Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.
İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?
Yazma arzusunu içimde hazır buldum. Ortaya çıkması için bazı etkenler gerekliymiş ki onlar da kendilerini çeşitli vesilelerle gösterdiler. İlki; babamın tayininin çıkmasıyla daha ilkokula yeni başlamışken ikinci sınıfın ikinci dönemiydi, başka bir ilçeye taşınmamız oldu. Sevgili öğretmenim Atıf Büyükbaş’tan ve arkadaşlarımdan ayrı kalınca bir de baktım ki her birine mektup yazıyorum. İlkokul sona yaklaştığımda ise evde beş kardeş ve bir amca oğluyla altı çocuklu bir aileydik ve sanırım annemin benim sorunlarımı dinleyecek vakti yoktu ve ben de üzüntü ve kırgınlıklarımı Allah’a mektup yazarak sağaltmaya çalıştım.
Küçük bir kâğıda duygu ve düşüncelerimi yazar, kâğıdı muska gibi kat kat katlar ve evimizin yan tarafında bulunan bir metrelik boşluktaki taşların arasına sıkıştırırdım. Yağmur yağdığında kâğıt ıslanacak ve sözlerim Allah’a ulaşacaktı. Hatta ara ara gider, yazılar silikleş mi diye kontrol ederdim. Yazılar hâlâ okunaklıysa kâğıdı aldığım yere tekrar sıkıştırırdım. Yazılar hiçbir zaman silikleşmedi fakat kâğıt elimde gittikçe paralandı. Mektup yazma işinin evrildiği bu nokta, kendimle ilgili bir farkındalık yaşadığım bir andı. Mark Twain’in; “İnsanın hayatında iki önemli gün vardır; biri doğduğu, diğeri niçin doğduğunu anladığı gün.” Dediği gibi ben de o gün anladım ki ileride bir yazar olacaktım. Bir karşılık bulamasam da yazacaktım, öncelikle kendim için…
Lise çağlarına gelince neredeyse bütün yazarlar gibi ben de önce şiir yazdım. Çünkü bizler sadece okuduğumuz kitapların değil okumadığımız kitapların da etkisi altındayız. Başta içine doğduğumuz aile, bizim yaratılış hamurumuzu karıp karıştırıyor. Evimiz bolca kitabın olduğu, dergi ve gazete aboneliği olan, babamın yeri geldiğinde Ziya Paşa’dan ezbere beyitler okuduğu bir evdi. Çocukken Şair Mehmet Akif İnan’ın kitaplarını raflarda görür ve kendisini uzak bir akrabamız sanırdım. Bu sebeple önce şiir yazdığımı düşünüyorum. Lise yıllarında kompozisyon derslerinin de etkisiyle deneme türü de yazma tutkuma eklendi. O yıllarda hem şiir hem denemelerimi çeşitli dergi ve gazetelere gönderdim ve yayımlanmasını büyük bir gururla takip ettim. Üniversite yıllarında ise öykü yazmaya başladım. Öykü yazmaya deneme-yanılma yoluyla başladığımı da özellikle belirtmek isterim. Anlatı bilimi dersimize giren Kıymetli Hocam Prof. Dr. Yavuz Demir Bey, öykü yazmanın “öğretilebilir” olduğunu iddia ederdi. Ben de kendi kendime, madem öyleymiş bir deneyeyim, dedim. İlk öyküm; “Çocuk” böyle ortaya çıktı ve aynı zamanda yayımlanan ilk öyküm oldu. (Bkn. Yedi İklim dergisi, yıl:1996)
O gün, bu gündür yazıyorum. Bana göre bir hevesle ya da herhangi bir nedenle yazmaya başlayabilir insan ancak bir yazar olmak tutku işidir; sabır, bilgi ve devamlılık gerektirir.
Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hâlâ da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?
Yazmak bana göre insanın kendini inşa etme sürecinde elinde tuttuğu/tutabileceği araçlardan biridir. Dil, bazen bir çapa olur; yazar kendi özünü çapalar, bazen bir ayna olur; hem kendine hem dış dünyanın yansımalarına oradan bakar. Ne olursa olsun öncelikle yazmak bir yüzleşmedir ve bu insana bahşedilen değerli bir yoldur.
İnancıma göre; “Oku! Rabbin ikram sahibidir. O, kalemle öğretti. İnsana bilmediğini öğretti.” (Eshatolojik Kur’an Çevirisi, 96: 3-4-5) ayetlerinde belirtildiği üzere insan; “kalemle öğrenen” bir varlıktır. Bu cihetle kalemle yazılanı okumak kadar kalemle ya da başka bir araçla yazabilmek de Rahman olan Allah’ın insana yönelik merhamet ve cömertliğinin bir tecellisidir. Peşinden gitmeyi bırakmadığım temel soru; bana bahşedilen bu nimetle son nefesime kadar kendimi nasıl inşa edeceğimdir.
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Mihriban İNAN
- 19 Temmuz 1972’de İzmir-Torbalı’da doğdu.
- Aslen Samsunlu.
- Yeşilırmak İlkokulu’nu (1983), Samsun İmam-Hatip Lisesi’ni (1990 ) ve Ondokuzmayıs Üniversitesi Türk Dili ve Edeb. Eğitimi Bölümü’nü (1996) bitirdi.
- Çeşitli eğitim kurumlarında öğretmenlik yaptı.
- İlk öyküsü; “Çocuk” 1996 yılında Yedi İklim Dergisinde yayımlandı.
- Öykü ve denemeleri Yedi İklim, Dergâh, Hece, Hece Öykü, Kafdağı, İtibar, Yumuşak G, Aşkar, Tasfiye ve Virüs dergilerinde yayımlandı.
- Öykülerinde ağırlıklı olarak değişim ve dönüşüm karşısında bireyin durumunu, ölüm olgusunu ve yüzleşme temasını işledi. Dil işçiliğine ve kurguya önem verdi. Öykülerin yanı sıra öykü dili ve yapısına dair eleştiri-inceleme türünde yazılar yazdı.
- Eshatolojik Kur’an Çevirisi’nin editörlüğünü de yapan yazar, sosyal medya üzerinden bu bağlamda yayınlar yapmayı sürdürüyor.
- Üç insan oğlu, iki kedi kızı, bir köpek oğlu var.
- Vejetaryen.
Öykü Kitapları
- Kadife Durağı (2001,Yedi İklim Yayınları, 2. Baskı 2014 Hece Yayınları)
- Hacıyatmaz (2008, Hece Yayınları, Türkiye Yazarlar Birliği yılın öykü kitabı ödülü)
- Aramızda (2012, Hece Yayınları)
- Herşey Çok Güzel (2015, Hece Yayınları)
- Daha Güvercin (2025, Hece Yayınları)
Deneme-İnceleme Kitapları
- Yekrek (2014, Hece Yayınları)
- Allah’ın Yardımcıları Olun (2017, Cinius Yayınları)
- İsa Mesih’in Yeniden Dünyaya Gelişi (Taner Eon Demirci Lopez’in Teoloji Derslerinden Derleme, 2017, Cinius Yayınları)
- Ölü Yemeyin, (2021, Cinius Yayınları)

Son Yorumlar