14-15 Eylül 2008 tarihleri arasında, Edinburgh Üniversitesi’nde gerçekleşen konferansın metinleri, bir araya, Christian Lange ile Songül Mecit tarafından getirilir ve gün yüzüne, İletişim Yayınları’ndan Selçuklular üst ve Siyaset, Toplum, Kültür alt başlıklı bir derleme çıkar.
Kitabın arka kapağına not düşen editör, “bu çalışma Selçuklu araştırmalarına yeni bir boyut kazandırıyor.” vurgusuyla tanıtımını sona erdirmiş olsa da, mevzuya vâkıf okur, ezberin tekrarına tesadüf ettiği için editörün vurguladığının ne iziyle ne de tozuyla karşılaşabiliyor.
Odağına herhangi bir dönemi alan çalışma, öncelikle o dönem hakkında ter dökmüş, hayatta olan, olmayan isimler ve onların genelde tarih, özelde o dönemle ilgili düşünceleriyle perdesini aralamalıdır. Bu, bilimsel bir çalışmayı ilgilisiyle paylaşmayı arzulayan için, lüks değil, zorunluluktur. Selçuklularla ilgili bir çalışmaya imza atılıyorsa, editörün vurgusundaki, “yeni bir boyut kazandırıyor”un somut karşılığını, sözü edilen okur, Selçuklu literatürünün gelişmesine katkı sunmuş isimlerle ilgili düşünceler aracılığıyla görmesi gerekirdi ama bunu göremiyor.
Osmanlı çalışmalarında çok önemli kapılar aralayan Maduniyet Okulu’nun teorilerinin Selçuklu Tarihi’ne de katkı sunacağı tartışmaya kapalıyken, “yeni bir boyut kazandırıyor.” vurgusuyla çıkan bir çalışmada, sözü edilen okulun teorileriyle karşılaşmamak da özelliği vurgulanan okuru hayal kırıklığına ister istemez uğratıyor.
“yeni bir boyut kazandırıyor.” vurgusu, Selçukluların Osmanlıların zeminini hazırladıkları hesaba katıldığında, iki yapının karşılaştırmalı analizlerine yer verilmemesiyle de diskalifiye oluyor.
Editör, Selçukluların güçlü dönüşümünü anlatırken, toplumsal tarihini ihmal etmiyor. vurgusuyla da, özel de Selçuklu genelde tarih literatüründen bihaber olduğunu belgeliyor çünkü hem tarih; siyasi, askeri, toplumsal, kültürel gibi kategorilere ayrılarak incelenemez, hem de Selçuklular hakkında daha önce kaleme alınan çalışmalarda kategorizasyondan icazet alındığı söylenemez.
Lange ile Mecit’in konferanstan hareketle hazırladıkları bu derleme, mevzuya tam anlamıyla vâkıf okurun içine su serpmediği gibi, mevzuyu merak eden okurun da belleğini bulandırmaktan başka bir işe yaramayacak çünkü ikinci gruptaki okur, okul sıralarında öğrendiklerine kendince yeni cümleler ekleyen isimlerin sorunlu cümleleriyle karşılaştığını söylemekten kendisini alamayacak.
Sözü edilen sorunun arka planında, oryantalizm ile onun karşı kutbunda olduğu sanılan oksidentalizm vardır.
Oryantalizm, kavrama adını veren Edward Waide Said’in de vurguladığı gibi, kudretini bulamaçtan alır. Kaldı ki Said’in teorisini eli yüzü düzgün cümlelerle eleştirenler, kendisinin de bulamaçtan nasiplendiğini belgelemekte gecikmemişlerdir.
Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu onlara bağlı devletlerin yöneticileri ve onlara bağlı olan halk, oryantalizm ile oksidentalizm arasında mekik dokunarak idrak edilemez çünkü onlar, sözü edilen kavramlarla yüzgöz olmamışlardır.
Melikşah, Sultan I. Alaaddin Keykubad örnekleri üzerinden, bugünün de ötesinde düşüncelere sahip yöneticilerin ve onlara bağlı olan halkın sözü edilen kavramlarla organik veya inorganik bağ kurmaları beklenemez.
Piyotr İlyiç Kropotkin’in işaret ettiği Karşılıklı Yardımlaşma’nın somut karşılığı olan, Selçukluların vazgeçilmezi arastaya odaklı bir cümleye yer vermeyerek Selçuklu toplum yapısını idrak etmeye çalışan derleme, yıllar sonrasına, editörünün yeni bir boyut kazandırıyor. cümlesini berhava eden, ezberin izini takip eden bir çalışma olarak geçecektir.
Mehmet Akif ERTAŞ

Son Yorumlar