Hüsrev Hatemi, Şiirimizin Tapu Sicil Muhafızı  

Hüsrev Hatemi, Hatemi kardeşlerin şair ve doktor olanı. Şairdir, doktordur… Edebiyattan matematiğe, matematikten hukuka, hukuktan siyasete, siyasetten dilbilime, dilbilimden tarihe çok geniş, çok boyutlu bir kültür coğrafyasının sınırlarında doru atlar koşturur. Çok geniş ve ipek gibi yumuşacık gönlünden muhabbet pınarları kaynar. Sözün, samimiyetin, tevazuun berrak suları… Dura dura, usul usul…

Güzel şiirler yazar Hatemi. Yakıcı nağmeler koşturur yüreklerimizde. Çokça dualar, hamd u senalar yollar Rabbimize. Hüseyni bir hüznü havalandırır bazen kanadı kırık turnalarla. Anneannesinden dinlediği türküler şaha kalkar bazen de. Şeyh Sadi-i Şirazi, Hâfız-ı Şirazi, Fuzuli, Hazreti Ali, Hayber Kalesi Cengi, Kerbela Faciası, Âşık Garip… Hüsrev Hatemi’nin süzülüp geldiği anlam dünyasının köşe taşları.

Klasik kültürümüzle mayalanmış ruhuna modern şiirin anlatım biçimlerini de giydirerek söyler şiirlerini. Tatlı, ayarında bir ironiyle de süsler bu şiirleri. Şiirlerinde Osmanlı bakiyesinin bin bir çeşit imajlar dünyasını yansıtır. Çok boyutlu, çok derin, çok kadim bir coğrafyanın içine düşeriz. Bir dâüs-sıla özleminin de…

“Tapu Sicil Muhafızı” şiirinde de söylediği gibi eski günlerin, anıların tapularını saklar Hatemi. Gözlüklü, siyah kolluklu bir tapu sicil muhafızı. Bu şiirinde kavgacı bir şiir yazma özlemini belirtmesine rağmen hiç de öyle olamamış. Melankolik, iç derinliği yoğun bir şiir… Bunda sanırım Anneannesinden dinlediği türkülerin ve Anneannesinin Hz. Hüseyin’e yaktığı ağıtların büyük etkisi var.

Hatemi’nin, Tapu Sicil Muhafızı (1984) Akşam Gümrükçüleri (1973-1984) Zamanın Sesleri (1968) Eski Kentte Bir Gece (1968) Lodosçu (1987) Grili Çocuk (1988) İstikbal Diken Terzi (1988-1989) adlı kitapları Dergâh Yayınları tarafından Şiirler adlı kitapta bir araya getirilmiş. Ayrıca kitaba açıklamalar ilave edilmiş. Şiirlerle ilgili bilgilere yer verilmiş.

Hüsrev Hatemi’nin şiirlerinde kadim edebiyatımızın derin izleri görülmektedir. Özellikle Divan Edebiyatımızın… Zaten kendisinin Divan Edebiyatı birikimi bizleri şaşırtacak boyuttadır. Bu noktada ben Hatemi’yi Attila İlhan’a benzetiyorum. Şiirler kitabını açıp okumaya başladığımda hemen aklıma Attila İlhan geldi. O da Divan Edebiyatı’nın söyleyiş biçimleri ve ikliminden etkilenmiş ve yararlanmış biriydi. Daha sonra kitabın açıklamalar bölümünde Hatemi, Attila İlhan şiirini çok sevdiğini söylüyor. Divan Edebiyatı’na duyulan bu muhabbet Hatemi şiirini diğer modern şiirlerden ayırıyor. Bilindiği gibi modern şiir birçok şeyi atlamıştı.

Şiirler kitabı kendi tevazu içinde akan bir nehir, gürültü etmeyen… Sözün büyüsünün bir ahenk içinde, huzuru bozmadan akışı. Kendi kültür havzasını ve kadim yatağını arayan bir akış olarak da değerlendirebiliriz buradaki şiirleri. Âşık Garip Coğrafyası şiiri söylediğimiz bu akışın göstergesidir. “Kola değil çay içmektir seni düşünmek/Seni düşünmek erzurum, tebriz, tiflis/Yani âşık garip coğrafyası.” Şairi bu kadar çok etkilemiş olan Âşık Garip 16. Yüzyılda Tebriz’de yaşayan Erzurum, Tiflis, Kars gibi yerleri gezen bir şair. Duru bir Türkçeyle yazmış ve söylemiş. Hatemi, çocukluğunda anneannesinden çok dinlemiş Âşık Garip’i. 

Şiirler kitabında dikkatimi çeken diğer bir şiir de Kendi Kendine Geometri şiiri. Şiir adeta âlemin geometrik bir tasviri gibi. Yaşamın ve ölümün… Ölüm burada sonsuzlukla tasvir ediliyor.   

“Dört adam, paçaları çamurlu,
Arkadan sırtları yamuk,
Pantolonları silindir.
Omuzlayıp götürmektedir,
Yere paralel bir kişiyi.
Dört adam, yere dikey,
Ve gönülleri iç bükey,
Sonsuza çizilmiş doğrular…
Önce yere dik,
Sonra paralel,
Sonra parçalanıp sağa sola,
Bir atom bombardımanı olacaklar.
Dört adam, şimdi yeri kazıp,
Toprağa bir ceset bıraktılar;
Yer küresine bir yerinden
Değen bir teğet bıraktılar.
Dört adam, şimdi İstanbul’un
Dört yanına dağılacaklar.
Toprak
Ve yere bıraktıkları ile
Dik açıyı koruyacaklar.
Sonra onlar da yere paralel,
Beklesin paraleller, beklesin
Sonsuzda kesişecekler.”

Hatemi’nin Hazin Kurallar şiirinde de söylediği gibi bu zamanlarda kurgusu değişmiş bir hayatı yaşıyoruz. Düşlerin bile düz olduğu, duyguların akacak mecra bulamadığı, yürek vadisinin nehirsiz olduğu, ömrün coşkudan uzaklaştığı, üstümüzde gökyüzü yerine basık bir tavanın olduğu zamanlar. Bu kesif zamanların dışına çıkmak için şiirin terkisine binmek lazım gelir. Şiirlerin rüzgârıyla uçup gitmek… Âşık Garip Coğrafyasında bir pınar başında soluklanmak…

Muaz ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir