İçten Kozmoza – XI I Zeynep S. YALÇIN: “Yazarken Kendi İçimdeki Arayışlarla Karşılaşıyorum.”

Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.

 

İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?

Yazarlık yolculuğum, çocukken babaannemden dinlediğim masallarla başladı. Asla bitmesini istemediğim o masal evreni gerçek dünyadan daha cazip gelirdi. Ya sonra, derdim babaanneme, ya sonra ne olmuş? Neden öyle değil de böyle davranmış, neden oraya değil de buraya gitmiş gibi dünyayı ve insanı anlama çabasının sorularıyla bunaltırdım babaannemi. Çocukluğundan beri bildiği masalları bizim için uzattığını anlamaz, uzatabildiği kadar uzatmasına rağmen yetinmez, ablamla birlikte her masala kendimiz yeni sonlar uydururduk. Sanıyorum ilk tohumlar bunlar oldu, farklı mümkün dünyalar için bitmeyen sorular…  

Sonra masalların büyülü ve geçirgen sınırları yerini, gerçek dünyanın sert duvarlarıyla karşılaşmanın şaşkınlığına bıraktı. Bu şaşkınlık hâlâ sürmekte. İnsanların anlattıkları kadar sustukları, görünen kadar görünmeyen yanları da anlatılmalıydı. Bir yüzün taşıdığı anlam, bakışlara sığmayan özlem, söylenmeden kalan cümleler, gecenin en ıssız saatlerinde sebepsiz büyüyen hüzün, kalabalığın içinde birden beliriveren o yapayalnızlık duygusu… Bu hissiyatları kelimelere büründürmek istedim.

Hayatın görünür tarafında olup bitenlerdense, ruhun derinlerindeki boşluğa yaklaşmak istedim. Zaten bu boşluk ve eksiklik duygusu değil midir insanı bir arayışa meylettiren, yazmaya heveslendiren. Her insanın içinde bazen sahibinin bile tam olarak giremediği odalar vardır. Kimi zaman bir yara, kimi zaman bir sevda, bir özlem, kayıp bir duygu, kimi zaman da adı konulamayan bir eksiklik o odalarda yaşamaktadır. Yazdığım karakterler o kapalı odalardan ses verdi, her biri kendi kaderini yaşarken insan ruhunun başka bir yüzünü de görünür kıldı.

Öykülerimde kurduğum dünyaların içinde tamamlanmışlık değil, adı olmayan, adı olsa da yönü değişen bir hasret var. Çünkü insanın nereye varsa içinde taşıdığı bir türlü dinmeyen o hasret duygusu, beni her zaman büyülemiştir. Dünyanın en güzel anları bile kalpte bütünüyle dinmeyen bir hasret bırakır. Kavuşmanın içinde ayrılığın gölgesi, mutluluğun içinde zamanın kıyıcı adımları hissedilir. Kalp, elinde tuttuğu güzelliği severken bile daha uzak daha saf daha ulvi bir güzelliğe doğru yönelir.

Yazarken kendi içimdeki arayışlarla karşılaşıyorum. Bir karakterin yalnızlığını anlatırken yıllar önce unuttuğumu sandığım o tek başınalık duygusu yeniden uyanabiliyor. Bir aşkı anlatırken insan ruhunun neden bu kadar derinden bağ kurduğunu düşünmeye başlıyorum. Bir ayrılığı yazarken kalbin kaybetmeye neden razı olmadığıyla yüzleşiyorum. Bu nedenle öyküler benim için olayların sıralandığı maceralardan ibaret metinler olmadı, olaylara karşı karakterlerin duyguları, tavır alışları, yenilgileri, vazgeçişleri veya kabulleri cezbetti daha çok. Yazarlık yolculuğum da hâlâ aynı yerde devam ediyor, hayrette, kalbin karanlıkta kalan kıyılarına biraz daha yaklaşabilme arzusunda.

Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hâlâ da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?

Yazdığım bütün öykülerin merkezinde yıllardır değişmeden duran bir değil birçok soru var elbette. Cevapları bulunca ya da bir yerde pes deyip cevabı aramaktan vazgeçince yazmak da biter sanırım. O sorulardan benim için en mühimi şu, insan neden kalbinde adını koyamadığı bir hasret taşır? Nereye, kime varsa dinmeyen bir hasret… Bu soru bazen bir aşk hikâyesinin içinde karşıma çıkıyor, bazen ölüm ve ayrılık üzerine yazılmış bir sahnede, bazen de sebebi kendinde gizli kalarak gökyüzüne bakan yapayalnız bir karakterin sessizliğinde.

İnsan ruhunda kadim bir hasretin yaşadığını, onun da bizimle birlikte nefes aldığını yahut daraldığını hissediyorum. Bir yüzle karşılaşıyoruz ve onu ilk kez görmemize rağmen içimizde tanıdık bir sıcaklık beliriyor. Bir ses duyuyoruz, kalbimiz yıllardır beklediği bir şeyi bulmuş gibi çarpıyor. Gün batarken, yağmurun sesini dinlerken, bir çocuk gülerken açıklayamadığımız tuhaf bir hüzün de gelip yamacımıza oturuyor. Sanki ruh, hatırlayamadığımız bir güzelliğin eksikliğini hissediyor da yanında yöresinde ne varsa onu o sanarak anlamlandırıyor. Bu yüzden hasret üzerine düşünmeyi önemsiyorum, onun içinde insanı aşan bir taraf bulunduğuna inanıyorum. İnsan, hasret duyduğu şeyde, daha büyük bir hakikatin ışığını arıyor. Birine, bir şeye, bir yere duyulan hasretle, zamanın ve ölümün sınırlarını aşmak istiyor ısrarla. İşte kalbin bu ısrarlarıdır beni daima etkileyen ve yazmaya iten sebep.

Kahramanlarım farklı dünyalarda yaşayabilir, farklı acılarla sınanabilir, birbirinden uzak kaderlere sahip olabilirler fakat hepsinin içinde ortak bir arayış bulunuyor; eksilmeyen bir güzelliğe ulaşma arzusu, kaybolmayacak bir yakınlığa duyulan ihtiyaç, merhamet, ruhun teskin olması… Mümkün müdür bu? Mümkün olup olmadığını kahramanların peşinden giderken öğrenmek istiyorum. Kahramanlar o arayışın etrafında biraz daha dolaşıyor, yaklaşıyor, bazen de uzaklaşıyor. Ben de yazarken aynı hissin peşinden yürüyorum. İşte her öykü, bu soruya verilmiş yeni bir cevap denemesi gibi geliyor bana. 

Teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Zeynep Sati YALÇIN

    • Amasyalı olan yazar ilk ve orta öğrenimini Amasya’da, lisansını Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde, tezli yüksek lisansını Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Yeni Türk Edebiyatı alanında tamamladı.
    •  Özel ve resmî kurumlarda öğretmenlik ve MEB ders programları ile ders kitabı yazım komisyonunda görev yaptı.
    • Hedef Radyo’da “Edebiyat Günlüğü” programını, TYB Ankara şubesinde “Bizim Hikâyemiz” programını hazırlayıp sundu.
    • BAİBÜ’de “Yaratıcı Yazarlık” eğitimleri verdi. Ankara’da Bilim ve Sanat Merkezinde öğretmenliğe devam etmektedir.
    • Yedi İklim, Ay Vakti, Yitik Söz, Berdücesi, Şehir Defteri, Dil ve Edebiyat, Edebiyat Ortamı, Türk Edebiyatı, Aydos, Hece, Hece Öykü, Türk Dili dergilerinde şiir, söyleşi, deneme ve öyküleri yayınlandı.
    • Şiir ve öykü dalında ödülleri olan yazar birçok antolojide yer aldı.

Kitapları

    • Çölden Sonraki İlk Kuyu – Sokak Kitapları Yayınevi, 2011
    • Beklerken – İz Yayıncılık, 2014
    • Şeker Kırığı – İz Yayıncılık, 2017
    • Adım Adım – Eşik Yayınları, 2017
    • Unutma Sancısı – Hece Yayınları, 2020
    • Düş Bahçesi – Karavan Çocuk Yayınları, 2022
    • Muhteşem Ayevi – Küçük Ev Yayınları, 2025

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir