Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.
İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?
Hayallerim, evde ve etrafımda anlatılan masallarla başladı. Üç kuşağın bir arada yaşadığı bir ailede doğdum. Etrafımda hep sesler ve konuşmalar vardı. Sözcüklere anlam vermeye başladıktan sonra hayal dünyam da aydınlanıyordu. Kahramanlarım bazen bir horoz, bazen bir kedi, ağaçta cikcik eden bir kuş, deniz kenarındaki balıkçı sandalları, mısırcılar, kağıt helvacılar falan. Yani etrafımda ne görüp, ne duyuyorsam onlar.
Önceleri her yakaladığım büyüğüme “bana masal anlat” diye tutturan ben, 5 yaşına gelince, “gel sana masal anlatayım” demeğe başlamışım. Yani kurgular başlamış.
İlk şiirimi ilkokul birinci sınıfta, okuma bayramında okumak için yazmıştım! Tabii şiir denirse? Ama o dizeleri yazmış olmak beni çok mutlu etmişti. Ve daha sonra hep yazmak istedim.
Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hâlâ da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?
Yazmak için peşinden koştuğum sorular ve cevaplara gelince, onlar hiç bitmeyecek. Çünkü insan dünyaya farkındalıkla bakarsa, her an cevabını aradığı bir soru ve sorulmuş sorulara vereceği cevaplar var. Yazmak, bir anlamda sesleri yakalamak gibi. Rüzgarın önünde uçuşan en kıymetli mücevherleri yakalamak ve insanların bu mücevherleri beş duyuları ile hissederek bunların çoğalmasını sağlamak oluyor. Yazmak, çoğalmak. Fikir ve düşüncelerin, anların klonlanması gibi. Her okuyan aynı anlamları yeniden hissedip yaşıyor.
Yazmak, bir anlamda, kalıcı olma çabası. Bir mağara yazısı, binlerce yıl önceden kalmış bir mezar taşı ne kadar kıymetli. O dönemlerden kalmış ne altın, gümüş, ne para pul bu günün insanın bir yarar sağlamıyor. Sadece yazı, iyi ki var diyorum.
Yazıyı, kutsallık anlamında çok kıymetli buluyorum. İster yazmak, ister okumak olsun. Hayatımın en kıymetli iki olgusu. Başka insanlara da bu duyguları hissettirebiliyorsam, galiba dünyaya geliş sebebimin önemli bir kısmını yerine getirmiş olacağım.
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Sabriye CEMBOLUK Biyografisi

Son Yorumlar