Hocam sizi genelde Türk tarihi, Türk devletleri ve beylikleri, Anadolu Türkmen Aşiretleri… ile ilgili yaptığınız önemli çalışmalarla tanıyoruz. Aynı zamanda birçok televizyon programında da yer aldınız. Tarih alanındaki akademik eserlerinizin dışında “Tac Mahal’in Mumları” adını verdiğiniz bir hikâye kitabı yayımladınız. Hikâye kitabı yazma ve yayımlama gayeniz neydi? Neden bir hikâye kitabı?
Tarih alanında çalışıyorum ama gerçekte edebiyat her yerde. Edebiyat olmadan tarih olmaz. Hatta tarihi bir olayın edebiyatı yoksa aslında o olay yoktur derler. Akademik çalışmaların yanı sıra eskiden beri küçük hikâyeler yazıyordum. Bunların bir kısmı şimdiki zamanda geçiyor.
Tarih içinde geçen hikâyeler yazma fikri ise Ömer Seyfettin’e vefa borcu olarak şekillendi. Bilirsiniz onun mirasından başka tarihte geçen çok az hikâye yazıldı. Hatta hikâyeciliğimiz bile büyük ölçüde değişti. Bu yüzden milli benliğimizin oluşmasında tartışılmaz bir güce sahip olan Ömer Seyfettin’i anmak, onun mirasına küçük de olsa bir katkıda bulunmak istedim. 15 hikâyeden oluşan Tac Mahal’in Mumları kitabı meydana çıktı.
Kitabınızın ilk hikâyesi “Ayak Altındaki Sır” gerek konusu gerekse üslubu bakımından Ömer Seyfettin menbaından çağlayan arı duru bir su gibi okurun gönlünü suluyor. Aydın bir tarihçi ve eğitimci bir yazar olarak hikâyeciliğinizi milletimizin güçlü tarihi ve büyük erdemleri üzerine bina etmeniz tesadüfi bir seçim mi, yoksa bilinçli bir tercih mi? Neler söylersiniz?
Tesadüfî değil elbette. Başka bir dünyaya göç etmedik. Bin yıldır bu coğrafyada dört bin yıldır da tarihin içindeyiz. Tarih boyunca edindiğimiz kültürel değerler, ortak yaşam ve millet olma bilincine ulaştırdı bizi. O halde biz içinde yaşadığımız toplumun değerlerini yeniden keşfetmek durumunda değiliz. Sadece, bize ait değerleri yeniden hatırlatmakta fayda var.
Yukarıdaki sorumuzla bağlantılı olarak şu soru da akla geliyor tabii: “Yeni kuşaklarda bedii zevkin gelişimi ve onların milletimizin hasletlerine vakıf olabilmeleri” açısından edebiyatın işlevi hakkında neler düşünüyorsunuz?
Edebiyat her yerde ama önce kelimelerde. Kelimeler kayboldukça kültür de kayboluyor. Zaman çok hızlı geçiyor artık. Sevgi, aşk, özlem, gurbet, tabiat, vatan, toprak, mektup vs. gibi duygu dünyamızı süsleyen kelimeler çok hızlı tüketiliyor. Yine de bundan korkmamalıyız.
Biz hâlâ okumanın insanı güzelleştirdiği kanaatimizi muhafaza ediyoruz. Israrla ve inatla bu fikrimizi savunacağız ve güzel yazılmış olan her esere itibar etmeye devam edeceğiz. Edebiyat, popüler kültürünün körüklediği ticarî meta değildir. O ezelden beri vardı ve olmaya devam edecek.
![]()
Kıssadan hisseli anlatıların ve tarihimizden önemli kesitlerin hikâyeleştirilmesi ve kitap olarak basılması son yıllarda yayımlanan, yazarlarının bilinçaltı çöplüğüne dönüşmüş zevksiz, sıkıcı metinlerin “öykü” diye sunulduğu günümüz edebiyat dünyasında bir altenatif olabilir mi?
Ben hikâyelerimi asla yeni tür hikâyeciliğe karşı bir seçenek olarak yazmıyorum. Gönlümden öyle yazmak geçiyor. Okuyucu beğenirse, okuduğu için iyi hissederse hatta bir dostuna da tavsiye ederse maksat hasıl olmuş demektir.
Malum, gerek Türk, gerek Arap-Fars edebiyatlarında İslam dininin yüceliklerini gözler önüne seren binlerce kıssa var. Bunlardan biri de Hz. Ali’yle alakalı olan. Malumdur Hz. Ali, bir kafir’in boğazını kesecekken adam, Hz.Ali’nin yüzüne tükürür. Bunun üzerine Hz Ali, adamı öldürmekten vazgeçer. Etrafındakiler, o kafiri neden bağışladığını sorduklarında Hz. Ali: “Adam bana tükürene kadar İslam için savaşıyordum, o tükürükten sonra nefsimin emrine girebileceğimi düşünüp bağışladım düşmanı” “Suç ve Ceza” adlı öykünüzde de buna benzer bir kurgu var. Bencilliğin ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatan bu nefis öykü, okullardaki “değerler eğitimi” derslerinde okutulması gereken metinlerin başında gelmeli bana göre. Bu cümleden olarak, öykülerinizin konularının “değerler eğitimiyle” böylesine örtüşmesi hakkında neler söylersiniz?
Asla böyle bir niyetle yazılmadı hiçbiri. Her hikâye kendi içinde bir durumu anlatmaya/yaşatmaya çalışıyor. Dahası hikâyeler vasıtasıyla asla ders vermek gibi bir düşünceye kapılmadım. Tarihin her yönüyle güzel bir atmosfer olduğunun altını çizmek güzel olur diye düşündüm.
Kitabınızın da adı olan “Tac Mahal’in Mumları” hikâyesinde Babür hükümdarı Şah Cihan ve Şah’ın genç yaşta ölen hanımı Ercümend Banu Begüm için yaptırdığı anıtsal mezar anlatılıyor. Metinde yoğun bir duygusallık var. Çok şiirsel… Hocam şiirle alakanız var mı? Neler söylersiniz?
Ne yazık ki hiç şiir yazamadım. Şiir yazmayı yetenek olarak tanımlamaktan hep kaçınırım. Şair olmak yetenekli olmak değildir. O başka bir duygu dünyasıdır. O duygu dünyasının içinden özenle seçilen kelimelere saygı duymak gerekiyor.
Şair, bizim binlerce kelime ile anlatacağımız bir konuyu bir ya da birkaç kelime ile anlatma gücüne sahip olan kişidir.
Hikâyelerinizde Kanije Kalesi, Erzurum, Gazi Osman Paşa’nın Plevne Savunması, Estergon, Balkanlar… var. Seferberlik, savaş, cephe hikâyeleri… Hocam ne anlatıyor bize hikâyeler? Nasıl okumalıyız tarihi?
Hikâyeleri okuduğunuzda neler hissettiyseniz onu anlatıyor. Hasan Ağa ile oturup devletin geleceği için ağladıysanız, Gazi Osman Paşa ile beraber Çar’ın karşısına çıktıysanız ya da yaralı kardeşinizi kurtarmak için Erzurum yoluna düştüyseniz aslında siz o anı yaşamışsınız demektir. Değilse bir kuru sözden ibarettir hepsi.
Kitabınızda nişadır, gıcılayış, ığralanmak, soğulan çaykaralar, en yapmak gibi yöresel kelimelere yer vermişsiniz. Bu kelimeler çok kullanılmıyor günümüzde. Sizin metinlerinizde neden yer alıyor böyle kelimeler?
Hikâyenin yapısına göre kelime seçmek diyelim buna. Ne yazık ki İstanbul Türkçesi yöresel ağızların baskın bir şekilde önüne geçtiği için dil zenginliğimiz büyük yara aldı. Buna “sahayı bilmeyen” yazarlar da eklenince kelime haznemiz daha da daraldı.
![]()
Oysa dilimizde hatta sözlüğümüzde bulunan bu tür kelimeler dil ve anlatı zenginliği olarak duruyor.
Bunları yerli yerinde kullanmanın bir değer üretmek, değeri yeniden hatırlatmak olarak görüyorum.
Hocam “Kara Sevda” adlı hikâyeniz Türkmen aşiretlerinin yaşantılarını öyle güzel anlatıyor ki okurken gözlerimiz nemlendi. Kara Mehmet’le nişanlısı Senem’in tertemiz aşk öyküsünü okurken modern zamanların sahteliğini bir kez daha gördük.
Bu hikâyeyi size yazdıran motivasyon neydi? Anlatır mısınız “Kara Sevda”yı?
Senem türküsüdür onun kaynağı. Halk edebiyatı ürünü olduğu için o hikâyede de halk edebiyatı motifleri kullanmaya özen gösterdim. Gerisi okuyucuya kalıyor.
Son olarak neler söylersiniz?
İlginiz ve nezaketiniz için teşekkür ederim.
Biz teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Tufan GÜNDÜZ
- 11 Mayıs 1964 Kayseri Tomarza doğumlu.
- Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Tarih Öğretmenliği Bölümü (1987) mezunu.
- 1996’da ‘’Bozulus Türkmenleri 1540-1640’’ adlı tezi ile doktorasını tamamladı.
- 2006’da Doçent unvanını,
- 2011’de Profesör unvanını aldı.
- Türkmenler hakkında pek çok akademik makalesi bulunmaktadır. Osmanlı Devleti ve Safeviler döneminde Türkmen aşiretleri üzerinde önemli araştırmalar yapmıştır.
- Farsça ve İngilizce biliyor.
- 2018 yılı Halil İnalcık Tarih Ödülüne layık görülmüştür.
- Birçok televizyon programına konuk olarak katılmış olan Prof. Dr. Tufan Gündüz, TRT 1’de yayımlanan “3’te 3” adlı tarih yarışması programının da uzman danışmanıdır.
Kitapları
Telif Eserleri
- Anadolu’da Türkmen Aşiretleri (2008),
- XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda Danişmendli Türkmenleri (2005),
- Tuzlanski, Bijelinski i Srebrenički SIDŽIL 1641-1883 (Tuzla 2008, (Bosna Hersek), Bozkırın Efendileri –Türkmenler Üzerine Makaleler (2009, 2012),
- Son Kızılbaş Şah İsmail (2010),
- Nisanın 2 Günü (Hikâye, 2011),
- Allahimanet Bosna, Boşnakların Osmanlı Topraklarına Göçü 1879-1912, (2012),
- Kızılbaşlar Tarihi -Tarih-i Kızılbaşan (2015),
- Kızılbaşlar Osmanlılar Safeviler (2015),
- Büyük Olayların Kısa Tarihi 2 (2016),
- Kur’an ve Kılıç – Türkler Nasıl Müslüman Oldu (2018),
- Tarih Bizi Çağırıyor (Pelin Çift ile, 2018),
- Dede Korkut Destanları (100 Temel Eser, 2018)
- Oğuz Kağan Destanı (2021)
- Tac Mahal’in Mumları (2024)
Çeviri ve Notları
- Josaphat Barbaro, Anadolu’ya ve İran’a Seyahat (2005),
- Uzun Hasan-Fatih Mücadelesi Döneminde Doğu’da Venedik Elçileri, Caterino Zeno ve Ambrogio Contarini’nin Seyahatnâmeleri (2006),
- Seyyahların Gözüyle Sultanlar ve Savaşlar, Giovanni Maria Angiolello,
- Venedikli Bir Tüccar, Vincenzo D’Alessandri’nin Seyahatnâmeleri (2007).
Editörü Olduğu Kitaplar
- Osmanlı Tarihi El Kitabı (2012),
- Osmanlı Teşkilat Tarihi (2012),
- Yeni ve Yakınçağlarda Türk Devletleri (A.Ü. Açık Öğretim Fakültesi Ders Kitabı, 2013).

Son Yorumlar