Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.
İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?
Zamanını tam olarak bilmiyorum ama kendimi bildiğimden beri yazıyorum, yazmadığım anlarda da yazıyı, yazacağım, yazabileceğim şeyleri düşünüyorum; kurgu, biçim, karakter tasarlıyorum. İlk yazdığım şeyler birçok yeni yazan gibi kendime, kendi çocukluğuma ilişkin şeyler oldu; toy deneyimler, yaşantılar, yanılsamalar, çocukluğun gençliğin gözünden şeyler. Sonra, yazdıkça, hayatı öğrendikçe, dil bilinciniz, bakma, görme yetiniz, dünyayı kavrayış biçiminiz de gelişiyor, yazar olma yolunda ilerlemeye başlıyorsunuz, başka coğrafyaların yazarlarıyla, insanıyla tanışıyorsunuz, insanın her yerde insan olduğunu kavrıyorsunuz, kendinizi sonu asla gelmeyecek bir yolculuğun içinde buluyorsunuz, her gün yeni bir şeyler öğreniyor, bir şeylerin farkına varıyorsunuz; yaratıcılığın sınırı yok.
Ben öykü yazıyorum, her öyküden sonra daha iyisini yazmak istiyorum, sonra daha iyisini; sonuçta siz yazdıktan sonra okur karar veriyor. Okur, o öyküde kendinden, çevresinden bir şeyler buluyorsa, onda bir yaşantı uyandırmışsa iyi yoldasınız demektir.
Ben okur görüşünden, kendi adıma aldığım olumlu olumsuz eleştirilerden, yorumlardan çok yararlandım, en azından yolun neresinde olduğumu bana anımsattılar. Her yazarın bir olgunluk dönemi olduğunu biliyoruz, gayet doğal bir gelişme sürecidir bu. Yazar, olgunluk döneminde bile olsa kendini ölene dek aşmaya yazgılı birisidir.
Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hâlâ da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?
Dünyada oluş sebebimiz nedir? Kafamı, düşüncelerimi, öykülerimi çok meşgul eden bir soru. Bunun bir yanıtı yok; daha doğrusu, yanıtı: hayatımız boyunca karşılaştığımız binlerce olay, yaşadığımız onca deneyim, acı, sevinç, mutluluk…
Hepsi aynı soruyu soruyor: Dünyada oluş sebebimiz nedir?
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Zafer DORUK
- 1956’da Bitlis’te dünyaya geldi.
- Henüz bir yaşındayken ailesi Adana’ya yerleşti.
- Ömrünün elli iki yılını bu şehirde geçirdi.
- Adana Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra hayata atıldı, yirmi iki yaşında evlendi, üç çocuğu oldu.
- Fabrika işçiliği yaptı, ayakkabı mağazası açtı, işleri bozulunca kapattı, işportada terlik sattı.
- 1995’te “Bir Uçumluk Kanat Lütfen” adlı dosyasıyla Orhan Kemal Öykü Ödülü’nü;
- 2000’de bir öyküsüyle Oktay Akbal Öykü Ödülü ikinciliğini kazandı.
- 2002’de Çal Dedim Klarnetçi Çocuğa,
- 2004’te Aşkgüzar,
- 2006’da Soyka,
- 2012’de Beyaz Atlı Geceler,
- 2019’da Kimselere Yâr Olmayan Kuşlar,
- 2021’de Karsambaç,
- 2024’te Âlemciler adlı öykü kitapları yayımlandı.
- “Soyka” adlı öyküsüyle Abdullah Baştürk İşçi Öyküleri Ödülü’nü aldı.
- Bir öyküsü, Avustralya’da 42 dilde yayın yapan SBF radyosu tarafından düzenlenen uluslararası öykü yarışmasında Türkçe dalında birinci oldu.
- Seçme öyküleri Ay Işığının Bilirkişiliği adlı kitapta derlendi.
- 2008’den itibaren İstanbul’da yaşamaya başladı.

Son Yorumlar