Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.
İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi.
Benim yazarlık yolculuğum aslında ilk çocukluk çağlarımda dinlediğim hikâyelerle başladı. O yıllarda sık sık elektrik kesintisi yaşardık. Bu kesintilerin akşam saatlerine denk geldiği zamanlarda babam bize “Kuş İsmail” lakaplı biraz muzip birinin maceralarını anlatırdı. Bazen de çocukluğunda okuduğu kitaplardan hikâyeler dinlerdik babamdan. Bir de sabahları arkası yarın tarzında dinlediği radyo tiyatrolarına ben de kulak kesilir ve hayaller kurardım.
Okuma yazma öğrendikten sonra babamdan dinlediğim hikâyelere benzer hayalî dünyaları kitaplarda bulmak beni çok heyecanlandırmıştı. Bu hikâyeleri okurken birkaç kişiyle çevrili küçük dünyamın dışına çıkabiliyordum. Hatta kendimi okuduğum kitaplardaki kahramanlarla özdeşleştirip onların yaşadıklarına benzer maceraların peşine düşüyordum. Nasıl bir çocuktunuz, diye soracak olsanız kendimi birkaç cümleyle şöyle tarif edebilirim; çok okuyan, çok maceracı, çok meraklı, çok hayal kuran…
Edmondo De Amicis’in Çocuk Kalbi, Jules Verne’nin Seksen Günde Devriâlem, Mark Twain’in Huckleberry Finn’in Maceraları, Jose Mauro De Vasconcelos’un Şeker Portakalı isimli kitapları bana okumayı sevdiren kitaplar oldu.
Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım Ankara’da geçti. İlkokul beşinci sınıfta şehir merkezine daha yakın, sosyal imkânları daha fazla olan Gazi Mahallesi’ne taşınmıştık. Devlet Demir Yolları Hastanesi’nin önündeki gazete büfesinden babam için günlük gazete, kendim için de aylık çıkan Bilim ve Teknik Dergisi’ni satın aldığımı hatırlıyorum. Elbette bende de gazete okuma alışkanlığı oturmuştu o yıllarda. Uzun yıllar günde iki gazete okuduğumu hatırlıyorum. Lise yıllarımda Gırgır, LeMan, Hıbır gibi mizah dergilerinin düzenli okuyucusu oldum. O yıllarda mizah kitapları okumaya sarmıştım; Muzaffer İzgü’nün ve Aziz Nesin’in kitaplarını defalarca okuduğumu söylemeliyim. Lise ve üniversite yıllarımda Türk ve Dünya klasiklerinin birçoğunu okudum. Sanırım düzenli okuma alışkanlığımın olması bugünlerin zeminini hazırladı.
Bir aralar kendimce şiirler de yazdım. Elbette şairlik iddiasında değilim. Benim yazma yeteneğimi edebiyat öğretmenim Tüzün Hanım fark etmiştir. Not konusunda cimri davranan bir öğretmen olmasına rağmen kompozisyon ödevlerinden ve yazılılarından tam not alan nadir öğrencilerindendim. Ancak uzun yıllar edebiyata olan ilgim kendimce şiir yazmaktan ve kitap okumaktan öteye geçmedi. Yazar olmak gibi bir hayalim yoktu. Matematik ve fen derslerini çok seviyor, mühendis olmak istiyordum. Ailem tıp okumam konusunda beni yönlendirse de üniversite tercih listesine mühendislik bölümlerini yazdım. Bu tercihimden asla pişman olmadım. Üniversite eğitimiyle birlikte teknik bir alana yönelsem de edebiyat bir dip akıntısı gibi hayatımdaki varlığını daima sürdürdü.
2018’de iş hayatıma bir yıl ara vermiştim. Zamanımı değerlendirmek için ODTÜ İngilizce Hazırlık Sınıfı’na kayıt yaptırdım. İleri seviye İngilizce sınıfında olduğum için sık sık İngilizce metin yazıyorduk. Yazdıkça kalemim iyice açılmıştı. Kurs çıkışı hocamızla koridorda sohbet ederken laf arasında, “Farkında mısın, sen arkadaşlarından farklı yazıyorsun,” dedi, sonra “bir tez atıyorsun ortaya ardından onu kanıtlayan ya da çürüten fikirlerden ördüğün deneme türünde metinler yazıyorsun,” dedi. Hocamızın bu sözleri bana lise edebiyat öğretmenimin kompozisyonlarım hakkında söylediği beğeni dolu sözleri hatırlattı. Yıllar sonra ikinci kez bir öğretmen tarafından yazdığım metinlerin takdir edilmesi yazma konusunda harekete geçmemi sağladı. 2019’da edebiyatla daha yakından ilgilenmeye karar verdim. Öykü yazmanın matematiği üzerine çalışmaya başladım. 2020 yılında bütün dünyada yaşanan pandemi döneminde çalışma hayatıma ara verdim. Artık gece gündüz okuyor ve yazıyordum. 2022 yılında öykülerimi dergilere göndermeye başladım. “Aynadaki Çatlaklar” isimli öyküm “Türk Dili” dergisi tarafından yayımlanmış bana da beş tane dergi gönderilmişti. Bu benim için çok önemli bir başarıydı. Dergide adımı defalarca okuduğumu hatırlıyorum. 2023’te “Tahta Bacaklı At” isimli öyküm 2023’de 3. Oğuz Atay Öykü Yarışması’nda seçkiye lâyık görüldü. Aynı yıl Nilüfer Kütüphane’nin düzenlediği 2023 Yılın Yazarı Tomris Uyar Öykü Yarışması’nda “Sağır Boşluk İsimli” öykümle seçkiye girdim. Bu iki başarı elimdeki öyküleri dosyalaştırma cesareti verdi. Bu süreç Ekim 2025’te ilk öykü kitabım Tahta Bacaklı At’ın MetinlerarasıKitap’tan çıkmasına kadar beni getirdi.
2023-2026 yılları arasında yedi farklı öyküm çeşitli seçkilerde yer almaya lâyık bulundu. “Karta Kaçtın, Seni Bundan Sonra Kim Alır?” öyküsüyle 2024 Edebiyatist Kristal Kalem Öykü Ödülü Seçkisi’nde, “Dünya Anamın Memesi” öyküsüyle İshak Edebiyat 2024 Öykü Seçkisi’nde, “Demet Apartmanı Cinayeti” öyküsüyle 2025 Yılın Yazarı Rıfat Ilgaz Öykü Ödülü Seçkisi’nde, “Kimse Yok Mu?” isimli öykümle 2026 Tarık Buğra Ulusal Öykü Yazma Yarışması’nda seçkiye lâyık görüldüm. “Çığırtkan Keklik” isimli öyküm 2026 Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması’nda mansiyona değer görüldü.
Okumaya ve yazmaya devam ediyorum.
Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hâlâ da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?
Yaratılış amacım ne? Hayatım boyunca kendi hikâyemin ne olduğu sorusunun peşine düştüm defalarca. Bir hikâyenin yan figürü hâline gelmeye başladıysam ya da gelişim sağlayamadıysam hemen oradan çıktım ve yeni bir hikâyenin içine daldım. Bu konudaki cesaretime ben de şaşkınım.
2019 yılında beni dışarıdan gözlemleyen iki öğretmenimin görüşlerinden yola çıkarak yeni bir hikâyenin peşine düştüm acaba benim yaratılış amacım yazarlık olabilir mi düşüncesiyle. İyi bir okur, iyi bir gözlemci ve meseleleri olan bir insan olduğumun farkındaydım. Meselelerimi uzun uzun anlatıyordum çevremdekilere. Değişen bir şey yok aslında, şimdi de yazarak anlatıyorum. En önemlisi de kendimi keşfediyor, yaratılış amacımı yazma yolculuğumda sınıyorum.
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Zeliha Tamer UÇAR
- Ankara’da doğdu.
- İlkokul, ortaokul ve liseyi Ankara’da okudu.
- Üniversite eğitimini Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde tamamladı.
- Yüksek Lisansını Gazi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Yapı Anabilim Dalı’nda yaptı.
- Ankara’da yaşayan yazar evli ve iki çocuk annesidir.
- Üniversite eğitimiyle birlikte teknik bir alana yönelse de lise yıllarından bu yana edebiyat yazarın hayatında her zaman varlığını devam ettirdi.
- 2019’da öykü yazmaya başladı.
- Öyküleri; Türk Dili Dergisi, Edebiyat Haber, İshak Edebiyat, Heceöykü, Daima Edebiyat gibi çeşitli dergilerde yayımlandı.
- 2023’te İnebolu Kültür ve Sanat Derneği’nin düzenlediği 3. Oğuz Atay Öykü Ödülü’nde “Tahta Bacaklı At” öyküsüyle seçkiye girdi.
- “Sağır Boşluk” isimli öyküsü Nilüfer Kütüphane’nin düzenlediği “2023 Yılın Yazarı Tomris Uyar” projesi kapsamında yayınlanan “Tomris Uyar Öykü Ödülü Seçkisi”nde yer almaya değer görüldü.
- 2024 Edebiyatist Kristal Kalem Öykü Seçkisi’nde “Karta Kaçtın, Seni Bundan Sonra Kim Alır?” isimli öyküsüyle yer aldı.
- “Dünya Anamın Memesi” öyküsüyle İshak Edebiyat 2024 Öykü Seçkisi’nde yer aldı.
- “Demet Apartmanı Cinayeti” öyküsüyle Nilüfer Kütüphane’nin düzenlediği “2025 Yılın Yazarı Rıfat Ilgaz” projesi kapsamında yayınlanan “Rıfat Ilgaz Öykü Seçkisi”nde yer almaya değer görüldü.
- “Kimse Yok Mu?” isimli öyküsü Akşehir Belediyesi’nin düzenlediği Tarık Buğra Ulusal Öykü Yazma Yarışmasında seçki kitapta yer almaya hak kazandı.
- “Çığırtkan Keklik” isimli öyküsü 2026 Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması’nda mansiyona değer bulundu.
- Ekim 2025’te “Tahta Bacaklı At” isimli öykü kitabı Metinlerarası Kitap’tan çıktı.
- On üç öyküden oluşan kitapta yazar, insanın peşini hiçbir zaman bırakmayan çocukluk travmalarının vakti zamanı geldiğinde bir şekilde gün yüzüne çıktığı anları, insan hallerini, ilişkilerdeki çatışmaları ve çıkmazları konu edindiği öyküleri zaman zaman gerçekçi, zaman zaman da ironik bir dille aktarıyor.
- Aynı zamanda kitap bütünlüğü içinde postmodern öykülere de yer verilmiş.
- Zeliha Tamer Uçar’ın öykülerinde hayat, en sıradan anların içinden büyülü, ürpertici ya da sarsıcı bir şekilde yükselir.
- Tahta Bacaklı At, kayıpların ardından beliren gölgelerden ailelerin görünmeyen yaralarına, suskunlukların ve bastırılmış öfkelerin izlerinden geçerek insan ruhunun gizli katmanlarını açığa çıkarıyor. Yazar kimi zaman bir evin sessiz köşesinde, kimi zaman bir balkondan görülen düşşel bir atın kişnemesinde okuru kendi iç yolculuğuna çıkarıyor. Bu kitap okuru hem kendi geçmişiyle hem de unutulmuş masalların yankısıyla yüzleştiriyor.
- Her öyküde, geride bırakılanların gölgesiyle, geleceğin kırılgan ihtimalleri arasında salınan bir yaşam…
Son Yorumlar