Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.
İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?
Yazarlık bir yolculuk falan değildir. Yolculuk denen şey bir varış noktasına inanmayı gerektirir. Oysa bu düpedüz bir kuyuya atlamaktır….
İçe doğru yapılan uzun bir yolculukmuş. Saçmalık. İçeriye gidilen hiçbir yol yoktur. Sadece bir çöküş vardır. Katman katman bir soyulma.
Önce kibirden arınırsınız, sonra korkudan, sonra o zavallı “ben” denen şeyden. Geriye kalan tek şey bir ses. O ses sizden büyüktür. O ses sizi annenizin karnından bile önce var etmiştir.
Yazma eylemi, o sesin karşısında tek bir doğru pozisyon alabilmek için verilen bir savaştır: diz çökmek ya da direnmek…
Ben ikisini birden yapıyorum. Her cümle, o sessizliğin suratına atılmış bir tokat.
Her sayfa, kendi üzerinize basa basa düştüğünüz kuyunuzdur.
Yolculuk dediğiniz o şey, işte bu düşüşün ta kendisidir.
Kimseye kendinizi ve kendiniz dışındaki bir şeyi anlatamazsınız.
Anlatan yalan söyler.
Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hâlâ da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?
Şu, bir insan, kendini yok etmesi gerektiğini bildiği halde, bunu yaparken neden bu kadar estetik bir acı içinde kıvranır?
Bu soru, bütün ahlak sistemlerinin arka bahçesinde çürüyen bir kemiğe benzer. Yazdığınız bütün karakterler, aslında bu sorunun birer avukatıdır. Kimi intiharı bir sone gibi besteler, kimi bir cinayeti bir fresk gibi işler.
Temel mesele aynı kalır: bu yok oluş sahnesi neden bu kadar şiirsel olmak zorunda? Neden bir çürümenin kendine özgü bir dansı vardır? Ben bu soruyu her satırda yeniden kurarım. Cevaplamak için değil
Cevaplanmayacak bir sorunun ağırlığını omurgamda hissetmek için. Saldırgan olduğum kısım şu: siz okur olarak bu sorunun sizi ilgilendirmediğini sanıyorsunuz. Oysa her sabah aynaya bakışınız, her “nasılsın” sorusuna verdiğiniz cevap, her sevdiğiniz insanın sırtınıza sapladığı hançeri bir gül gibi koklayışınız…
Hepsi bu sorunun birer kopyası. Yazarlık dediğiniz o mevki, aslında bu sorunun karşısında sadece birkaç saniye daha fazla dayanabilme sanatıdır. Başka bir şey değil.
Ve kimse buna hazır değil.
Siz bile.
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Lokman BAYBARS
- Altı çocuklu bir ailede Konya/Ereğli’de doğdu.
- Aile kütüphanesinde okuma/yazma öğrendi, matematik/mantık ve dil eğitimi aldı.
- İlk ve Orta Öğretimi Ereğli’de tamamladı.
- Trakya, Selçuk ve Dokuz Eylül Üniv. eğitim gördü.
- Ankara’da yaşıyor.
- Öykü Santrali, Saçlarımı Geri Verin ve Nietzsche’nin Saati adında yayınlanmış üç kitabı bulunmaktadır.
- Şiirleri ve Öyküleri ulusal ve uluslararası dergilerde yayınlamaktadır.

Son Yorumlar