Her yıl her ay her gün hatta her saat bir değişimle, dönüşümle karşı karşıyayız. Mesleki, bürokratik değişiklerin, dönüşümlerin hızına ayak uyduramıyoruz. Eğitim-Öğretim alanında yapılan değişiklikler de bu hızlı kategorinin içine giriyor. Normalde eğitim-öğretim planları ve stratejilerinin çok sık değişmesi istikrara zarar verir. Belirsizlikleri artırır. Aslında en az değiştirilmesi ya da üzerinde çok fazla oynanması gereken alanların başında eğitim-öğretim politikaları ve stratejileri gelir. Oysa her yıl hatta eğitim-öğretim dönemleri içinde bile birkaç yeni eğitim modeli karşımıza çıkıyor. Bir öncekini anlayamadan yenileriyle tanışıyoruz. Eğitim-öğretimin her kademesinde bahsettiğimiz durum söz konusu. En son akademisyenlerin emeklilik yaşı hakkında bir değişiklik gündeme getirildi. Öğretim görevlileri 72 yaşına kadar çalışabilecekler. Biz bu durumu kendisi de taze bir emekli olan ve akademyanın bütün birimlerinde görev almış olan Prof. Dr. Hasan Boynukara Hocamıza sormak istedik.
Hocam yukarıda da bahsettiğimiz gibi ülkemizde her an her şey hızla değişiyor. Her gün yeni bir olaya gözlerimizi açıyoruz. Tuhaf, ilginç zamanlar… Çinliler birine sinirlendiklerinde “ilginç zamanlarda yaşayasın” diye beddua edermiş. Acaba bizde birilerinin bedduasını almış olabilir miyiz? Siz ne düşünüyorsunuz genel ortamla ilgili?
Beddua aldığımız kesin. Her şey hızla değişiyor ama biz herhalde istikrar bozulmasın diye pek değişmiyoruz ya da değişmek istemiyoruz. Görüntü iyi ama içerik sorunlu. Avrupa standartlarında eğlence mekânlarımız var, akıllı evlerimiz, lüks arabalarımız var ama toplumun önemli bir bölümü bu imkânlardan oldukça uzaktadır.
Birçok alanda gözlemlenen derin çelişkiler, makyajlanarak, her şey yolundaymış gibi gösteriliyor. Üniversitelerin bununla ne ilgisi var diye merak ediyorsunuz, değil mi? Çok ilgisi var. Kağıt üzerinde bir takım düzenlemelerle üniversitelerin depara kalkacağını düşünmek, kendi kendini kandırmaktır. Yardımcı Doçent yerine Dr. Öğretim üyesi unvanını getirmek bilimsel nasıl bir getiri sağlamış olabilir.
Akademik terfileri puan toplamaya endekslemek, bilimsel hangi beklentiyi karşılamaktadır? Diğer taraftan binlerce dolar karşılığında yurt dışı dergilerde yayın yapmak, tez hazırlamak hangi bilimsel anlayışın sonucudur. Sosyal bilimlerdeki sefalettense bahsetmeye bile gerek yok. 67 yaşına kadar ortaya kayda değer bir başarı koyamamış akademisyenlerin, bu yaştan sonra birkaç yıl daha üniversitelerde oyalanmaları zaman ve emek israfıdır. Bir ülkenin gelişmişliği üniversitelerinin gelişmişliğiyle paralel yürür.
Sizin de ilgi alanınıza giriyordur mutlaka. Öğretim görevlilerinin, akademisyenlerin yetmiş iki yaşına kadar çalışabilmeleri, görev alabilmeleri hususunda neler düşünüyorsunuz? 72 yaş ne getiriyor? Sizce buna neden ihtiyaç duyuldu? Ayrıca Münhasıran tıp ve diş hekimliği vurgusu ne anlama geliyor?
Yasa çok fazla bir yenilik getirmiyor. 2025 Aralığına kadar, 2006 yılından sonra kurulan Üniversitelerde 75 yaşına kadar çalışılabiliyordu. Yasanın iptaliyle birlikte zorunlu emeklilik yeniden 67 yaş olarak uygulandı. Bazı üniversiteler, 67 yaşından sonra da, eleman çalıştırılmasına izin veren yasaya dayanarak, ihtiyaç duydukları elemanları sözleşmeli olarak kadrolarında tuttular. Özellikle tıp, diş hekimliği, mühendisliklerin bazı bölümlerindeki öğretim üyeleri özel sektörde daha yüksek maaşla iş buldukları için, adı geçen birimler eleman sıkıntısı çektikleri bilinmektedir. Bunun dışında kalan akademik birimlerde norm fazlası personel bulunduğu bilinmektedir. Artık 2006 sonrası üniversitelerde bile norm fazlası eleman bulunmaktadır. Yasanın zorunlu emekli yaşını ayrım gözetmeksizin 72 yaşına çıkarması ve bunu bütün akademik birimlere teşmil etmesi hem akademik yorgunluğa hem de genlerin önünün tıkanmasın neden olacaktır. Nitekim yüzlerce genç akademisyen ya kadro bulamamakta ya da unvanlarına uygun kadrolara atanamamaktadır.
İster akademisyen, ister başka bir meslek erbabı olsun, eğer mental ve bedensel olarak çalışabilecek performansa sahipse, çalışmasına izin verilmelidir. Ancak bir gerçek var: emeklilik yaşı bedensel ve psikolojik bir takım veriler ışığında belirlenmektedir. Bunu gözardı etmemek gerekir. Akademisyenlik yorucu ve yıpratıcı bir süreçtir. En azından eskiden böyleydi. Az elemanla çok fazla iş gücü yüklenmek zorunda kalıyorlardı. Fakat bu aşıldı. Bazı bölüm ve fakültelerde akademik personel sayısı öğrenci sayısından fazladır. Akademik çalımalar için kaynak bulma sorunu büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Bu da daha hızlı akademik titr almayı kolaylaştırmış sayı oldukça artmıştır. Dolayısıyla bir kişi emekli olduğunda büyük bir boşluk oluşmamaktadır. 67 yaşını doldurduğu halde full performans çalışabilecek insanlar vardır ancak genele bakıldığında bu yaşın emeklilik için makul olduğu söylenebilir. Hocalar ya dersleri kısa kesmekte ya da asistanlarına havale etmektedir. Herkesin Halil İnalcık, Fuat Sezgin veya İlber Ortaylı kadar şanslı olmadığını kabul etmek gerekir. 67 yaşına kadar, yaklaşık 40 yıl boyunca yapamadıkları bilimsel çalışmaları veya akademik personel yetiştirme işini 2-3 senede mi yapacaklar? Hiç inandırıcı değil.
Akademisyenler niye çok sevindiler? Evde oturup, fazlalık yapmaktansa, yıllarca yaptığı gibi, okula gidip çayını kahvesini içecek, meslektaşlarıyla sohbetine devam edecek, hoşça vakit geçirecektir. Zorunlu emekliliği herkes için 72 yaşına çıkarmak, üniversiteleri gündüz yaşlı bakımevine çevirecektir. Çok iyi gerekçelendirilmedikçe 67 yaşından sonra çalışmanın önü açılmamalıdır.
Akademisyenler 2006 yılından sonra kurulan üniversitelerde, herhangi bir formaliteye gerek kalmadan, 75 yaşına kadar çalışabiliyorlardı. Bu tarihten önce kurulan üniversitelerde zorunlu emeklilik 67 olarak kaldı. Bu uygulama Aralık 2025’te sona erdi. Arka planda yürürlükteki “ihtiyaç halinde 67 yaşında emekliliği gelmiş olanların sözleşmeli olarak çalışabilecekleri” maddesi işlemeye devam etti.
Bunun için herhangi ’ti. Abu kademisyen herhangi bir yanın gözü aydın. Zorunlu emekli yaşı 72 oldu. Evde oturup fazlalık yapacağına okula gider, odasında oturur, çayını kahvesini içer, meslektaşlarıyla sohbet eder. Gündüz yaşlı bakımevi gibi bir şey. Türkiye’de erkekler için yaşam beklentisinin 76 olduğunu düşünürsek, 72 yaş emekli olmak için gayet uygun bir yaş. 67 yaşına kadar yapamadığı projelerini yapar, patentlerini tamamlar. Halil İnalcık rahmetli 100 yaşına kadar çalıştı. Tek sorun herkes İnalcık kadar şanslı değil. Bir de doktora yapmış ve kadro bekleyen yüzlerce genç var. Onlar da sıralarını beklesinler
Öğrenci affı da çıktı. Büyük atılımlara hazırız biiznillah. Ha bir de YZ (yapay zeka)var. İnsana giderek daha az ihtiyaç duyulan bir zamandayız.
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ

Son Yorumlar