Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.
İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?
Yazmaya meylim kelimeye sevgimdendir. Bir kelimenin otağını kurduğu zamanlara, yerleşik hayata geçişine sonra şehirli hayatına yolculuk ederken büründüğüm kıyafettir yazarlık. Kelimeyi dinlerken, insanı ve en çok kendimi tanımaya çalışıyorum. Deneme ve öykü türüyle yürüdüğüm yazarlık yolculuğunda bir sözlüğün sayfalarında dolaşırmışçasına yürüyorum. Her kelime tarihe, toplumun insana bakışına, bir duyguya ve her duygu hayatın başka cilvelerine kapı aralıyor. Kelimenin çevresini çapalarken açtığım boşluğun içinden yuvarlanıp kaybolduğum yazarlığı seviyorum.
İlk kitabımın adını koyduktan sonra daha iyi fark ettim, yazdığım öyküler daha çok sessiz bir direnişi anlatıyor. Dışarıdan bakıldığında çocukça görünen, bir arzunun, bir kararın etrafında dönüp duran, onu oldurmak için çırpınan çocuk yüreklerin hikâyelerini anlatmışım Çocukça Bir Direniş’te. İlk kitabımdan sonra yaklaşık iki yıl doktora tezimi kitaplaştırmak için çalıştım. Alfabe ve Dil Devrimleri’nin edebiyatımıza etkisini incelediğim tezim de zaten Türkçe’ye, Türkçe kelimelerin yolculuğuna ve dile duyduğum ilginin, sevginin bir tezahürüydü. Tez çalışmamın kitaplaşmasını ve okura ulaşmasını çok önemsedim.
Kelimelerden yola çıkıp yazdığım öykülerin dozu ikinci kitabımda biraz daha yükseldi. 2000’lerden bu yana büyüttüğüm genç kızın, ben’in yolculuğu, bu yolculukta Türkiye’de yaşanan toplumsal olayların kendi hikayemdeki izdüşümü, dönüştürücü etkisi ikinci kitabım Kuşlar ve Geçmeyen Şeyler’de daha belirginleşti. Kuşlarla ve ağaçlarla sarmaş dolaş yazdım bu öyküleri.
2026 Eylül’ünden beri Londra’da yaratıcı yazarlık alanında bir master yapıyorum. İngilizce’de edebi ürün verme deneyimi benim için zorlayıcı olsa da başka dilde düşünmeye ve üslubumu o mecraya taşımaya çalışmak bambaşka bir deneyim. Edebiyatın evrensel gücünü daha iyi hissettiğim, yazarların ve okurların bambaşka ufuklarda bir araya gelebileceğini yakinen deneyimlediğim bir süreçten geçiyorum. Bu deneyimden beni ve okurları mutlu edecek güzel öyküler sadır olmasını diliyorum.
Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hâlâ da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?
Gündelik konuşmalardan tutun hayatın bize sunduğu görkemli hikâyelere, doğuma, ölüme varana değin her şey hayatımızda bir iz bırakıyor. Çok belirgin izler, görünür izler ilgimi çekmiyor. İzlerin, girift duygulara dönüşmüş haliyle ilgiliyim. İnsanın göğsünde, böğründe düğümlenip kalmış duygu yumaklarını yazarken çözebilirsem kendimi şifacı gibi hissediyorum. İnsanın ömründen geçmiş, geçerken karmaşık bir imza atmış adı konulmamış duyguların peşindeyim. Ağaçların, kuşların, insandan gayrı canlıların bu izleri bizden iyi görebildiklerine inancımdan onların görmüş geçirmişliğine de her daim baş vuruyor ve yazımda onların seslerine ses vermeye çalışıyorum.
Sanırım, bu yolculukta sorduğum temel sorular “neden” ve “nasıl”dır. Hikâyemde karaktere dönüşecek bireyi ya da benzer bireylerin toplamını yansıtacak karakteri incelerken aile içi ilişkilerin nasıl şekillendiğine, o karakteri ortaya çıkaran ortamla ilgileniyorum. Aslında bu, bir karakterin bir olay karşısında verdiği, anlam veremediğim, anlam veremediğimiz tepkiyi anlamak için ilk evredir. Nasıl’ı biraz anladıktan sonra “peki neden?” diye soruyorum. Öykü yazarken farkında olmadan bir psikolog gibi davranıyorum, ama farkım karakteri bizzat dinlemek değil, onun bıraktığı izleri takip etmek oluyor. İzler, karakterin sarf ettiği kelimeler, bazen de onun etrafındaki kişiler üzerinde bıraktığı etkiler, duygusal yükler olabiliyor. Sanırım beni yazdıran dert, edebiyatın çağlar boyunca yapmaya çalıştığı şeyden, insanı anlama çabasından hiç de farklı değil. Yirmi Birinci yüzyılda, Türkiye’de doğmuş, bu toplumun geçtiği sosyolojik devinimlerden etkilenmiş bir genç kızın, sonrasında entelektüel bir kadının, üç çocuğun dünyaya gelmesine, büyümesine eşlik etmiş, onları gözlemlemiş bir annenin penceresinden düşünmeye, yazmaya çalışarak büyük edebiyat halkasında var olmaya çalışıyorum.
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Hâle SERT
- Bilkent Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu.
- Yüksek lisansını yine aynı üniversitenin Siyaset ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde tamamladı.
- Serbest çalışma hayatında geçirdiği bir dönemden sonra Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü’nde başladığı doktora programını 2016’da “Dil Devrimi’nin Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Şiir ve Çeviri Bağlamında Türk Edebiyatı’na Etkisi (1932-1950)” adlı teziyle bitirdi.
- 2016-2020 arasında İstanbul Şehir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğretim üyeliği yaptı.
- Çocukça Bir Direniş isimli öykü kitabı 2019, Edebiyat Devrimi isimli araştırma-inceleme kitabı 2024, Kuşlar ve Geçmeyen Şeyler isimli ikinci öykü kitabı 2025’te yayımlandı.
- 2023 Güz ve 2024 Bahar -Güz dönemlerinde Bilkent Üniversitesi’nde ders verdi; denemeleri ve öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanıyor.
- Hâlen Londra’da City St Georges University of London’da Yaratıcı Yazarlık yüksek lisansına devam ediyor.
- Üç kız çocuğuna hayranlıkla bakıyor.

Son Yorumlar