İşgüzarlığı zıvanadan çıkarma heveslisi edebiyat tarihçileri ve onların bir dediklerini ikiletmeyen edebiyat eleştirmenlerince, “Portekiz Modernizminin Öncüsü” olarak konumlandırılan Fernando Pessoa’nın cümleleri, arka plan arkeolojisine girişilerek okunduğunda, modernizme adını vererek onu iğne ve çuvaldız yağmuruna tutan Charles Baudelaire gibi hareket ettiği berrak bir şekilde görülebilir.
Baudelaire’in edebiyatının Amerika Birleşik Devletleri’nde tanınmasını sağlayan, Emir Timur üzerine şiir yazacak kadar Türk-İslam tarihiyle ilgilenen, Melih Cevdet Anday’ın hakkını ziyadesiyle teslim ederek Türkçeleştirdiği Annabel Lee ile Türkçeyi Türkilizceleştirmeyen okurun belleğinde ve yüreğinde otağ kuran, aynı okurun gotik hikâyeleriyle de başına taç eylediği Edgar Allan Poe da Pessoa’nın dairesindeki yerini almıştır.
Pessoa, Baudelaire kadar, Kayıp Cennet adı verilerek Enver Günsel tarafından Türkçeye çevrilen Paradise Lost’u kaleme alan John Milton’la da bir araya getirilebilir çünkü o da Milton gibi cennetini, cehennem ateşinde yanıp tutuşma arzusuyla bile isteye kaybetmek için yola çıkmış bir isimdir.
Milton’dan önce dünyaya gelerek onu müjdeleyen William Shakespeare da Pessoa’nın etki aldığı kalemlerdendir ancak sömürgeci söylem söz konusu etkinin dışındadır. Milton’ın da Shakespeare’i sömürgeciliğe icazet veren yönüyle sayfalarına buyur etmediği es geçilmemesi gereken bir ayrıntıdır.
Shakespeare’in sömürgeci söyleminden uzak durmasa ve sömürgeci söyleme, o yetmez gibi bir de oryantalizm eklese de Shakespeare kadar antipatikleşmeyen, Don Juan isimli uzun soluklu şiirinde, şiirinin başrol oyuncusunu santimantal refleksle canciğer kuzu sarması olmayan bir anti karakter gibi takdim eden Lord Byron’ın da Pessoa ile arasında uçurum yoktur. Sevgi ve aşka santimantal refleks elbisesi kuşandırmayan Pessoa için Byron’ın dizeleri biçilmiş kaftandır.
Pessoa’nın cümlelerinde, İngiltere feminist hareketinin mihmandarı Mary Wollstencraft ile gazeteci, düşünür ve yazar William Godwin’in kızı olan Mary Wollstencraft Godwin Shelley’in de katkısı vardır. Onun filizlendirdiği gotik edebiyat, cehennemi cennete Milton gibi yeğleyen Pessoa’nın vazgeçilmezlerindendir.
Shelley’in hayat arkadaşı, İngiliz romantik şiirinin muhalif ve protestocu sesi Percy Bysshe Shelley de Pessoa’dan uzak değildir. Pessoa, Shakespeare’in söyleminden, onun dizelerini özümseyerek uzak durmuştur.
İngiliz romantik şiirine adını Shelley’deki muhalif ve protest söyleme delifişekliği ekleyerek yazdıran, Türkçe bilen okurun, Lamia ve Hyperion başlıklı kitaplarıyla tanıdığı John Keats de Pessoa’dan uzakta değildir. Pessoa, Shelley’deki muhalif ve protestocuya, ondaki dizgin kabul etmeyen delifişeği katarak, ona beslendiği kalemler arasında yer vermiştir.
İsmet Özel’in, Waldo Sen Neden Burada Değilsin, diyerek seslendiği Ralph Waldo Emerson’ın bilinçdışı ve alter egosonda mekân tutan, Memet Fuat’ın Türkçeye, Çimen Yaprakları adını yakıştırarak kazandırdığı Leaves of Grass’la, Beat Generation’ın zeminini yıllar öncesinden hazırlayan Walter Walt Whitman’ın da cümleleriyle cümlelerini yoğuran Pessoa, sıralanan isimlerin, dünyaya geldiği topraklara ve dolayısıyla dünyaya sığmayan, onları taklit etmeyen temsilcisidir.
1648 yılında imzalanan Westphalia Antlaşması’ndan önce esamisi okunmayan, kapitalizm ve onun üst aşamasındaki neoliberalizmle birlikte konformizmi, hayata cevaplardan çok sorularla seslenen, deformasyona uğramış kişi değil, sorumlu ve bilinçli birey olmayı önemseyen insanların yirmi dört saatlerini zindana çevirmeye çalışan modernizm, Pessoa ve onun etkilendiği isimlerle bir arada anılamaz.
13 Haziran 1888’de dünyaya gözlerini açtığı, sömürgecilik adına yaşattıklarından yaka silktiği Portekiz’in başkenti Lizbon’da, kırk yedi yaşında, karaciğer illetinden kurtulamayarak 30 Kasım 1935’te sonsuzluğa kanat açan, Yahya Kemal Beyatlı ve Asaf Halet Çelebi’nin dizelerinde de ağırlanan, birçok müstear kullanan Pessoa, doğduğu şehri hiçbir yer olarak görüp her yere seslenen bir dünya insanıdır.
Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan bir başka Portekizli edebiyatçı José de Sousa Saramago ile, hiçbir yerden her yere seslenme bağlamında buluşturulabilecek olan Fernando Pessoa’yı eserleriyle yaşatmak, neoliberal düzeneğe ve onun rahminden düşen konformizme itiraz etmeyi beraberinde getirmiyorsa, göz, yorulduğuyla, vakit de harcandığıyla kalacaktır.
Mehmet Akif ERTAŞ

Son Yorumlar