Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.
İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?
Sevdiğim yazarların elimden tutmasıyla başladı diyebilirim.
İlkokulun ilk üç sınıfında yeni bir dilin içine girmeye, o dilin kurallarını öğrenmeye, kelimeleri sökmeye, cümleleri kurmaya hazır değildim. Tembeldim ve neredeyse her gün okuldan kaçıp sokağa sığınıyordum. Öğretmen beni sınıfta bıraktı. Bu yüzden yaşıtlarımdan ancak üç yıl sonra girebildim harflerin dünyasına. Ondan sonra da kitapların büyülü dünyasıyla tanıştım. Sokakları bırakıp evin bir köşesine çekilmeyi yeğledim.
Elime aldığım kitapların çağrıştırdıklarının, bende uyandırdıkları duyguların yerini hiçbir şey alamazdı. Zamanla bazı yazarları o kadar çok okudum ki onları aileden biri ya da daha önce tanıştığım kişiler olarak görmeye başladım. Kemalettin Tuğcu, ağbimin arkadaşıydı örneğin. Yaşar Kemal’i, haftada birkaç gece bizde buluşan ve tabakalarını açıp ağır ağır sigaralarını saran, dumanlarını çoğunlukla keyifle bazen de kederle havaya savuran, sohbetleri ballandıkça zamanı unutan yaşlı akrabalarımdan biri olarak görürdüm.
Bizi yazmaya iten en büyük güç çocukluk olsa gerek. O yaşlarda kitaplar kadar bana hikâye anlatanlardan da çokça etkilenirdim. Okuduklarım kadar duyduklarım da aklımdan gitmez, uzun zaman o hikâyelerin kahramanlarıyla kendi kendime konuşurdum. Çocukların tek hatası, erken büyümek istemeleridir. Oysa her yeni yaşta ne çok acı çekeriz, ne büyük hayal kırıklıkları yaşarız ve kendi derdimiz yetmez başkalarının derdini de yükleniriz. Tabii herkes için böyle olmaz ama vicdanlı yetiştirilen her insanda bunlar az çok görülür. Yazı yolculuğumu belirleyen temel şeyin çocukluğumun karnavalındaki obur neşe ile büyümenin sancısı olduğunu söyleyebilirim.
Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hâlâ da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?
Artık yolun başında değilim ama yine de her metne başladığımda acemi bir yazı işçisi olarak görüyorum kendimi. Metne en doğru yerden başlayabildim mi, dert edindiğim mesele görünür olabilecek mi, kahramanlarım beni yarı yolda bırakırsa ne yapacağım ve daha pek çok soruyla yazmaya koyuluyorum.
Bir metni bitirdiğimde de ‘Asıl yazmak istediğin metin bu muydu?’ sorusunu yöneltiyorum. Sanırım ömrümün sonuna kadar bu sorunun cevabı asla ‘Evet’ olmayacak. Öyle dediğim anda bir daha elime kalem almam gerekmeyecek.
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Abdullah ATAŞÇI
- 1973 Elazığ’ Palu doğumlu.
- İlk, orta ve lise öğrenimini Elazığ’da tamamladı.
- Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun oldu.
- Bir dönem gazetecilik yaptıktan sonra Millî Eğitim Bakanlığı’nda çalışmaya başladı.
- Öykü ve yazıları; pek çok dergi ve süreli yayında yayımlandı.
- Bir dönem Türkiye’nin ilk öykü gazetesi olan Kül Öykü’nün Yayın Kurulunda yer alan Ataşçı’nın, Sığ Suyun Balıkları (2006) ve Vicdan Saatleri (2008)’nin ardından bu kitaplarda yer alan seçme öyküler ile ilk kez kitaplaşan yeni öykülerden oluşan Kimse Bilmesin (2017) ve ilki 1915’te Rize’de, sonuncusu 2019 yılında Ankara’da geçen, Türkiye’nin farklı coğrafyalarında yaşanan ve her biri yaklaşık on yıllık bir zaman dilimine denk gelen öykülerden oluşan Susmak Derdi (2019) adlı öykü kitapları yayımlandı. Dağda Duman Yeri Yok (2011) adlı romanını Birîndar (2015), Yara Bende (2018), daha önce Selim Adanır adıyla yayımlattığı Ben Buranın Yabancısıyım (2020), Kar ile Kara (2021), Heder Ağacı (2022) ve Meryem’in Çiçekleri (2024) izledi.
- Öykü ve romanlarında Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyal ve siyasi koşulları, bunların insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini ve açtığı derin yaraları ele aldı.
- Yara Bende romanıyla 2019 Attilâ İlhan Roman Ödülü’nü, Meryem’in Çiçekleri romanıyla ise 2025 Yunus Nadi Roman Ödülü kazandı.

Son Yorumlar