4 Haziran 2026 tarihinde, elli altı yaşında bu dünyadan göçen Marjane Satrapi’nin biyografisini sağlıklı bir şekilde konumlandırabilmek için, Simin Behbehani ile Hayao Miyazaki’yi Satrapi’den ayırmamak gerekir çünkü Satrapi, hem Behbehani’nin poetikasının izini süren bir şair, hem de Miyazaki’nin hemderdi bir animasyon giriftarı olduğunu, çalışmalarını ilgiyle ve âdetin yerini bulmaması için takip edenlere hissettirmiştir.
Satrapi’nin , 22 Kasım 1969 tarihinde, sosyalist ve komünist faaliyetlerde her daim ön safta yerini alan bir ailenin çocuğu olarak, İran’ın kuzeydoğusundaki Gilan eyaletinin yönetim merkezi olan Reşt’te gözlerini dünyaya açması, onun yol haritasını belirlemiştir.
Sosyalist ve komünist çalışmalara imza atarken, sekterlikle konformizm arasında mekik dokumamaya dikkat eden Satrapi, Şah Rıza Pehlevi kadar, Ayetullah Humeyni ile de mesafeli olması bağlamında Behbehani ile bir araya getirilmelidir çünkü poetikasının orijinine; devrim, direniş ve mücadele fiillerini oturtan Behbehani’ye göre, Pehlevi gibi Humeyni’yi de kurtarıcı olarak gören hayal kırıklığına uğramaktan kurtulamaz çünkü Persapolis’in sosyopolitik ve sosyokültürel birikimiyle asırlar öncesinden bugüne gelen İran’ın derdine, her tarafından sığlık akan siyasetin elbisesini kuşanarak, sınırları belirli bir yolda ilerleyenler değil, üçüncü seçeneğin varlığına ve kudretine inananlar derman olabileceklerdir.
20 Haziran 1927’de İran’ın başkenti Tahran’da doğup,19 Ağustos 2014’te doğduğu şehirde vefat eden, Sohrab Sepehri gibi Modernist Şair olarak görülse de, modernizme onun gibi yüklendiği hesaba katılmayan, Nobel Edebiyat Ödülü’ne iki kez aday gösterilen, Türkiye’de Füruğ Ferruhzad kadar ismine aşina olunmayan Behbehani, Avrupamerkezci söyleme de itibar etmemiştir. Zaten Pehlevi’den uzak durmasının arkasında, ondaki Avrupmerkezci refleksle iyi geçinmek istememe arzusu vardır.
Nobel Edebiyat Ödülü’nü almak için kulis faaliyetlerine girişmeyen Behbehani’nin poetikasından beslenen Satrapi, Miyazaki’nin İran’daki iz sürücüsü olarak görülmelidir çünkü o da Miyazaki gibi, hislerine ancak animasyonun tercüman olabileceğini düşünmüş, kaleme aldığı kitaplarda da okurunu mürşidi Miyazaki’nin inşa ettiği animasyona yönlendirmiştir.
5 Ocak 1941’de Japonya’nın başkenti Tokyo’da dünyaya gelen, kendisi gibi animasyon ustası olan Isao Takahata ile çalışan ve onunla Studio Ghibli adlı animasyon stüdyosunu kuran Miyazaki’nin 1988 yılında hazırladığı Tonari no Totoro (Komşum Totoro) adlı animasyonun yan karakteri gibi duran ama ana karakterin konumunu belirleyen Totoro’nun Satrapi’nin ilham kaynağı olduğu söylenebilir.
Sadece animasyon için ter döktüğünden yola çıkılarak, Miyazaki’nin, Walt Disney’in Japonya’daki şubesi olduğu söylenemez çünkü Disney’in çalışmaları, çocukların bilinçdışına, Amerika Birleşik Devletleri’nin pir ü pak olduğu düşüncesini enjekte etmeyi, onların göreceği Amerikan Rüyası’nda kâbusun esamisinin okunmayacağının altını çizmeyi, Ayn Rand’ın bireyciliğe methiye dizen cümleleri için ısınma turu attırmayı ve masalları aracılığıyla püritenliğin yerini sağlamlaştırmak için çaba sarf eden Jean de La Fontaine’in yazdıklarını önemsemeyi amaçlamaktadır. Oysa Miyazaki, sömürgeciliğe, Uzak Doğululaştırılan coğrafyadan destek veren Japonya’dan çıkan bir isim olarak, ülkesinin sicilinin tertemiz olmadığını bildiği için, çocuğu önce kendi gerçekliğiyle konumlandırmanın önemli olduğunu, sömürgeci söylemden icazet almamaya özen göstererek hatırlatmıştır.
Totoro’nun ve onunla iletişim kurmanın ötesine geçerek hâlleşenlerin arka planlarının arkeolojisine girişildiğinde, La Fontaine’in elin tersiyle itildiği, ondan asırlar önce Ön Asya’da, kalemini, çocuğu önce birey olarak gören, hakikatle uzak akraba olmayan masallar yazmak için çalıştıran Aisopos’un başköşeye oturtulduğu berrak bir şekilde görülebilecektir.
Satrapi’nin, aynı adlı romanından uyarladığı, 2007 yılına kayıtlı çalışması Persapolis’in de, Totoro’yu yanına alarak Aisopos’un coğrafyasına ve dönemine doğru seyahate çıkmaya hevesli çocukların ve onları önce birey olarak gören büyüklerin ortak paydada buluşmalarını sağlayan bir eser olduğu unutulmamalıdır.
Sadece çocuklara değil, büyüklere de herhangi bir yeriyle oynayamayacakları, deforme edemeyecekleri hakikatin masalını anlatan ama bitirmeyen, bitirilmesini de beklemeyen Marjane Satrapi, İran özelinde dünyaya üçüncü gözle bakan, çocuğu önce birey olarak gören insanlar çoğaldıkça yerinde huzur içinde uyuyabilecektir.
Mehmet Akif ERTAŞ
Son Yorumlar