarılması en birinci ideali olur. Bu ideal uğrunda sürekli bir gayretin içindedir. Sovyet Rusya o dönemlerde bütün dünyaya şirin gözüküp reformlar peşinde koşarken Türklere karşı demir bir yumruk gibidir. Sonu gelmez bir asimilasyon, sürgün, yasaklama, yok sayma… Elçibey, 1975 yılında milliyetçilik suçundan hapse atılır ve 1,5 yıl hapse mahkûm edilir.

Ebulfez Elçibey, mahkûmiyetinin bitmesinden sonra bağımsız Azerbaycan için mücadeleye devam eder. O’nun önündeki en büyük rehber Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurucusu Mehmet Emin Resulzade’dir. Güney ve Kuzey Azerbaycan olarak ayrılan toprakların yeniden birleştirilmesi ve Gürcistan’a, Ermenistan’a, Dağıstan’a verilen yerlerin yeniden Azerbaycan’a katılması gerektiğini savunur. Elçibey, 1989 yılında Azerbaycan Halk Cephesi’ni kurar ve başkanı seçilir. Bu dönemlerde Azerbaycan’ın bağımsızlığı ve özellikle Dağlık Karabağ bölgesindeki Ermeni ayrılıkçılığıyla ilgili sorunlarla uğraşır. En büyük ideallerinden biri olan Türkiye ve Azerbaycan’ın birleşmesi ve arkasından bütün Türk dünyasının tek çatı altında toplanması için de mücadele eder. 1991’de Sovyetlerin dağılmasıyla bağımsızlığına kavuşan Azerbaycan’ın Mehmet Emin Resulzade’den sonra ikinci seçilmiş cumhurbaşkanı olur. Tarih 7 Haziran 1992’dir.

Çok küçük yaşlardan itibaren siyasetin ve Azerbaycan bağımsızlık mücadelesinin içinde yer alan Elçibey, ne yazık ki siyasetin düzenden, ayak oyunlarından, tiksindirici bir hırstan mütevellit yönünü görememiş. Hep ideallerin izinde yürüdüğünden reel politikte dönen dolaplardan, döndürülen hilelerden haberdar olamamış. Belki de hissetmiş ama bir şeyler yapamamış.

Elçibey’in siyasi, politik görüşlerine katılanlar ve katılmayanlar Onun dünya malına, zenginliğe, ikbale, makama mevkie sırt çevirmesi noktasında aynı fikirdedirler. Siyasetin çok yüzlü dünyasında, kişisel menfaatlerin çarpıştığı kurtlar sofrasında hayatının hiçbir döneminde yer almamış. Adeta siyaset alanında bir derviş gibi… Zaten Onun resimlerine baktığınızda yüzünde mütevazılık, acılardan örülmüş bir kaderin yansıması görülür. Alnı idealin çizgileriyle bezenmiş…

Elçibey, cumhurbaşkanlığı döneminde Karabağ ve çeşitli cephelerde başarısızlıkları sebebiyle savunma bakanı Seyid Hüseyinov’u görevden alır. Büyük ihtimalle Hüseyinov Ruslarla anlaşmıştı. Çünkü Ruslar Azerbaycan’dan çekilirken Ruslar silahlarını Hüseyinov’a bırakmışlardı. Görevden alınan Hüseyinov, 1993’de Gence’de ayaklanır. Elçibey, kendisine destek olması için Haydar Aliyev’i Bakü’ye çağırır. Aliyev, Bakü’ye geldikten sonra Hüseyinov’la birlikte hareket eder. Haydar Aliyev bu arada KGB ile de sıkı fıkıdır. Hüseyinov, Aliyev ve KGB yönlendirmesi ile isyancılar Bakü’ye yürür. Hem kendine suikast yapılacağı haberini alan hem de kardeşkanı dökülmesin diyen Elçibey Keleki köyüne gider. Evet, kardeş kanı akmasın diye geri çekilmeyi de bilir. Koltuk için diretmez… Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra Bakü’ye dönmek ister ama bütün yollar kapatılmıştır. Dört yılı geçkin bir süre Keleki’de kaldıktan sonra Bakü’ye gelir. Bu süre zarfında bütün yetkileri Haydar Aliyev’e devredilmiştir. 1993 sonbaharında yapılan seçimlerde Haydar Aliyev cumhurbaşkanı seçilir. Zaten bu süreden sonra Azerbaycan Cumhuriyeti, Haydar Aliyev ve çocuklarının özel mülkü haline getirilir. Bütün enerji kaynakları ailenin bireyleri arasında paylaştırılır. Azerbaycan demokrasi söyleminin altında tam bir diktatörlüğe dönüştürülür.

En büyük ideali Kuzey ve Güney Azerbaycan’ı ve bütün Türk devletlerini birleştirmek, aradaki sınırları ortadan kaldırmak olan Elçibey zor günlerde Türkiye’den destek istemesine rağmen o zamanlar yönetimde olan Demirel’den herhangi bir destek görmez. Zamanında Ruslar Azerbaycan’ı yerle bir ederken yardım isteyen Azerbaycanlılara Özal “Azerbaycan’la aramızda çok kısa bir sınır var. O da Nahcivan’la. Ermenistan’la sınırımız daha uzun. Azerbaycanlılar, İran Azerilerine bizden daha yakınlar. Hem mezheplerimiz farklı. Biz Sünni’yiz onlar Şii… Sovyetler Birliği’ndeki Türkçe konuşan ya da Müslüman gruplara karışmak istemeyiz. Lehçelerimiz de farklıdır aslında…” demişti. Aynı şekilde Demirel’de yardım çağrılarına sessiz kaldı. Bırakın destek olmayı Haydar Aliyev’in yanında yer aldılar. Elçibey’in en büyük hatalarından bir de belki o zamanın Türkiye hükûmetine güvenmekti. Oysa Elçibey Azerbaycan petrol kaynaklarını Türkiye ile paylaşma düşüncesindeydi.

Aliyev gibi siyaset simsarlarının, KGB’nin ve işbirlikçilerin marifetiyle seçimle geldiği cumhurbaşkanlığından aşağılık bir darbeyle uzaklaştırılan Elçibey, her şeye rağmen temiz ve birleşmiş bir Azerbaycan için çalışmalarını sürdürür. 22 Ağustos 2000’de Ankara’da tedavi gördüğü hastanede hayata veda eder.

O’ndan geriye kalan, hatırlanan mütevazı, keder çizgileriyle dolu bir ömür… Saflık derecesinde bir samimiyet ve mertlik. Siyaset simsarlarının çok köşeli, çok uçlu ilişki biçimlerine karşı idealin düz yolunda ilerleyiş. Yüzünde çile… Elçibey, bölgedeki hiçbir siyasi ve jeopolitik gücü arkasına almadan yalnızca halkının desteğiyle iktidara gelen biriydi. Bu yüzden hem Rusya, hem İran, hem de diğer güçler için tehlikeliydi. Devasa enerji kaynaklarına sahip, jeopolitik önemi haiz Azerbaycan bir idealiste, bir özgürlük savaşçısına bırakılmamalıydı. Nitekim bırakılmadı da.

 

Her zamanki gibi inancın, idealin, adaletin kavgası türlü desise ve ayak oyunlarıyla tüccarların siyaseti karşısında yenilmekten kurtulamadı. Elçibey, kan dökülmesin, kimse zarar görmesin diye birlikte çalışmak için yanına çağırdığı hemşehrisi Haydar Aliyev’den en büyük darbeyi yedi. Aynı zamanda madalya taktığı Suret Hüseyinov’dan da…

Biz genel olarak tarihi mağluplar üzerinden okuma eğilimindeyiz. Azerbaycan’da da Elçibey’in şahsında mağlup olan idealizm, insanlık ve insanlığın saflığıydı. Kazananlar siyaset simsarları, kafalarında yüzlerce tilkinin dolaştığı açıkgöz, menfaatperestlerdi. Tarih uzun bir yürüyüştür. Tarihin yolunu açanlar hep mağluplardır. Gerçi her şeyini kazanmaya ayarlayan, gözlerini skor tabelasından ayırmayan, mağlubiyeti yaşamının yakınına bile uğratmayan günümüz insanı bu diyalektiği anlamak istemez. Oysa biz hep mağlupların öyküleriyle büyürüz. Bizi insan yapan, insan olarak kalmamızı sağlayan biraz da mağlupların öyküleridir.

Elçibey-Yemen Türküsü

Muaz ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir