Hazan Ve Hüzün

İbn-i Sina: “Mevsimlerin de mevsimi olur.” demişti. İşte, sonbahar kendi yazını geçirdi. Onun da süresi bitti. Kimi imrendi, kimi şaşırdı, kimi kötü hislere kapıldı. Artık kapanıyor o sayfa!

Bundan sonra tekrar sonbahar gelmez. Gelmez o beklemeden… Yine, bir ilkbahar gelir ve bir yaz sessizce kaybolur ve siz bir adım öteye geçemezsiniz. Gidemezsiniz bir adım uzağa. Ve her yıl olduğu gibi bu güz de ne kadar aptal olduğumuzu hatırlatarak veda ediyor bize…

Yapraklar dökülmeye başlamışsa hüzün uzakta değildir. Yapraklarla göğe savrulan hüzündür aslında. En rengi sarıdan… Hemingway: “Üzülmek için sonbaharı bekleyin” der o yüzden. Sonbahar baharı taşır yorgun kalbimize. Baharı, yorgun kalbimize… Yaşlanıyoruz kendiliğinden ama onun dışında hiçbir şey kendi başına cereyan etmiyor; hele hayat… Hayat gibi bir dava için anlayışımız artmıyor. Hatta daha da gizemli görünüyor gözümüze hayat.

“İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;

Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.”

Öyleyse, elini koy kalbine, sev sonbaharı, baharı sevdiğin kadar. Seni suskun kılan, gülmekten alıkoyan ne olabilir ki?

Anladık! Eskiden her şey güzeldi. Eskiden daha iyiydi insanlar. Yalnızca iki mevsim yaşardık: Yaz ve Kış. Yılı tamamlamak için onlar tek başına yeterdi… Onların gelmesi ve dönüp gitmesi… Sonra cüretkâr bir şekilde yeni bir mevsim arz-ı endam etti. Adını ‘sonbahar’ koyduk. Ama kime ne sağladı o? Hayatımızda neyi değiştirdi? Bahardan bir esinti getirdiği belki doğru. Ancak onun ötesinde, sonbahar bir endişe kaynağına dönüştü… Mutluluğa inat.

Rüzgâr sararmış yaprakları yere bırakır, onları havada uçuşurken izler ve hiçbir anlam veremezsiniz. Şehrin üzerine sabahları sis iner, nereden ve nasıl kestiremezsiniz. Ormanlar ağır bir sevdaya tutulmuştur. Dağların uzaktan heybetli duruşu ismi konulmamış bir mucizedir. Bizi aciz ve güçsüz hissettiren görüntüleriyle konuşmaya başlamıştır artık sonbahar…IMG-20181108-WA0007 - KopyaÜzerine hepimizi yıldan yıla utandıran duyguları ekleyin, melankoli! Hangi yaz hüzün yanımıza uğrar, söyler misiniz? Bahara erişip ağaçlar çiçek açarken aklımıza gelir mi hiç? Ama sonbahar, kim olduğumuzu unutana kadar bizi sarar – ve neden o soruyu kendimize sorduğumuzu hatırlamayız bile.

Şehri dolaşmaya çıkarız. Bir bakmışız ki şehrin çehresi tamamen değişmiş. Reklam panoları gözümüze yabancı gelir. Renkler solmuş, geceler uzamış, karanlık erken çökmüş, hırsızlara gün doğmuştur. Araba alarmını gözden geçirmek, kapı kilidini değiştirmek, işyerine güvenlik kamerası takmak başlıca derdimiz olmuştur.

Yazdan kışa doğrudan geçiş yapmak nasıl bir kâbus olur, hiç düşündünüz mü? Düşünmek bile irkiltiyor insanı. Bence Tanrı’nın her yılsonunda insanoğluna sunduğu nev bahar bu.

Yaz saati uygulaması biter bitmez uzar geceler. Sonbahar keskin bir bıçak olup karşımıza çıkar. Vakit ivme, gün önem kazanır. Bu madalyonun sadece ruhsal tarafı. Sağlığımızı korumak, kışa sağlam girmek diğer arzumuz. Yaz ve kış… Ruhsal külfet getirmeyen mevsimler. Hazanın bizden talep ettiği duyguların terkedilmesini istiyorlar tek: Hüzün.

Sonbahar aslında zamanın bir çocuğu. Onun da ömrü de tükenmeye mahkûm. Küresel ısınmayı günümüzde kaale almayanlar, gün gelecek, yaz ve kış dışında bir mevsim, sıcak ve soğuk haricinde bir iklim beklenmeyeceğini anlayacaklar. Lakin güzün yasını tutmak yine bize kalacak!

Aynı zamanda bir aşk mevsimidir sonbahar. Birbirini çılgınca sevenleri ölüme çağırır. Sevmeyenleri üzüntüye. Soralım şimdi. Hangi şarkıcı sonbahar için şarkı söylemedi? Hangi şair sonbahar için şiir yazmadı? Hangi yazar sonbahar için kaleme sarılmadı?IMG-20181108-WA0006 - Kopya - KopyaEdebiyatımızda her mevsimin kendine özgü bir yeri var. Ama mevsimler içinde en önemli yere sahip olan ilkbahar. Bahar mevsiminin getirdiği canlılık, coşku, neşe ve hareket bu mevsime edebiyat dünyasında özel bir yer verilmesinde etkili olmuştur. Özellikle divan şiirinin mevsimidir ilkbahar. Divan şâirinin hazana olumlu bakmadığı bilinir. Hazan, baharın zıddı olması dolayısıyla önemlidir. Tanpınar, Yahya Kemal’in bu konuda diğer şairlerden üstün olduğunu söyler. Bu üstünlüğün şâirin, şiirinde sonbaharın iki yönünü, olumlu ve olumsuz taraflarını bir arada vermesinden kaynaklandığını belirtir.

“Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya,

Ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya,

Duymaz bu anda taş gibi kalbinde bir sızı;

Fark etmez anne toprak ölüm maceramızı.”

Sonbahar deyince edebiyattan, şiirden, romandan hele Türk edebiyatının önemli romanlarından söz etmeden geçmek olmaz. Örneğin ‘Eylül’… Mehmet Rauf’un edebiyatımıza kazandırdığı ilk psikolojik roman olarak kabul görür. Bir başka roman, Reşat Nuri Güntekin’in Yaprak Dökümü… Ardından sıra Sait Faik Abasıyanık’ın ‘Bir Sonbahar Akşamı’ öyküsüne gelir…

Türk şiirinde sonbahar teması asıl yerini Batı Edebiyatı etkisinde gelişen ‘sembolist ve empresyonist’ anlayış içinde bulur. Ahmet Haşim’in aşağıdaki şiiri unutulmazlar arasındadır:

“Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,

Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…

Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta,

Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…”IMG-20181108-WA0010 - KopyaCahit Sıtkı Tarancı ‘Otuz Beş Yaş’ şiiriyle acıtır içimizi:

“Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?”

Sezai Karakoç Peygamber’e seslenirken sonbaharı ömrün son günlerini benzetir:

“ Yıllar geçti sapan olumsuz iz bıraktı toprakta

Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında

Çatı katlarında bodrum katlarında

Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba

Hep Kanlıca’da Emirgan’da

Kandili’nin kurşuni şafaklarında

Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında

Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında

Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layık olmasam da”

Eğer bir ‘konu’ sanatın, sanatçının gündeminden düşerse, o konu kesinlikle toplumsal bilinçten de düşer. İşte o zaman gerçek kara kış bizi bekliyor demektir..IMG-20181108-WA0011

Alaattin DİKER

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir